15 Ocak Pazar 2017
Ana Sayfa / Türküler / Alageyik Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Alageyik Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Alageyik Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Alageyik Türküsünün Hikayesi

Ben de gittim bir geyiğin avma

Geyik çekti beni kendi dağına

Tövbeler tövbesi geyik avma

Gidin arkadaşlar kaldım kayada

Siz gidin kardaşlar kaldım burada

Tövbe ya… Tövbe ki, tövbe! Yalnız geyik avına mı tövbe. Yoksa dağların doruklarına, kırların yeşiline, havaya, suya mı bu tövbe? Tüm güzelliklere mi tövbe. Eee ne dersin. Bir kez ecel elini atmaya görsün. Gençlik, nişanlılık, yakışıklılık para eder mi? Sebep? Sebep dizi dizi. Kimi bir yağlı kurşuna göğüs verir, kimi yele sele gider Sonra da türkülerin diline takılır, yıllar sonrasına taşınır olay. Öykümüz Toroslarda geçer. Toroslarda geçer ya, çukurun bitip tepelerin başladığı; Güneyin bitip, Güneydoğunun başladığı kesiminde Torosların, “Gavurdağları” derler buradaki Toroslara.Düz ovayı geçip, Antep-Maraş yolunu tutanlar, bu dağlardan geçmek zorundadır. Zorundadır ya geç geçebilirsen. Mübarek dağ değil, zulüm kalesi sanki. Alttan bakarsın sipsivri bir tepe. Sağına bakarsın dağ; soluna bakarsın dağ. Kıvrım kıvrım Gavurağı’nın tepesine tırmanmak zorundadır, bu dağı geçmek isteyenler. Bir yanından girilir dağın; döne döne tepesine gelinir. Yine döne döne inilir tepe aşağı doğru, inilir ya, sağı uçurum, solu uçurum. Sivri sivri kayalar ve sağda solda. Başı döner insanın kayalara bakarken. Şöyle bir taş parçası alıp atsan aşağı, kül ufak varır dibe. Kül ufak olurda, bir uçurumun dibinde dağılır kalır. Sözün özü; şimdi yol yolak yapılıp, geçit olmuştur. Gâvur Dağları ya, vakt-i zamanında ala gözlü cerenler, çatal boynuzlu geyikler, kılan keklikler, turaçlar cirit atarmış bu dağlarda. Kekliğin “keklik kayası” geyiğin “geyik dağı” varmış. Uçurumları, mağaraları da bir bir bilirmiş hayvancıklar. Eee bir dağda keklik olur, ceren olur, geyik olur da avcı atmaz olur mu oraya? Adım başı bir uçurum olsa; ve de uçurumun sonu ölüm olsa avcı avcılığını yapar. Düşer avının peşine. Düşer ya; eğer avcı gerdeğe girecek bir gençse; eğer nişanlısı onu gerdek odasında bekliyorsa, biraz dikkatli olmalı avcı değil mi? Ne gezer. Eğer öyle olsaydı, günümüze kadar gelen “Ala geyik” efsanesi, dilden dile doluşmaz, gönülden gönüle bir burukluk bırakıp gitmezdi. Halil, dal gibi bir genç. Bir de atıcı ki ehh! İşi, gücü geyikler Halil’in. Sırtlandı mı tüfeğini omzuna, ver elini Gavur Dağlan. Bir gün, beş gün olsa neyse ne! Bir hafta, on beş dağda kaldığı oluyor Halil’in. Gelgelelim geride bir anası, bir dekovar, Zeynep’in yalvanlarını en çok böylesi durumlarda ansır. Ve söylenir kendi kendine “hele bir düğün olsun. Bırakırım avı. Zaten bu geyikler tuhaf yaratıklar. Anlamadım gitti.” Günlerden bir gün, Halil yine tüfeği omuzunda atının sırtında tırmanmış kayaları. Bir de ne görsün, tam karşısındaki kayanın üstünde duruyor alageyik. Yanında da bir yavru. Bir yavru ki, daha boynuzlan çıkmamış. Tüyleri pırıl pırıl. Acemi. Ürkek. Halil dar atmış kendini attan aşağı. Siperlemiş kayayı. Basmış tetiğe. Yavru debelenmeye başlamış. Tüfeğini alageyiğe çevirmiş Halil bu kez. Çevirmiş ya alegeyik zıplayıp kaybolmuş birden. Varmış sırtlamış yavru geyiği, dönmüş köyüne. Dönmüş ya anası açmış ağzını, yummuş gözünü. “Anayı yavrudan ayıran iflah olmaz. Bu son olsun, vazgeç oğul” diye yeniden yakarmış. Ne derse boş! Olan olmuş. Halil de pişmanlık duymuş aslında. Ama ne gelir elden. Bu efsaneyi anlatanlar der ki, Halil epey bir zaman ava gitmedi. Ta ki, düğün gecesine dek. Davulların zurnaların eşliğinde gerdeğe girdiği geceye kadar, tüfeğine el sürmedi Halil. Sürmedi ama, gözü gönlü dağlarda. Kulakları geyik sesinde. İlk özlemi, Zeynep’ine kavuşmak, İkincisi de geyik avı. Bu iki özlem öylesine karışır ki bazan, koparıp atamaz birbirinden. Gün günü eskitir; özlem özlemi kamçılar. Ve gelir düğün gününe dayanır. Dayanır ki, bir yanda davullar zurnalar öte yanda saz söz. Üç gün üç gece sürer düğün. Erkekler bir yanda halay çekip lorke oynarken; kadınlar da kendi aralarında eğleniyorlar. Maniler söyleyip, oyunlar oynuyorlar. Dağdan taşman odunlar, gece yığılır köy meydanına. Bir ateş yakılır, sinsin ateşi. Sonra da sinsin oynanır etrafında ateşin. Güreşler tutulur. Üçüncü günün akşamı, güvey tıraşı yapılır. Ağır ağır traş eder güveyi berber. Bir yandan da kabak kemane, debilek çalar çengiler. Güvey tıraş edilirken, töreler gereği herkes bir bahşiş karşılığı şişelerle kolonya serper seyircilere. Ama bu bahşiş dolgun ir bahşiştir. Güveyin yakınları, arkadaşları daha çok bahşiş atmak için yarışırlar birbirleriyle. Güveyin tıraşından sonra, sağdıçlar oturur sandalyeye. Onların tıraşı da törenle tamamlanır. Sonra güvey sağdıçların arkasında düşer yola. Bir yandan da gençler “Atalım atalım” çeker. Karşıdan “Nereye” diye sorarlar “Herkesi sevdiğinin kucağına” diye yanıtlarlar. Hep birden silah çekilir, havaya kurşunlar sıkılır. Evin kapısına kadar böyle sürer bu. Sonra Halil’in sırtı yumruklanır, salınır içeriye. Gerdek odasının kapısında telli duvağıyla Zeynep ayakta beklemektedir Halil’i. Halil girer gerdek odasına; girer ya kulaklarında bir uğultu, gözlerinde bir karartı. Bir tek ses geliyor kulağına, geyik sesi! Hem de evin yanından geliyor ses. Halil durur. Kulakları kabartır sesin geldiği yana. Basbayağı geyik sesi bu. Üç günlük yoldan duysa, tanır geyik sesini Halil. Bir durur. “Kör şeytan, kör gözüne lanet”der. Atar adımını içeri. Daha fazla gelmeye başlar geyik sesi. Dayanamaz, duvardaki tüfeğini kaptığı gibi fırlar dışarı. Zeynep’ede “Şimdi gelirim” der. Fırlar dışarıya, ses yakından uzağa gitmeye başlar. Halil sesin peşinde. Ses Gavur Dağlarına doğru çekilir. Halil de peşinde. O gider ses uzaklaşır. Varır Gavur Dağına ulaşırlar. Ulaşırlar ki ne görsün Halil: Alageyik çıkmış kayanın üstüne, bakıyor Halil’e. Ayın şavkı vurmuş ki pırıl pırıl derisi. Bir de alaylı bakıyor ki Halil’e. Atar bir kayanın siperine kendini Halil. Nişanlar tüfeğini. Tam tetiğe basacak, fırlayıverir alageyik. Kayıp! Sonra yeniden sesi gelir yakından. Varır Halil. Bakar çıkmış bir kayanın tepesine geyik alageyik. Kaya da kaya. Üç bir yanı uçurum. Gözü kararır Halil’in. Uçurum görecek durumda değil. Yeniden yumulur yere. Basar tetiğe. Alageyik yığılır kalır kayanın üstüne. Halil’de bir heyecan, bir sevinç. Hem Zeynep’e kavuştum, hem de ava, diye geçirir içinden. Bir koşu geyiğin yattığı kayalara yönelir. Tam yanına alageyiğin, atar elini ki tutsun yeliği, alageyik fırlar ayağa. Fırlamasıyla da çifteyi sallaması bir olur Halil’e. Tüfek bir yandan Halil biryandan boylar uçurumun dibini. Gerdek odasında da Zeynep bir bekler, iki bekler, bakar geleceği yok Halil’in. Koşar tüfeğin asılı olduğu duvara bakar. Tüfeğin yerinde yeller esiyor. Fırlar allı duvağıyla dışarı Zeynep. Fırlarda anlatır durumu sağdıçlara. Herkeste bir merak bir telaş. Nerdeyse gün ağaracak. Halil yok ortalıkta. “Gerdek gecesi güvey kalır mı dışarda. Mutlaka başına bir iş geldi” derler. Köy gençleri gruplar halinde düşerler dağ yoluna. Şu tepe senin, bu tepe benim. Adım adım, karış karış. Derler ki, köy gençleriyle al duvaklı Zeynep, Halil’in düştüğü uçurumun kenarına ulaştıklarında, Halil’in sesi bir inilti gibi geliyordu uçurumun dibinden. “İp salalım çekelim yukarı” derler. Diyene kalmaz ses seda kesilir Halil’de. Zeynep bir al duvağına bakar, bir uçurumun dibinde yatan Halil’e. “Sensiz dünya haram bana” der, bırakır kendini Halil’in yattığı uçurumun dibine. Ogün bu gündür, bir ses gelir kayalıklardan. Uğuldar uğuldar bir türkü olur. Bu ses geyik avına tövbeler eden Halil’in yanık sesidir der duyanlar. Bu efsaneyi, dilden dile; kulaktan kulağa ulaştıranlar bir şey daha derler. İki sevgilinin düşüp can verdiği uçurumun dibinde, her yılın ilkbaharında, aynı günlerde, tam seher vakti tan yeri ağarırken iki tek çiçek açar. Bu çiçeğin biri kırmızı, duvak renginde, öteki mavi çalar. Tam çiçekler boylanıp birbirine kavuşacakken, ötelerden bir geyik uçarak gelir, çiçekleri yer. Bu her yıl böyle sürer gider. Çiçekler kavuşamaz birbirine.

Alageyik Türküsünün  Sözleri

Üç kardeştik gettik geyik avına

Geyik cekti bizi kendi dağına

Tövbeler tövbesi geyik avına

Arkadaşlar ben vuruldum kalbimden

Geyik heç getmiyor benim aklımdan

 **************

Tüfeğim kayada asılı kaldı

Elbisem bohçada basılı kaldı

Nişanlım sılada küslü kaldı

Arkadaşlar ben vuruldum kalbimden

Geyik heç getmiyor benim aklımdan

Alageyik Türküsünün Notaları

Alageyik Türküsünün Hikayesinin Notaları

Alageyik Türküsünün Hikayesinin Sözleri Notası



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir