23 Mart Perşembe 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Ahmed Rasim Makâlât ve Musâhabat

Ahmed Rasim Makâlât ve Musâhabat


Ahmed Rasim Makâlât ve Musâhabat

Ahmed Rasim Makâlât İçeriği

Ahmed Rasim Musâhabat İçeriği

İncelediğimiz dönem içerisinde eser veren Ahmed Rasim’in Makâlât ve Musâhâbât isimli kitabı kalın bir hacme sahip olup, kitabın içindeki yazıların birçoğu Meşrutiyet sonrası yani 1325 senesinde bunlar dışında kalan üç yazı ise 1323 senesinde yazılmıştır. Bu yazıların başlıkları aşağıda verilmiştir:

  • Yine Bu Bahara Dair (nisan, 1323, 13 syf)
  • Subh-ı Rûşen (15 Mart 1323, 7syf)
  • Musâhabe-i Rebiiyye(2 Nisan 1323, 11syf)

‘Yine Bu Bahara Dair’ başlıklı yazıda sanatçı, geçmişte bahar aylarının kendisi için çok büyük bir önem arz ettiğini söyleyip, geçmişte yaşanan bahar ayları ile şimdi yaşananları karşılaştırır ve hislerini şöyle dile getirir:

“Akşamın terâvetinde üşür, sabahın letafetinde ısınır, pazartesi veya çarşamba Hızır-İlyas’mış diye sevinir, yarın bağa köşke gideceğiz diye uyumazdık.” Galiba bu baharda çocuklar bunlardan hissedar olamayacakar.”[1]

Ahmed Rasim, baharın genel özelliklerinden bahsederken tabiatla ilgili bilgiler de verir. Sel baskınlarının ne zaman hangi şartlarda oluştuğundan, kurbağanın özelliklerine, uçurtmanın tarihçesinden çiçeklere kadar farklı birçok konuya değinir. Sanatçı, yazısını şu cümle ile tamamlar:

“Bence sadabâd baharda, şehrimizin ayine-i zerafet ve kıyafetidir.”

Subh-ı Rûşen, Ahmed Rasim’in sohbet tarzında yazdığı, evde kendi odasında, geceyle, ışıklarla, bazen okuyucu ile bazen de kendi ile söyleşerek oluşturduğu bir eserdir. Gecenin bir vakti evinin penceresinden seyrettiği manzarayı kendi hisleriyle, içtenlikle anlatır:

“O ne güzellik o? Bilseydim, uyumaz, onu bütün gece beklerdim. Görseydiniz siz de benim gibi mütehassis olurdunuz. Ayastefanos fenerine doğru aks eden bir huzme-i ziya-pûş neler yapmış, neler yapıyor?”

‘Musâhabe-i Rebiiyye’ tamamen sohbet havasında yazılmış bir diğer yazıdır. Havanın güzelliğinden söz edip meyvelerin çeşitliliğine dikkati çeken sanatçı, daha sonra günlük hayatta karşılaşılan bazı can sıkıcı olaylardan söz eder. Bir mahalle düşünün diyerek okuyucuya hayal ettirir: Uyumak istiyorsunuz ama sabah sırasıyla geçen seyyar satıcılar bir türlü buna izin vermiyor. Önce sütçü sonra simitçi… Bu şekilde karşısındakiyle sohbet ediyormuşcasına yazdığı yazıda bazen de kendi hatıralarından anlatır: “Geçen gün yine böyle naralarla tarakalarla uyandık”

Ahmed Rasim, yazının devamında başka bir konuya geçer ve komşusunun bahçesinde gördüğü çiçeklerden bahsetmeye başlar. Bu girişten sonra Romalıların çiçek ile ilgili tutumlarından bilgiler vermye başlar:

“ …ma’betlerden ziyafetlerden başka yerlerden isti’mâl etmez. Kadınlar bile ellerinde çiçek demetleri olduğu halde sokağa çıkmazlardı. Romalılar lisan- ezharda da vâkıf idiler.”

Sanatçı, yazısında bahar aylarından, özellikle nisandan şöyle bahseder: “Şafaklar, seherler kadar mutarra, sabâvetler kadar şen ve dil-ruba olan bazen yeni doğmuş çocuklar gibi giryeler eden nisan..”

Yazılarında daldan dala atlayan Ahmed Rasim, ne ararsanız bulacağınız dükkânlar gibi farklı birçok konuda kalem oynatmıştır. Bu üç yazının ortak olan noktalarından biri bahardan bahsetmiş olmasıdır. Olumsuzluk ve kötümserlik yerine hayata pembe gözlüklerle bakmayı tercih eden, ümitvar ve neşeli olan sanatçı belki de bilinçli olarak bu yolu tercih etmiştir diyebiliriz. Eserlerin yazılış tarihine baktığımızda ise birinin mart ayı diğer ikisinin de nisan da yazılmış olduklarını görürüz, bu sebeple üçünün de bahardan, güzelliklerden ve tabiattan bahsetmesi doğaldır. Ahmed Rasim, sosyal ve edebi alanlarda belli sıkıntıların yaşandığı bir yıl olan 1907 yılında yazdığı bu üç yazıda baharla edebiyatın gücünü birleştirip bütün olumsuz düşüncelerden sıyrılmayı başarmıştır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir