28 Mart Salı 2017
Ana Sayfa / Sorularınız / Altın Şehir El Dorado Gerçekten Var mı
Ödev Soruları

Altın Şehir El Dorado Gerçekten Var mı


Altın Şehir El Dorado Gerçekten Var mı

Sisli insanlık tarihimizin içindeki bazı gerçekler bizlere efsaneleşerek ulaşıyor olabilir mi? Günümüzde bunu düşünmeye hiçbirimizin vakti yok. Ama efsanelerde ya gerçeklik payı varsa?

Altın yaldızlı hükümdarın yaşadığı altın şehir El Dorado efsanesi kulaklara belki çok masalsı gelebilir. Hatta yüzyıllardır kulaktan kulağa anlatılanlar Kolombiyalı bir yerlinin Avrupalı istilacı ve yağmacılardan uygarlığının son kalıntılarını kurtarmak için uydurduğu etnik ve metruk bir masal dahi olabilir. Güney Amerika yerlileri altına nasıl ulaştıklarının ve büyük uygarlıklarını nasıl adeta altından döşediklerinin mantıklı bir açıklamasını hiçbir zaman yapamamışlardır. Tanrılarının teri ve gözyaşlarıydı onlara göre altın…

Büyük tapınaklarının  inşasında, çiçekleri ve yaprakları bile altından yapılma bahçelerinde, gökselliği işaret eden sütunlarda, seremoni eşyalarının tamamında, giysi ve aksesuarlarında kullandıkları altın için atalarına çok minnettar olduklarını sessizce fısıldarlardı. Tanrılarının bir armağanı olan altının kozmik bir anlamı ve mesajı vardı onlar için.

Kâşiflerdeki istila ve sahiplenme hırsım doruğa çıkaran tek gerekçe yeni dünyanın altın efsaneleridir. Ve altının bulunduğu yer elbette cennet olmalıydı. Ama kâşifler yeni dünyaya silahları ve dinî ön yargıları ile yelken açtıklarında doğrusu hiç de cennetlik niyetlerle donanmamışlardı.

Başta Kristof Kolomb olmak üzere Güney Amerika’nın yerli kültürü ile buluşan kâşifler, onların kurduğu büyük uygarlıkları anlamaya çalışmadılar bile. Oysa yerlilerin sahip olduğu altın, uygarlıklarının en doğal parçası sayılıyordu. Ve en önemlisi, bu madene Avrupalılar gibi bir anlam yüklemedikleri açıkça belli oluyordu. Onlar altını ilahî bir simge olarak benimsemişlerdi. Uygarlıklarının ilahî saflığını ve kozmik bütünlüğünü bu maden ile teşhir ediyorlardı dış dünyaya. Altın, bu insanların Tanrıyla olan bağlantılarının bir belirtisiydi. Tanrılarıyla, ölen atalarıyla ve doğayla konuşan dinî liderleri (şamanlar) başlarına altından bir halka takarlar ve bu altın halkanın gücü sayesinde bilme güçlerinin arttığına inanırlardı. Evrenin söylediklerini duyabilmek için doğayla insan arasında aracılık eden altın madeninin saf tınısına gereksinimleri vardı.

Şamanlar, halklarını her türlü dünyasal ve kozmik olaylar hakkında bilgilendirirken bu madenden yararlanıyorlardı. Bu yüzden Güney Amerika yerlileri için altın madeni, bir süs eşyası ya da kişisel bir güç temsilciliğinden çok bilimsel bir kimliğe sahipti. Kuşkusuz Güney Amerika yerlilerinin doğayla, altın madeni arasında kurdukları ilişki Avrupalı birinin anlayacağı türden bir ilişki biçimi değildi. Avrupalı için altın tek bir şey ifade ediyordu: “Diğerlerinden güçlü olmak!” Özellikle dinî otoriteler ve Avrupa’nın kraliyet sahipleri, himayelerindeki kâşiflerin bu altınlara ulaşabilmeleri için her türlü zorluğu ve zorbalığı açıkça yasal olarak ilan etmişlerdi. Ünlü El Dorado efsanesi Avrupalının keşif arzusunun en tozu dumana kattığı yıllarda zuhur etmişti. Kristof Kolomb yeni dünya yerine, Hindistan’a ulaştığını zannededursun, ülkesine bu yeni diyarların haberlerini götürmek için geri döndüğünde yanında pek çok ağız sulandıran hikâye de getirmişti. Dedikodular çabuk yayıldı ve çok geçmeden nerdeyse bütün bir İspanya halkı Kolomb’un gözleriyle gördüğü, altından yapılmış şehirleri konuşur oldu. Onunla başlayan altın şehir söylenceleri, sonradan Francisco Pizarro ve Hernan Cortes ile ayyuka çıktı. Bu insanlar marifetiyle, Aztek ve İnka uygarlıklarının altından yapılmış güzide eserlerinin neredeyse tamamına yakını eritilip yüz milyonlarca dükalık servete dönüştürüldü. Bununla yetinmeyen kâşifler ve yanlarındaki gemiciler hâlâ tatmin olamamışlardı. El Dorado’nun izini bulamadıklarına inanıyorlardı. Tanık oldukları altın imparatorlukları onların hırsını frenlemek yerine, daha da çoğaltmıştı.

Altınlar ele geçirildikçe büyüyen El Dorado efsanesi, günün birinde bir yerlinin gemicilerden birine Kolombiya’da yaygın bir hikâyeyi anlatmasıyla iyice alevlendi. Hikâyeye göre; bir zamanlar Kolombiya’da yaşayan bir kral vardı. Bu kral altın şehirin altın hükümdarıydı ve her sabah vücuduna sürdüğü bir yağın üzerine altın tozu serper, bütün gün bununla dolaşırdı. Güneşin ilk ışıkları ile birlikte sarayının yakınındaki göle gider, orada yıkanır ve birkaç saat geçmeden yeniden altınlaşırdı.

İşte bu fantastik hikâye Avrupalı gemicilerin amazonun daha da içlerine doğru hareket etmelerine neden oldu. Hastalık ve açlığa razı olarak, isterik bir ruh hâli içinde El Dorado’nun altın kapılarıyla karşılaşmayı ve orayı yağmalamayı hayal etmeye başladılar.

O gün bu gündür maceraperestler, gezginler, arkeologlar ve diğer niyeti belirsizler(!) hâlâ El Dorado efsanesinin izini sürerler. Ama bilmezler ki altın şehir ve altın hükümdar El Dorado’ya ulaşmak için en az altın kadar saf olmak gereklidir. Gerçekte dünyanın her yerinde bir El Dorado efsanesi hüküm sürmektedir. İstanbul şehrinin altınları Haliç’te gömülüdür. Frigya kralı Midas’ın dokunduğu her şeyi altına çeviren dileği nehrin sularında yıkanmasıyla son bulur, El Dorado mitini anımsatırcasına. Hindistan’da altın şehir efsaneleri, halkın gözünde efsane olmaktan çok gerçektir.

Simyanın değersiz madenleri altına dönüştürmekten ziyade, kendini altın bir bilince dönüştürmenin gerçek amaç olduğunu fark eden bir simyager gibi, El Dorado efsanesinin kendini insana sunuşu da, bir bakıma altın kadar saf ve her zaman ışığını koruyan bir insan olunduğunda onun keşfedileceği ile ilgili olmasıdır. Bu yüzden soruyu yeniden sormak gerekebilir, “El Dorado gerçekten var mıdır?” diye. Dünya üzerinde olsun olmasın, evet o efsanevi altın şehir ve altın yaldızlı hükümdar içimizde bir yerlerde mutlaka vardır. Mecazi olarak kendi hazinelerimizi keşfetmek, dahası fark etmek bunun için kıymetli değil midir? Ve kim bilir, belki de El Dorado insan bilincinin değişerek, dönüşerek ve gelişerek varabileceği altın noktasıdır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir