Ana Sayfa / Deyimler / Aç Yatarım, Dinç Yatarım Deyiminin Anlamı ve Hikayesi

Aç Yatarım, Dinç Yatarım Deyiminin Anlamı ve Hikayesi


Aç Yatarım, Dinç Yatarım Deyiminin Anlamı ve Hikayesi Kısaca

Bir şehir faresi ile bir tarla faresi ahbap olmuş­lar. Bir gün şehirli fare, ahbabını yemeğe davet et­miş. Tarla faresi o güne kadar tarlasından hiç ayrılma­mışmış. O yüzden, şehirli dostunun davetini, ürke çekine , kabul etmiş.

Davet günü gelip çattığında, tarla faresi, kendini bir süt kamyonunun kasasına attığı gibi, şehrin yolunu tutmuş. Aramış taramış, ite köpeğe sormus. kedilerden uzak durmuş, sonunda şehirli ahbabının evini bulmuş.

Önce sarılıp kucaklaşmışlar, bir müddet sohbet et­mişler. Yemek saati geldiğinde, şehirli fare, tarla faresi­ne öyle bir sofra kurmuş ki, akıllara zarar. Zavallıcık bu vakte kadar, mısır somağından, çürük cevizden, çe­kirge bacağından başka birşey kemirmemiş dişleri, az daha yerlerinden çıkacakmış, eğer onlardan önce göz­leri yuvalarından fırlamasaymış.

Pastırma mı ararsın, çerkez peyniri mi.. Kuru yemi­şin envai çeşidini mi, yoksa fındıklı akide şekeri mi…

Tarla faresi:

“Amanın gelene kadar çektiğim tüm sıkıntılara değ­di” diye düşünürken, şehirli ahbabı:

“Eyvahlar  olsun! Bir tıkırtı duydum. Kuyruğum kopsun ki, bu sarı kedidir” demiş.

Kedi lâfını duyan tarlalı pismiş kalmış. Bir süre et­rafı dinlemişler, bakmışlar gelen giden yok. Tam sofra­ya dalacaklarken, şehirli, bu kez de “Sus!” işareti yap­mış.

Öteki, “hayrola” diye fısıldamış.

“Kapanlara kapılayım ki bir tıkırtı duydum. Bu kara kedidir!”

Tarla faresi o akşam sofra başında, “kara kedi geldiydi, sarı kedi gittiydi..” diye korkup titremekten, ne karnını doyurabilmiş ne de onca şeyden bir lezzet ala­bilmiş.

Ertesi gün, şehirli dostunun evinden ayrılırken:

“Ahbabım, şimdi sıra sende, bir gün de sen bana yemeğe gel” demiş.Aradan az bir zaman geçmiş ki, bu kez de tarla fa­resinin kapısını, şehirli ahbabı çalmış. Şu oldu, bu bit­ti diye sohbet etmiş, sonra da sofraya oturmuşlar.

Tarla faresinin sofrası, hiç de şehirli farenin sofrası­na benzemiyormuş.

Bir iki mısır tanesi, birkaç parça çürük ceviz içi, iki üç ölmüş çekirge bacağı, orta iri bir meşe palamudu., hepsi bu.

Şehirli ağzını burmuş. Ahbabının hâline iç geçirmiş: “Ah benim aziz dostum. Bu tarla başlarında şu garibanlığı  ne diye çekip durursun. Gel yanıma yerleş! Yi­yelim içelim, bizim oralarda bir bolluk bir zenginlik var ki sorma gitsin..”

Tarla faresi bıyık büküp gülümsemiş bu söylenenle­re:

“Aman” demiş, “bolluğu da orada kalsın, zenginliği de.. Senin oralarda, kedi düşman, insan düşman, kö­pek azman.. Kapanı var, tuzağı var,  zehiri var.. Var oğ­lu var… Ben bu tarlamda rahatım, huzurluyum. Karnım aç yatarım ama dinç yatarım..”

  • ••

Bu deyim, “geçici bir maddî menfaat için, insanın kendisini harap edecek hallere girmesinin, minnet çek­mesinin, korku içinde yaşamasının hiç de akıllıca ol­madığını” anlatmak için söylenir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir