29 Mart Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Divan Edebiyatı / 18. Yüzyıl Divan Şairleri ve Eserleri
Divan Edebiyatı

18. Yüzyıl Divan Şairleri ve Eserleri


YÜZYILLARA GÖRE DİVAN ŞAİRLERİ

18. YÜZYIL DİVAN ŞAİRLERİ

Osmanlı Devleti’nin artık yıkılmaya yüz tuttuğu, siyasi açıdan zor günler geçirdiği bu asırda Divan şiiri de son parlak şahsiyetlerini yetiştirmiştir. Bunlar Sümbülzade Vehbi, Nedim ve Şeyh Galiptir.

Naima, Yirmisekiz Çelebi Mehmet gibi düzyazı sanat­çıları da yetişmiştir 18. yüzyılda.

SÜNBÜLZÂDE VEHBÎ (1719-1809)

18. yüzyıl divan şairlerindendir. Öğrenimini Maraş’ta yapan Vehbi, İstanbul’a geldikten sonra devlet büyük­lerine kasideler, tarihler sunarak kendini tanıtmıştır. Ka­dı olmuş, kadılıktan sonra elçi olarak İran’a gönderil­miştir. Görevi bitince İstanbul’a dönen Sünbülzâde Vehbi, değişik illerde kadılık görevinde bulunmuştur. Devrin ünlü şairlerinden olan divan sahibi Sünbülzâde Vehbi’nin diğer eserleri Lûtfiyye, Tuhfe, Nuhbe ve Şevk-engiz adlarını taşır. Nabi’nin Hayriyye’sine nazire olarak yazdığı, oğlu Lütfullah’a öğütlerini topladığı Lut- fiyye, didaktik bir mesnevidir. Tuhfe, Farsça’dan, Nuh­be, Arapçadan Türkçeye manzum birer sözlüktür. Her iki sözlük uzun yıllar okullarda bu dillerin kolay öğre­nilmesi için ders kitabı olarak okutulmuştur.

**********

NEDİM (1681 – 1730)

İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Ahmed’dir. iyi bir öğre­nimin ardından çeşitli medreselerde Müderrislik yap­mıştır. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından koru­nan Nedim, şiirleriyle devlet büyüklerinin ve özellikle de III. Ahmed’in takdirini kazanmıştır. Patrona Halil is­yanı sırasında ölmüştür. Nedim, Lale Devri denilen zevk ve eğlence döneminin şairi olarak yaşamış ve ya­şadıklarını şiirleştirmiştir. Dilde ve nazım biçimlerinde yenilikler denemiş, İstanbul’un eğlence dünyasını yan­sıtmıştır. Dış dünyada gördüklerini, gözlemlediklerini izlenimleriyle birleştirerek bir bakıma resimleştirmiş, Divan şiirine renk ve canlılık getirmiştir. Çağının güncel yaşantısını şiirleriyle çok iyi yansıtan Nedim’in kullan­dığı dil, dönemin İstanbul dilidir. Şiirlerinde halk dili ve söyleyişlerini de sıkça kullanmış, hece ölçüsüyle bir türkü yazmıştır. Birçok şairi etkilemiştir.

“Mahallileşme Akımı”nın temsilcisi olan sanatçı edebi­yatımızda şarkının da ilk örneklerini ortaya koymuştur. Divan şiirinin büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. Mü- nacaat, naat gibi dini kasideler yazmamış, hep din dı­şı konularda şiirler yazmıştır. Divan şiirinin yerli ve ger­çekçi bir havaya bürünmesini sağlamıştır. En başarı ol­duğu türler gazel ve şarkılardır. Patrona Halil isyanı sırasında (1730) ölmüştür. Nedim şiirlerini Divantnda bir araya getirmiştir.

**********

ŞEYH GALİP (1757 – 1799)

1757 yılında İstanbul’da doğmuştur. Babası da Mevlevî bir şair olan Şeyh Galip, çocukluğundan itibaren Mev­levi bir atmosfer içinde yetişmiş; Mevlana’ya sevgi ve hürmet duyulan bir muhitte büyümüştür. Konya’ya git­miş, Mevlâna Dergâhında girdiği çileyi bitirerek İstan­bul’a dönmüş, bir süre sonra Galata Mevlevihanesi’ne şeyh olmuştur. Ölümüne kadar irşad görevini sürdür­müştür. Önceleri Es’ad, sonraları ise Gâlip mahlasıyla şiirler yazmış olan Şeyh Galip, Sebk-i Hindî etkisinde “yeni tarz” şiirler ortaya koymuştur. Klasik edebiyatımı­zın son büyük şairi sayılmaktadır. Yeni imajlarla divan şiirinin daralan ufkunu genişletmiş, yoğun hayal, dü­şünce ve tasvire önem verip divan şiirini son çizgisine ulaştırmıştır. Şeyh Galip, Hüsn ü Aşk adlı eserini 1782’de bir iddia üzerine altı ayda yazmıştır. Bir mecliste Na- bi’nin Hayrabad mesnevisi okunmuş, daha güzelinin yazılamayacağı söylenmiştir. Galip ise bu eserin o de­rece değerli bir eser olmadığını söyleyince daha iyisini yazmaya davet edilmiş ve neticede altı ay içinde Hüsn ü Aşk ortaya çıkmıştır. Hüsn ü Aşk ve Divan’ı, şiirimizin anıt eserlerindendir. Divan edebiyatına yeni bir ruh, ta­ze bir nefes getiren Şeyh Galip 1799 yılında ölmüştür.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir