28 Mart Salı 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Divan Edebiyatı / 15. Yüzyıl Divan Şairleri ve Eserleri
Divan Edebiyatı

15. Yüzyıl Divan Şairleri ve Eserleri


YÜZYILLARA GÖRE DİVAN ŞAİRLERİ

15. YÜZYIL

Bu yüzyıl, devletin gücünün arttığı, Anadolu’da Türk birliğinin sağlandığı, İstanbul’un fethedilmesinin ardın­dan imparatorluk haline gelindiği bir dönemdir. Bu dö­nemin padişahlarının da şiirle ilgilenmeleri, şiir yazma­ları sanatın ve sanatçıların gelişmesinde çok önemli bir etkendir. II. Murat’n “Muradi”, Fatih’in “Avni’, II. Ba- yezid’in “Adli” mahlasıyla yazdığı Türkçe şiirler, bu pa­dişahların sanat yönlerini ortaya koymuştur. Diğer yan­dan ömrünün büyük bir kısmını Avrupa ülkelerinde sürgün hayatıyla geçiren Cem Sultan da vatan hasre­tiyle Türkçe şiirler yazmıştır.

Bu yüzyılın önemli şairleri Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati, Süleyman Çelebi ve Ali Şîr Nevaî’dir. Mercimek Ahmet, Âşık Paşazade, Sinan Paşa ise bu yüzyılın ileri gelen düzyazı ustalarıdır.

ŞEYHÎ (1371 – 1431)

15. asrın ilk yarısının en büyük divan şâirîdir. 1373­1376 yılları arasında doğmuştur. Eğitimine memleke­tinde başlayan Şeyhî, şâir Ahmedîden ve başka âlim­lerden ders okuduktan sonra, tahsilini ilerletmek için İran’a gitmiş, tasavvuf ve tıpta derinleşmiş, göz hekim­liğinde uzman olmuştur. Memleketine döndükten son­ra, bir eczâhâne açarak hekimlikle iştigal etmiş ve Flekîm Sinan olarak şöhret kazanmıştır. Şeyhî hekimlik­le uğraşırken, bir yandan da Germiyanoğluna kasîde- ler yazmıştır. Şeyhînin Yıldırım Bâyezid’in oğlu Emir Sü­leyman ile de münasebeti olmuştur. Osmanlı sarayı ile asıl teması Çelebi Mehmet zamanındadır. Çelebi Sul­tan Mehmet’i Karaman seferi sırasında 1415’te Anka­ra’da tedavi eden Şeyhî, hükümdarın özel doktorluğu­na alınmıştır. Bir müddet sonra tekrar memleketine dö­nen şair, II. Murat sultan olunca, onun adına Husrev ü Şirin’i yazmaya başlamış ve onunla bir hayli alakası ol­muştur. Hayatının son yıllarını memleketinde geçirmiş olduğu sanılan Şeyhî, 1431 yılı civarında vefat etmiştir.

Şeyhînin eserleri Divan, Harnâme ve Husrev ü Şi- rin’dir. Tıbba dair manzum bir risalesiyle Ney-nâme ad­lı ufak bir mesnevisi ve Hâb-nâme adını taşıyan At- tar’dan çevrilmiş bir mesnevisinin daha bulunduğu zannedilmektedir. Türk mizah ve hiciv edebiyatının şa­heserlerinden olan Harnâme, ince alay ve nükteleri ih­tiva eden 126 beyitlik bir mesnevidir. Çelebi Mehmet’e takdim edilen bu küçük mesnevinin telifine, şairin pa­dişahı tedavi etmesinin mükâfatı olarak aldığı Tokuzlu adlı köye giderken, tımarın eski sahipleri tarafından saldırıya uğraması vesile olmuştur. Şeyhînin her ba­kımdan en büyük eseri Husrev ü Şirin mesnevisidir. Dil bakımından da başarılı bir eser olan Husrev ü Şirin’de, daha sonra kullanılmayan birçok Türkçe kelime vardır.

**********

AHMET PAŞA (? – 1497)

15. yüzyıl divan edebiyatı şairlerindendir. (? – 1497) Edirne’de doğup Bursa’da vefat etmiştir. 1451’de genç yaşta Bursa’ya müderris, sonra da Edirne’ye kadı ol­muştur. Fatih’in tahta çıkmasından sonra padişahtan saygı görmüş ve kazaskerliğe getirilmiştir. Kısa süre sonra da vezirliğe terfi ettirilen Ahmet Paşa, vezirlikten alındıktan sonra Bursa’ya gönderilmiştir. Bursa’da san- cakbeyliği görevini yürütmüştür.

Şeyhi ile Necati arasında yetişmiş divan şairlerinin en büyüğü olan ve döneminde üstad bilinen Ahmet Paşa, kendisinden sonra da birçok şairi etkilemiş, şiirleri im­paratorluğun her tarafına yayılmıştır. Şiirlerini Divan’ın- da toplamıştır. Gazel, şarkı ve murabbaları ile meşhur olmuştur.

**********

NECATİ BEY (? – 1509)

Edirne’de doğmuştur. Asıl adı İsa’dır. İyi bir öğrenim gören Necati Bey, şiirleri ve hat çalışmalarıyla tanın­mıştır. Divan kâtipliğine atanarak İstanbul’a gelmiş, Sa­ray’ın takdirini kazanmıştır. Yüzyılının büyük şairlerin­dendir. Şiirlerinde Türkçe kavramların, atasözleri ve halk deyimlerinin geniş yer tutması, şiirinin temel özel­liği sayılmaktadır, 1509 yılında ölmüştür. Divan’ı vardır.

**********

SÜLEYMAN ÇELEBİ (? – 1422)

Meşhûr Türkçe “Mevlid” kasidesinin yaza­rıdır. Bursa’da doğmuştur. (1351 -1422) Bur­sa’da asrının ileri gelen âlimlerinden ilim tahsîl etmiştir. Resûlullah Efendimize olan muhabbeti, Vesîlet-ün-Necât isimli mes­nevisini yazmasına vesîle olmuştur.

Hazret-i Muhammed’in diğer peygamberlere olan bü­tün üstünlükleri, en güzel kelimeler ve en vecîz ifâde­lerle anlatılmıştır. Mevlid; münâcat, velâdet (Peygam­berimizin doğumu), risâlet (Peygamberliğin bildirilişi), mîrâc (Göklere çıkışı, Cennet’i ve Cehennemi görme­si), rıhlet (Peygamberimizin vefâtı) ve duâ bölümlerin­den ibârettir. Eserde çok olgun fikirler ve kompozisyon bütünlüğü vardır. Bazı yerlere gazel parçaları da ilâve edilmiştir. Aruz vezni ile yazılmıştır. Kafiyeler sağlamdır.

Süleyman Çelebi, Mevlidin dizelerinin mükemmel ol­ması için çok titizlik göstermiş, bu sebeple Mevlid, üs­tün sanat sâhibi dîvan şairlerince dahi sevilip beğenil­miştir. Mevlid’de hem olayların, hem de düşüncelerin anlatıldığı yerlerde, en kısa, en uygun ve mümkün olan en sade anlatım şekli kullanılmıştır. Mevlidde, he­men her türlü söz sanatına rastlanır. En çok cinas, teş­bih ve tekrir gibi sanatlara önem verilmiştir. Mevlid, li­rizm ve öğreticiliği iyi kaynaştırmış bir şiir kitabıdır. Ku­ruluktan uzak olduğu gibi, sırf coşkunluktan da ibaret değildir. Görünüşte kolaydır, fakat denendiğinde ben­zerinin yazılmasının çok zor olduğu görülür.

**********

ALİ ŞÎR NEVÂÎ (1441 – 1541)

15. yüzyıl Çağatay şairlerindendir. (1441 – 1541) Gençliği Meşhed, Herat, Semer- kand şehirlerinde geçmiştir. (Özbekis­tan’da) Mektep arkadaşı Hüseyin Bayka- ra, Herat’ı işgal edip Horasan sultanı olunca Ali Şîr’i Herat’a getirtmiş, ona sa­rayda değişik görevler vermiştir. Geriye kalan ömrünü şair bir sultan olan Hüseyin Baykara’nın yanında geçirmiştir.

Hamsesinde klasik İran edebiyatı mesnevi konularını (Ferhad ü Şirin, Leyla vü Mecnun v.b.) denenmemiş şekillerde işleyen Ali Şîr Nevaî, ilk şuara tezkiresi olan jie Mecalis-ün Nefais’te XV. Yüzyıl Çağatay ve Fars şairleri hakkında önemli bilgiler vermiştir. Mizan’ül-Ezvan adlı eserinde Türklerin kullandıkları nazım ve musiki şekillerini tanıtmıştır. Muhakemet’ül – Lügateyn adlı eserin­de ise Türkçe ile Farsçayı karşılaştırmıştır. Türkçenin Farsçaya göre anlam inceliklerini ifade etmeye daha elverişli olduğunu belirtmiştir.

Türkçe şiirlerini dört, Farsça şiirlerini de ayrı bir divanda toplamıştır. Eserlerinin sayısı 30’dan fazladır. Bu eser­lerde Türkçenin döneme ağırlığını koyduğunu, Farsça- dan geri kalmadığını göstermeye çalışmıştır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir