22 Ocak Pazar 2017
Ana Sayfa / Türküler / Ayran Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ayran Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ayran Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ayran Türküsünün Hikayesi

Gurbet ellerinde eğlendim kaldım

Güzel cemalini görünce durdum

Gelin bu ayranı taze mi yaydın

Hüdanın aşkına doldur ayranı

Canım ayranı, güzel ayranı

İyi, hoş doldursun ayranı ya, sen kimsin? Köylük yerinde genç bir kız, her isteyene tası doldurup ayranı uzatırsa n’olur? Adı nereye çıkar? Demezler mi “Filanın kızını gördüm. Bir yabana tası doldurup ayran verdi. Aralarında bir şey var, Elin yabancısına yoksa verir mi ayranı? Hemi de genç bir kız. Yok canım. Bu işin içinde bir iş var”. Derler elbette. Hem köyün geleneklerine ters düşmez mi, bir genç kızın tanımadığı bir erkeğe, buz gibi ayranı vermesi. Şu. Bu. Neyne ne! Cemile, bir köy kızı. Güzelliği dillere destan. Aziz de köyün yakışıklı gençlerinden. Göz görüp, gönül de sevince, işler tamam. Gerisi büyüklerin bileceği iş. Üç-beş emmi dayı; köyün muhtarı, imamı. Bir de Aziz’in babası varıp isterler Cemile’yi. “Sizin kızı, bizim oğlana Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle”,” diye başlarlar söze. Cemile’ninkiler de “Kısmetse biz ne diyelim. Yazgı böyleyse kim önler. Ama bize azıcık izin, düşünüp taşınalım. Kızımızın kavlini bilelim. Gerisi kolay,,. Kız evi, naz evi derler, onlar da naz yap|yor. Neyse araya birkaç görüşme daha giriyor. Sonunda işleri bitiyor Aziz’|e Cemile’nin. Bitiyor ya, Aziz daha askerliğini yapmamış. Kur’aların da eli kulağında. Çıktı çıkacak. Demeye kalmadan, nişanlarının haftasına çağrı geliyor askerlik şubesinden. Aman, yaman… I-ıhh! Askerlik zor_unlu görev. Kaçmak göçmek olmaz ki!. “Daha yeni nişanlandım, Hiç olmazsa, bir iki ay geçsin”, dese, kimse dinlemez. Günü gelince, vurur asker çantasını omuzuna, dost-ahbapla helalleşip varıp nişanlısıyla vedalaşır. “Üç yıl çabuk geçer. Göz açıp kapayınca geçer üç yıl. Büyük seli hatırla. Beş yıl oldu. Dün olmuş gibi. Esat Emmi öleli dört yıl oluyor. Demem şu ki, günler tez geçiyor. Bir göz açıp kapayınca burdayım. Merakta koyma beni, gözüm arkada kalmasın. Uçan kuşun kanadıyla, esen yelle haber salarım sana, Gönlünü ferah tut” deyip, düşer yola. Kara trenin acı ıslığı, ilk ayrılığı olur, Aziz’in. Eğitim yerinden sık sık mektup yazar köyüne. İçindekileri döker mektuplarına. Anasına, babasına, dolaylı olarak danişanlısına selamlarını,özlemlerini iletir.Derken kur’a günü gelir çatar. Aynı günlerde kara bulutu, gibi kötü bir haber de  yayılır ortalığa.”Uzak doğuda savaş patlamış. Dostlarımız savaşa çağırıyormuş bizi de”. Duyan duymayana, bilen, bilmeyene anlatmaya başlamış. Kimi: “yok canım yalan söylüyorlar, dünyanın bir ucundaki kavgadan bize ne?! İkisi de görür. Yesinler birbirlerini” derken; kimi de: “Bizim sözümüz varmış. Onlar savaşa girerse biz yardım edeceğiz, biz girersek onlar yardıma geleceklermiş. Nato mu ne diyorlar adına. İşte onun için bizim askerleri de istiyorlarmış”. Çok geçmeden işin aslı anlaşılmış. Savaş kuraları da çekilmeye başlamış. Aziz de savaş kurası çekmiş. Bir yandan seviniyor. Askerlik dernek, savaş demek. Düşman öldürmek demek. Bir yandan da üzülüyor. Taze. Nişanlısından ayrılacak. Birde şu var ki; yurdundan uzakta savaşacak. Ölürse, ölsün yaban ellerde kalacak. Hem ne için savaştığını da bilmeyecek. Yurduna düşman saldırmadı, Bayrağına kimse hakaret etmedi. Arına, namusuna dil uzata,n olmadı. Bunları düşünüyor. “Madem ki emir böyle; madem ki büyüklerimiz böyle istiyor, demek ki bizim bilmediğimiz sebepleri var bu işin” deyip avunuyor. Sonunda “Acep orda ölenler şehit mi olur? Oraların havası nasıl ki? Kaç günde gidilir ki?” diye düşünüyor kendi kendine. Sevkiyat öncesi, bir aylık izin veriyorlar. Herkes, memleketine gidip anasını! babasını, çoluk çocuğunu, yavuklusunu görüp; helalliğini alacak. Aziz’de bir heyecan, bir sevinç bir üzüntü. Hepsi karışmış birbirine, Köyüne gideceği için heyecanlı. Anasını babasını, nişanlısını göreceği için sevinçli. Bir de üzüntüsü var ki, adını bilmediği, iklimini, suyunu,  insanlarını tanımadığı bir ülkeye gidecek. Hem de savaş için. Dile kolay. Gidip gelmemek; gelip görmemek var. Savaş bu! Belli mi olur! Kol, bacak, göz, kulak hesabı yapılmaz savaşta. Vakti saati gelince, yeni cicili bicili elbiselerini giyer Aziz,Yanından yönünden sırmalar sarkıyor. Omuzlarında özel işaretler. Kepi bile değişik. Potinleri pırıl pırıl. Tutar köyün yolunu. Yaklaştıkça içi içine sığmaz. Heyecanı serincine; sevinci telaşına karışır. İlkin anasıyla, babasıyla sarmaş dolaş olur, sonra da Cemile’nin evine gider. kayınanasının, kayınbabasının elini öper. Gittiği her yerde söz döner dolaşır savaşa gelir. Herkes bir ağız etmiş gibi “kötü şey savaş. Birinci büyük harpte, neler gördük neler. Düşmanı kovana dek ne çektik. Aç-susuz yattığımız oldu. Günlerce dağ bayır dolanıp, bir saat mola vermediğimiz oldu. Kötü şey savaş. Savaş görmeyen bilemez ne olduğunu. Kötülüğüne kötü ya. savaşı kazanıp düşmanı da yurttan kovduğumuz günü unutmam hiç. Zaferin tadı da çok güzel. İşgal ordularının it sürüsü gibi bir kaçışı vardı ki. Ehh”, Savaş şu, savaş bu Ama ayrılık kötü. Sebep ne olursa olsun ayrılık kötü. Aziz ile Cemile’nin ayrılığı da böyle. İzin bitip. son gün gelince; Aziz tek tek herkesin helalliğini alıyor. Küsülü olduklarıyla barışıyor. Arkadaşlarıyla, taydaşlarıyla sarmaşıyor. Cemile’nin iki gözü, iki çeşme. Avuntu bilinmiyor. Aziz’in tüm çabaları boş. “Sayılı günler tez geçer. Ha burada da bir kazaya gider insan,orda da.Alnıma yazılan olur. Üzüntü boş” diyor. Sonunda ölünceye  dek birbirini bekleyeceksin anlaşıp, ayrılıyorlar. Köylü birlik olup,törenle,davul zurnayla uğurluyor Aziz’i Gününde varıp birliğine ulaşıyor. Ordan büyük bir gemiyle çıkıyorlar yola. Yine törenler yapılıyor, yine söylevler söyleniyor.Gemi değil,yarım dünya sanki. Üç gün, beş gün, on gün, yirmi gün.. Yol bitmiyor, Ama gemide sinema var, yüzme havuzu var, sıkılmıyor insan. Aziz ilkin şaşırıyor.Sonunda alışıyor gemiye Arkadaşlar ediniyor. Uğradıkları limanlardan,değişik kartlar atıyor köyüne.Gemiyi anlatıyor, gördükleri yerleri anlatıyor. Kırkıncı günden sonra uzaktan uzağa görünüyor inilecek yer” Herkeste bir heyecan” bir telaş,bir korku. Karşılamada yine törenler, yine söylevler. Çok geçmeden de cephede buluyor kendini.Cephede buluyor ki, toplar ateş kusuyor tanklar,tanksavarlar,hafif makinalılar,ağır makinalılar hepsi girmiş birbirine. Aslanlar gibi çarpışıyor Aziz, bizimkiler hep önde zaten. İş süngüye döküldü mü, kimse duramıyor karşısında. Gecesi, gündüzü yok savaşın, düşman kum gibi. Yerden biter gibi çıkıyorlar ortaya. Kırılmakla da  bitmiyorlar. Biri gidiyor, biri geliyor, Aziz gününü, ayını şaşırıyor. Tek amacı ölmemek ve çok öldürmek. Günler su gibi akıp geçiyor. Hergün yeni bir savaş, yeni bir tuzak. İnsanlar kıran kırana girmiş birbirine, Kolu kopanlar. bacağı kesilenler. yaralılar geriye alınıyor. Seyyar hastanelerde ilk bakım yapılıyor. Ortalık ana-baba günü. Kimse kimseyle fazlaca ilgilenemiyor. Çok ağır olanlar, sedyeyle gerilere taşınıyor. Hafif yaralılar seyyar hastanelerde bakım görüyor. Herşe1, ateş kusuyor, İllaki şarapneller. Nerden ne zaman gelecekleri belli olmuyor. Ve ateşin kızgın bir anında, gelip Aziz’i buluyor şarapnelin biri. Aziz’i buluyor ki, hem de yapayalnız. Düştüğü yerde kalıyor. Arkadaşlarından çoğu, cansız serilmiş yere. Bir kısmı da can havliyle geriye kaçıyor, düşman hatları içinde kalıyor. Aziz.B|i, yüzü paramparça. Esir kampına götürüyorlar. Canı kurtuluyor kurtulmasına ya, eski Aziz değil artık. Radyo bültenler yayınlıyor. Kayıp listeleri veriyor birliğine dönmeyenler arasında Aziz’in de adı geçince cemile vurulmuşa dönüyor. Anası-babası saçını yoluyor. Duyan duymayana, bilen bilmeyene anlatıyor. Herkes birbirini avutmaya çalışıyor.Başsağlığı diliyorlar. Aziz’in yakınlarına. Cemile’nin içinde bir umut. “Aziz ölmedi. Aziz mutlaka döner birgün. Benim içime böyle doğuyor. Aziz yaşıyor” Ölse künyesi bulunurdu” diye diye aradan yıllar geçiyor. Günlerden bir gün Cemile çeşme başında, yayığı almış önüne ayran yapıyor. Atlı yoldan sapıp, çeşmeye gönderiyor atın başını. Cemile kafasını önüne eğiyor. Göz ucuyla da bakıyor yabancıya. Yüzü gözü yara içinde biri. Selam verip, bir tas ayran istiyor. Cemile tersliyor. Çünkü ayranı sözle değil türküyle istiyor yabancı. Cemile de türküye türküyle karşılık veriyor.

Ayran Türküsünün Sözleri

Aziz, Uzak yollardan da kıvrandım geldim

Tatlı dillerine eğlendim kaldım

Gelin bu ayranı taze mi yaydın

Hüda’nın aşkına doldur ayranı

 **************

Cemile.. Uzak  yollarımın vefası mısın

Ak  alnımında sen cefası mısın

Yaydığım ayranın kahyası mısın

Anamdan habersiz vermem ayranı

 **************

Aziz.. Bunca yıldır gurbet elde dururum

Çeker silahımı seni vururum

Ya ayranı alır ya da ölürüm

Gel kız kerem eyle doldur ayranı

 **************

Cemile.. Ayranı atlanma yüklerim

Götürür de dağ başına dökerim

Gurbet elde yarim vardır beklerim

Ondan başkasına vermem ayranı

 **************

Aziz,, O nedir ki yer altında paslanmaz

O nedir ki, suya düşer ıslanmaz

o nedir ki, etin kessen seslenmez

Ya bunun cevabın ya da ayranı

 **************

Cemile.. O altındır, yer altında paslanmaz

O güneştir, su altında ıslanmaz

o ölüdür, etin kessen seslenmez

Bilirim bunları vermem ayranı

 **************

Aziz.. Tepsiye koydum da binliği tozu

Ortadan kaldırdık hele Aziz’i

Bir kaşık ayranı ver hala kızı

Hüda’nın aşkına doldur ayranı

 **************

Cemile.. Tepsiye koydum binliği tozu

Ortadan kaldırdık he|e Aziz’i

Sana feda ettim iki ala gözü

Getir kabını da doldur ayranı


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir