24 Ocak Salı 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Alımlama Estetiği Kuramı Hakkında Bilgi

Alımlama Estetiği Kuramı Hakkında Bilgi

Alımlama Estetiği Kuramı Hakkında Bilgi 

Alımlama Estetiği Kuramını Genel Özellikleri

Alımlama Estetiği Kuramının Temsilcileri

Alımlama Estetiği ya da kuramı 1960’lann sonundan bu yana edebiyat eser­lerinin anlamı ve yorumu ile ilgili olarak okurun işlevini inceleyen çeşitli ku­ramlara verilen genel bir addır. Duygusal Etki Kuramını incelerken söz konusu etkinin arınma, zevk, heyecan ve estetik yaşantı gibi psikolojik alanda etkiler olduğunu görmüştük. Sanatın işlevi de bu etkileri uyandırmaktı ve sanatı tanım­lamak için sanatın özü olarak ileri sürülüyordu. Alımlama kuramı ise sanatın ta­nımıyla uğraşmaz, anlam sorununa eğilir. Esere anlamı yazar mı yükler, eserdeki sözcükler mi üretir, yoksa okur mu verir? Bu bir duygu sorunu değildir, düşünsel ve bilgisel bir sorundur ve bundan ötürü alımlama kuramı yorumbilim (herme- neutik) bağlamında öne sürülmüş bir kuramdır. (Moran, 1991: 219)

Alımlama kuramı, okuru merkeze alan bir kuram olarak özellikle poetmo- dem çağda sistemleştirilmiş ve postmodemizmle kol kola girmiş bir yaklaşım biçimidir. Postmodem dönemde sanatın da hemen her dalında, insana bakışta, onu ele alışta farklılıklar görülmeye başlanır. Bunları anlamak ve çözümlemek modem çağın yöntemleriyle olanaklı görülmemekteydi. Her tüketicinin biriki­mine, kafasındaki düşünce modellerine ve perspektiflerine göre anlam kazanan postmodem yapıtları çözümleyebilecek, anlamlandırabilecek bir yönteme, bir kurama ihtiyaç duyulur. Bu yöntem de “Alımlama Estetiği” olacaktır. Kuramın ana hatlarına geçmeden önce bir edebî eserin yapısına ve anlam dünyasına iliş­kin kısa bir açıklama yapılması yerinde olacaktır. Zira sanat eserleri birden çok anlam içerirler, çok katmanlıdırlar. Bu itibarla bir veya birkaç bakış açısı onları çözümlemeye tam anlamıyla yetmez. Sayısız bakışa, sayısız yanıt veren yapıtlara doğal olarak çok katı kuralları olmayan, asıl yaratıcı olarak gördüğü tüketiciyi öne çıkaran Alımlama Estetiği yöntemi ile yaklaşmak gerekmektedir. Özellikle postmodem kurgulu eserlerin sayıca çoğalması, bu kuramın ışığı altında eseri çözümlemenin ve okurun algılarını öncelemeyi de beraberinde getirir. Alımlama, “Wofgang Iser’e göre boşlukların doldurulması, Roman Ingarden’a göre ise, be­lirsiz alanların belirli hale getirilmesi” (Özbek, 2013: 12) olarak açıklanır.

Postmodem dönem içerisinde anlam kazanan alımlama kuramının temel yaklaşımını anlayabilmek için önceki dönemin yani modemizmin esere yaklaşı­mına kısaca yer vermek kuramın daha net anlaşılmasına yardımcı olacaktır. “Mo- demizm sağlamcıdır, onun yapıdan yorumlama, çözümleme yöntemleri daha çok tutarlılık peşindedirler. Savlannı ortaya koyarken sağlam dayanaklar ararlar. Ya­pıtın yaratıcısının biyografisi, yaşadığı dönem, sosyal çevre sorgulanır ve yapıtla ilişkilendirilir ve yorum ortaya çıkar; böylece tutarlı bir yaklaşım sergilenmiş olarak görülür; birçok sosyal bilim dalının verileri yapıt çözümlenmesinde daya­nak oluşturur; hemen hiçbir sosyal bilim dalı yoktur ki bizim şekillenmemizde rol üstlenmemiş olsun ve dolayısıyla hem yazan hem de toplumun perspektifini etkilememiş olsun. Yaratıcı da tüketici de önemlidir modem çağda. Alımlama Estetiği ise değişmez kurallan olmayışından ötürü, insanın her bakışım önemse­diği için, modemizm gibi seçici, küçümseyici bir tavır takınmadığı için bilimsel bulunmaz.” (Özbek, 2013: 12)

Postmodem eleştiri anlayışı içinde gelişen ve gittikçe önem kazanan alımla- ma estetiği, modemizmin verili ve rasyonaliteyi önceleyen sınırlarının çok daha ötesine geçerek metnin bir değil, birden fazla anlam içerdiği argümanını merkeze alır. Kendisinden önceki anlayışlardan farklı olarak alımlama kuramı, postmo­dem eğilimlerin yaşamın hemen her alanında kendini duyumsatmasıyla birlik­te popülaritesini de arttırmış, sanat yapıtının bir anlamı olduğunu, yorumcunun işinin bu saklı anlamı ortaya çıkarmaktan ibaret olduğunu söyleyen geleneksel yorum anlayışını değiştirmiştir. “Bunu kavrayan eleştiri çevreleri tek doğru, tek anlam peşinde koşmanın eskimiş bir yaklaşım olduğunu, yeni sanat anlayışını çözümlemede kısır kaldığım gördüler ve sanat üretim biçimlerindeki değişimler karşısında yeni bir tutum belirleme, yeni bir konum alma gereği duydular; kendi bakış açılarının yapıtın üretimine katkı oluşturacağının, ona anlam zenginliği ka­tacağının bilincine vardılar; sanat yapıtının ilettiği anlamın yalnız yaratıcısından kaynağını almadığını, tüketici deneyiminin, birikiminin ve gerçeğinin de yapıta can verdiğini gördüler. Yani okuma sürecinin okur için sadece bilgilenme süreci olmadığı, bunun aynı zamanda üretime katılma süreci olduğu düşüncesine geldi­ler. Son birkaç on yıla kadar metin incelemelerinde okur pek dikkate alınmamış­tır. Günümüzde ise eleştirmenler Alımlama Estetiği kuramım çağdaş yaklaşım olarak önemsemeye başlamış ve metnin anlamını okur ve metin arasındaki di­yalogla çözmeyi öne çıkarmışlardır. Çünkü Rosenau’nun dediği gibi ‘anlam bir metnin içinde yatmaz, metinle okur arasındaki etkileşimde bulunur’. Artık doğru veya yanlış, iyi veya kötü diye bir tanım, yorum alanında geçerliliğini kaybet­miştir. Bunun yerini tutarlı, tutarsız, dayanaklı, dayanaksız almıştır, yani önemli olan vardığımız sonuçlan temellendirmektir. Alımlama sürecinde metin ve okur arasında bir ilişki başlar; bunda metnin yaratıcısının artık herhangi bir yönlendir­mesi söz konusu olamaz. Baş başadır okur ve metin; araya başka kimse giremez; ilişkinin hangi boyutlara varacağı, nasıl derinlik kazanacağı, okura, okurun biri­kimine, okuma alışkanlığına bağlıdır; her okurla farklı olacaktır metnin ilişkisi. Bu ilişkide okurun metin karşısındaki tutumu belirleyici olacaktır; okuma süre­cinde okurda uyanan duygular, düşüncelerdir anlamı oluşturan.” (Özbek, 2013: 13-14) Her okur metin karşısında kendi yaşam deneyiminden yola çıkar ve kendi birikimlerinden istifade eder. Okuyucu metne bu doğrultuda ruh ve anlam verir. Nihai olarak alımlama estetiğinde bir metnin belirgin ve tek bir anlamı olmadığı, anlamı belirleyen asıl öğenin okur gerçeği olduğu söylenebilir. Böylelikle okur, sadece eser karşısında bir bilgilenme süreci yaşamış olmaz, aynı zamanda eserin üretimine de katkı sağlayarak etkin bir rol üstlenir. Böylelikle sanat eserinin ya­ratımının önemli bir parçasını teşkil edecek işlevler icra eder.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir