? Anlatıcının Bakış Açısı Özellikleri | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Anlatıcı ve Anlatıcının Bakış Açısı Hakkında Bilgi

Anlatıcı ve Anlatıcının Bakış Açısı Hakkında Bilgi

Romanda Anlatıcı ve Anlatıcının Bakış Açısı Hakkında Bilgi 

Anlatıcının Bakış Açısı Özellikleri

Anlatıcı ve Anlatıcının Bakış Açısı Nedir

Hikayede Anlatıcı ve Anlatıcının Bakış Açısı 

Anlatıcı, roman yazarının sözünü emanet ettiği en önemli roman öğesidir. Romanı anlatan aslında romancı değil, kendi bakış açısına göre olayları anlatan, kişilerin iç dünyalarına hakim olan, zamanda oynamalar yapan anlatıcıdır. “Bi­linenin aksine romancı olayları anlatmaz; her şeyi anlatıcıya yahut herhangi bir kahramanına anlattırır. Unutulmaması gereken bir nokta şudur: Romancı gerçek dünyaya mensuptur ve kesinlikle romanın dışındadır. Böyle bir konuma sahip olan romancının, romanın iç dinamiklerini kurması mümkün olamaz. Bu işi, ro­mancı tarafından seçilen ve görevlendirilen figürler yerine getirir.” (Tekin, 2010: 215-216) Şerif Aktaş, bu duruma “Mai ve Siyah”ın birçok kişinin bir sofrada yer aldığı açılış sahnesini örnek olarak verir ve “yukarıdaki sahifelerde ‘Mirat-ı Şuun’ gazetesi yazarlarının Tepebaşı bahçesinde sofra çevresindeki halleri Halid Ziya’nın dikkati ile anlatılmıştır demek, onların da Halid Ziya gibi belirli bir zaman dilimi içerisinde yaşadıklarını kabul etmekdir. Böyle bir iddia Halid Zi­ya’nın yalnızca müşahedelerini nakleden bir yazar olduğunu akla getirir. Bu tak­dirde de romandan söz edilemez. Ayrıca, normal şartlar altında, topluluğu mey­dana getiren şahısların konuşmalarını dinleyen, hareketlerini takip eden insan, onların zihinlerinden geçirdiklerini, geçmişte neler yaptıklarını, aralarında neler konuştuklarını bilemez.” (Aktaş, 2005: 87) sözleriyle “Mai ve Siyah”ın yazarıyla anlatıcısını birbirinden ayırır. Buradan, anlatıcının da romancı tarafından tasarla­nan kurgusal bir karakter olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Hatta belki de en önem­li karakterdir; çünkü romanda anlatılan her şey onun bakış açıyla anlatılacaktır. Bu noktada özellikle anlatıcının birinci tekil kişi olduğu durumlarda romancı ile ben anlatıcı arasında bir uzaklık olması gerekir. Yazar, kendini anlatıcıdan sıyır­mak, ona bir özgürlük alanı bırakmalıdır. Aksi takdirde roman, sadece yazarın görüşlerinin sergilendiği bir metne dönüşür. İşte roman yazarıyla anlatıcı arasın­da olması gereken bu uzaklığa “kinaye mesafesi” denir.

Roman teorisinde temelde üç anlatıcı tipi ve bu anlatıcıların anlatımıyla şe­killenen bakış açısı vardır: Tanrısal (İlahi / Hakim) Bakış Açısı, Ben (Kahraman) Anlatıcının Bakış Açısı ve 3. Tekil (Müşahit) Anlatıcının Bakış Açısı. Bu bakış açılarına, özellikle Postmodernizm’in olaylara merkezi değil de çok merkezli bakmasının da etkisiyle ortaya çıkan “Çoğul (Çoklu) Bakış Açısı”nı da ilave et­meliyiz. Bu bakış açısında birden fazla “Ben anlatıcının” olayı değişik açılardan yorumlaması söz konusudur. Orhan Pamuk’un “Sessiz Ev” ve “Benim Adım Kır­mızı” romanları bu bakış açısıyla yazılmış başarılı örneklerdir.

Bu bakış açılarının kendilerine göre özellikleri, yazarlara sağladıkları kolay­lıkları ya da yaşattığı zorlukları bulunmaktadır. Anlatılacak olayın karmaşıklığı / basitliği, romandaki kişilerin psikolojik özelliklerinin ağırlıklı olarak anlatılıp anlatılmayacağı, okurda gerçeklik duygusu oluşturma isteği gibi çeşitli etkenler yazarın bu bakış açılarından birini ya da birkaçını tercih etmesini sağlayabilir.

Tanrısal (İlahi / Hakim) bakış açısında anlatıcı, romanda anlatılan her olay, her kişi hakkında sınırsız bilgi sahibidir. Olayların tüm detayını bilmekle kalmaz, kişilerin iç dünyalarındaki en ufak bir duygu durumunun bile farkındadır. Bu bakış açısında yazar, oldukça rahat bir yazma imkânı elde eder, onu sınırlayan herhangi bir bilinmezlik yoktur. Ancak bu bakış açısında en önemli sorun olarak inandırıcılık sorunundan bahsedilebilir. Ben (kahraman) anlatıcının bakış açısın­da ise anlatıcı hem olayı anlatan hem de anlattığı olaydaki kahramanlardan biri olduğu için, yazar, anlatıcının psikolojik özelliklerinin okuyuculara sunulmasın­da zorlanabilir. Yazar bu sıkıntıyı, ben anlatıcının dünyayı algılayış şeklini onun ağzından anlatarak aşabilir. Örneğin kahramanın bir şarkıya, bir çiçeğe, güneşin doğuşuna verdiği tepkiler, onun kişilik özelliklerin sunulmasına yardımcı olurlar.

III. tekil (müşahit) anlatıcının bakış açısında anlatıcı sadece şahit olduklarını bilir. Kimsenin iç dünyasına hâkim değildir. Bu bakış açında ise yazarın anlatma im­kânları diğerlerine göre daha kısıtlıdır. Görüldüğü gibi her bakış açısında çeşitli olumlu yanlar ve kusurlar bulunmaktadır. “Romancılar bu kusurları büyük ölçü­de ortadan kaldırmak için ‘çoğul bakış açısı’nı devreye sokmuşlardır.” (Tekin, 2010: 57) Bilimin çok yönlü olarak ilerlemesi, psikolojinin insanın çok değişik yönlerini keşfetmesi gibi nedenlerle romanlarda olayların değişik bakış açılarıyla verilmesi, insanın iç dünyasının bu romanlarda daha fazla ön plana çıkmasını sağlamıştır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir