? Ağgül Seni Camekânda Görmüşler Türküsü | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Türküler / Ağgül Seni Camekânda Görmüşler Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ağgül Seni Camekânda Görmüşler Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ağgül Seni Camekânda Görmüşler Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ağgül Seni Camekânda Görmüşler Türküsünün Hikayesi

Ağgül’e varıp sorsalar; deseler ki, “Söyle terkeder misin? Yıllardır yavuklu bildiğin Mustafa’nı terkeder misin?” Ne der acep Ağgül. Terkederim der mi kî hiç! Seven sevdiğini terkeder mi? Ama töreler. Geleneklerin kötüleri. Ana-Babanın baskısı, koparır götürür seveni sevdiğinden. Geride kalan derdini türkülere döker. Türkülere sığınır. İçini türkülere boşaltır. Giden, gittiğini bilir. İçine atar. Dertlenir. Kaygılanır. O kadar! Derler ki, Ağgül köyün varsıllarından Mürsel Ağa’nın kızıdır. Güzel mi güzel. Adına uygun bembeyaz bir ten. Kara-kapkara saçlar. Kestane rengi gözler. Boy pos da yerinde. Salına salma yürüyüşü yürekleri yakıyor. Köy gençlerinin gözü Ağgül’de. Ama kimse de yan gözle bakamıyor, Ağgül’e. Nedeni de Mustafa. Herkes sevip sayıyor Mustafa’yı. Yoksul bir ailenin çocuğu Mustafa. Babası öldükten sonra, evin erkeği olmuş. Anasını ellere muhtaç etmemiş. Alnının teriyle geçimini sağlıyor. Gerçi zor oluyor, ama yakınmıyor Mustafa. Ağgül’üne de kavuşursa tasası kalmayacak. Gel gör ki, Ağgül’ün babası verimkâr değil Mustafa’ya.. Kim oluyor ki bizden kız isteyecek, ilkin kamını doyursun” diyor, iyi! Hoş! Ama, Ağgül öyle demiyor. “Bîr lokma bir hırka olsun yeter. Artığını istemem. Yeter ki Mustafa olsun. Mustafa yürekli. Mustafa dürüst. Çalışkan. Tuttuğunu koparır. Aç koymaz beni. Dünyanın malı dünyada kalır. Kim ne götürmüş giderken. Ben de çalışır yardım ederim Mustafa’ya. Geçinip gideriz” diyor. Diyor ya dinleyen kim? “Vay efendim vay! Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varır Kim veriyor da, o, Mustafa’ya varacak” diyor anası babası, illa ki Mustafa olmayacak. Şu! Bu! Bir de şehirliye düşkün, “şehirli köylüden iyidir. Bizim Şevket’gil şehire gitti de eli yüzü açıldı. Temiz yiyor, temiz giyorlar. Benim kızım şehirliye layık” diyor da başka birşey demiyor. Anası böyle diyedursun; Mustafa ile Ağgül sık sık buluşuyorlar. Akşamın karanlığı çöküp, el ayak çekildi mi, Ağgül’lerin bahçedeki ceviz ağacına yaklaşıyor Mustafa. Çok geçmeden de Ağgül, parmaklarına basa basa geliyor cevizin altına, sarmaş dolaş olup, dertleşiyorlar. Sonunda “T arın son olsun. Kaçıp gidelim hurdan..” diye kavilleşip ayrılıyorlar. Üç gün, beş gün; üç ay beş ay hep kavilleşiyorlar. Her gün yarına bırakıyorlar. Bir de geçim derdini düşünüyorlar. “Kaçıp nereye gideriz” diyor Ağgül. “kim bize ekmek verir!”. Mustafa: “Çukurova’ya gideriz gülüm. Çukur kimleri doyurmuyor ki bizi doyurmasın? Şimdi tam mevsimi üstelik. Kazmaya gideriz. Orak biçeriz, işi bol olur Çukur’un. Olmazsa ben Harman’da çalışırım. Sen de evdeci durursun bir çiftliğe. Çukurun çiftlikleri bizimkilere benzemez. Irgatı sayılmaz çiftliklerin. Kazan kazan bulgur pilavı yaparlar da yetmez ırgata. Her ağanın üç-beş evdecisi olur. Ev işlerini görürler. Kap-kacak yıkarlar. Yemeği yaparlar. Su getirirler. Zor değil işleri. Geçinir gideriz! Hele bir yarın olsun. Sen bohçanı hazırla. Yarın olsun gidelim” deyip kavilleşiyorlar. Yarın oluyor. Yine yarına kalıyor. Sözün kısası altı ay geçiyor aradan, her gece ceviz ağacının altında buluşup, dertleşiyorlar. Sonu gelmiyor. Yani ki, haydi gidelim diyen yok. Günlerden bir gün, Mustafa yine ceviz ağacının altına gelip bekliyor. Ay tepede. Ay tepeyi aşıyor. Ay kayboluyor, Ağgül yok ortalarda. Cevizin dibinde uyuyor kalıyor Mustafa. Sabahın ilk ışıklarıyla, uyanıyor. Toparlanıyor. Gördüğü düşleri hayıra yormaya çalışıyor. Zebanilerle uğraşıyor sabaha dek. Kaçıyor, kovalıyorlar. Duruyor, onlar kaçıyor. Uzaklaştıkça büyüyorlar. Elleri koca koca oluyor. Ta uzaklara gidip, kocaman ellerini uzatıyorlar Mustafa’ya, Bu kez Mustafa dönüp kaçıyor. Boğazı sıkılıyor. Nefesi kesiliyor, İlla ki nefesi. Ağgül’ü görüyor zebanilerin arasında. Elini uzatıyor tutamıyor. O da kaçıp onlara karışıyor. Gülüyor giderken. Alaylı gülüyor. Toparlıyor kendini Mustafa. Varıp köyün kahvesine giriyor. Sabah çayını içiyor. Kahveye gelenlerin selamını alıyor. Merhabalaşıyor. Ama dalgın. Düşünceli. Derken, çocukluk arkadaşı Zamir geliyor kahveye. Varıp Mustafa’nın yanına oturuyor. Yavaştan “Seninkinin işi bitti akşam. Lokumu dağıttılar. Elini çabuk tut, kaçır. Yoksa havanı alırsın.” diyor. Mustafa ayıkıyor birden. Demek işin içinde iş varmış. Demek onun için gelmemiş Ağgül, diyor kendi kendine. “Şehirden bir tanıdıklarının oğluna vermişler. Keleşzadeler’in oğluymuş. Zengin adamlardır Keleşzadeler. Konaklan dillere destan. Saray gibi konaklan var. Elini tez tut kaçır Ağgül’ü. Yoksa gitti gider” deyince, yüreği bir ateş harmanına dönmüş Mustafa’nın. Yan babam, yan!.. Akşamı zor edip, erkenden gitmiş ceviz ağının altına. Ama boş. Sabahı etmiş. Ağgül yok görünürlerde. Ertesi akşam yine beklemiş, fos!.. Eriyip akmaya başlamış Mustafa. Daha kaç gün oldu kavilleşeli. Kaçıp Çukur’a gitmeye kararlıydık. Çabuk döndü sözünden Ağgül deyip, kaderine küsmüş. Bir yandan da anası “Oğlum, davul dengi dengine çalar. Koca Mürsel Ağa, kızını bize verir mi?. Onlar kim, biz kim!., ben sana daha güzelini bulurum. Vazgeç bu kızdan. Sonu yok bu işin. El-aleme rezil etme bizi.” deyip, avutmaya çalışıyor Mustafa’yı. Mustafa umudunu yitirmiyor yine de. Ağgül bensiz olmaz. Döner gelir birgün, deyip ceviz ağacına gidiyor sık sık. Uçan kuştan haber bekliyor. Ama boş. Ne kimseden bir haber çıkıyor ne de Ağgül cevize geliyor. Derken, düğün günü gelip çatıyor.Koca Keleşzadeler’in düğünü de şanlarına uygun… Davullar çifter çifter vuruyor. Kazanlar kaynıyor. Güreşler tutuluyor. Köy meydanına bir odun yığını yapıyorlar. Gece ateşleyip, sinsin oynuyorlar. Üç gün, üç gece sürüyor düğün. Mustafa dağlara düşüyor. Köyden kaçıp gidiyor. Ama çok uzaklaşamıyor. Gözü ceviz ağacında. Ağgül’den kesmemiş umudu, Dönüp dolaşıp, köye geliyor. Doğruca da ceviz ağacının altına. Bekleyip, bekleyip gidiyor. Üçüncü günün sonunda, gelin arabasına bindiriliyor Ağgül. Araba ağır ağır yola çıkıyor. Mustafa da Kırlangıçtepe’ye tırmanıyor. Kırlangıçtepe, köyün en yüksek yeri. Şehire inen yol, ayaklar altında. Mustafa, düğün alayını, gözden ırayıp kaybolana dek seyrediyor. Düğün alayı gözden kaybolduktan sonra bile, ayak parmaklarının ucuna basarak gözetliyor yolu Mustafa. Sonunda bayılıp düşüyor olduğu yere. Ayıktığı zaman, ay buluta girdi giriyor. Deli gibidir Mustafa, kolu kanadı kırık. Ne yapacağını bilemiyor. “Ah Ağgül’le bir konuşabilsem. Gitmeden bir konuşabilseydim. Bir kere gelseydi ceviz ağacına. Alıp giderdim. Keşke alıp gitseydim bugüne dek. Eşek kafam, kıymetini bilemedim Ağgül’ün. Ben Ağgül’süz nasıl yaşarım? Ama döner Ağgül, birgün mutlaka döner, kaçar gelir bana” deyip umutlanıyor. Günler günleri eskitiyor. Aylar aylan. Ağgül gitti gider, hiçbir haber yok. Tek ha­ber, arada bir şehire inenlerden. Yolu düşüp Ağgül’ün konağının önünden geçenler; Ağgül’ü yüzünü cama dayamış dalgın dalgın düşünürken görüyor. Gelip, haberi Mustafa’ya iletiyorlar. Mustafa iç çekiyor. Hayıflanıyor. Kabına sığamıyor. Elinden birşey de gelmiyor. Dağlara koşuyor. Dolaşıyor. Koşuyor. Dolaşıyor. Koşuyor. Ge­ziyor. Akşamın geç vaktinde, dönüyor köye. Zorunlu olmayınca kimseyle konuşmuyor. En çok da Kırlangıçtepe’ye gidiyor. Şehire inen yolu saatlerce seyredip dönüyor köye. Onu en son görenler, elinde taze bir ceviz fidanıyla, Kırlangıçtepe ye tırmanırken gördüler. İlkin tepenin en görünür yerinde dikti fidanı. Sonunda yanık sesiyle bir türkü tutturdu. Ağlar gibiydi. Kırlangıçtepe’yi ağır ağır inişi, arkasına bakmadan yürüyüşü, illaki dilindeki türküsü en son anı oldu Mustafa’dan. O günden sonra kimse ne olduğunu bilmedi Mustafa’nın. Kimi Çukurova’ya inip yerleşti oraya dedi. Kimi, canına kıydı Mustafa teslim oldu kadere, yazık oldu, dedi. Ama Mustafa’nın son gün söylediği türkü kimsenin dilinden düşmedi. Köyün de sınırlarını taşıp, yankılandı yankılandı.

Ağgül Seni Camekânda Görmüşler Türküsünün Sözleri

Ağgül seni camekânda görmüşler ağ gülüm gülüm

Siyah saçın sırma ile örmüşler ağ gülüm gülüm

Rüyamda seni bana vermişler ağ gülüm gülüm

Beni böyle yakar kor gider misin yar eğlen eğlen dur ben de gelim

Evvel sevip sonra terkeder misin yar eğlen eğlen dur ben de gelim

 **************

Acı poyraz gibi deli esmedim ağ gülüm gülüm

Kaderime küstüm sana küsmedim ağ gülüm gülüm

Ben o yardan umudumu kesmedim ağ gülüm gülüm

Beni böyle yakar kor gider misin yar eğlen eğlen dur ben de gelim

Evvel sevip sonra terkeder misin yar eğlen eğlen dur ben de gelim



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir