15 Ocak Pazar 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Baria Tiyatro Oyunu

Baria Tiyatro Oyunu

Baria Tiyatro Oyunu

Bâria’, dört fasıllık bir dramdır. Eserde vak’a, İstanbul’da 1285 yılında geçmektedir. Varlıklı bir ailenin yaşadığı mekânın ayrıntılı bir tasviri ile başlayan eser, Adnan Bey ve ailesi etrafında gelişen olaylardan oluşmuştur, cariyeler, halâyıklar, uşaklarla birlikte bir ailenin öyküsü anlatılmaktadır.

Adnan Bey’in evinde, oğlu Halid, gelini Bâria, halayıkları Nadide, Emsal, Nevin, uşağı Murtaza, Bâria Hanım’ın kardeşi Saib, kalfası Peristev ve Pembe Hanım birlikte yaşamaktadır. Evdeki her bir çalışanın tiyatrodaki olayların ilerleyişi açısından ayrı bir önemi vardır. Pembe Hanım yalancılığı, fesatlığı, arabozuculuğu ve kıskançlığı sebebiyle olayların kötü ilerleyişine sebep olurken; Nevin vefası, saf ve karşılıksız duygularıyla vâkayı hissi ve acıklı bir sonuca sürükler. Adnan Bey’in uşağı Murtaza, ara düzelticiliği, konuşmasındaki türkü üslûbu ile olayların akışını biraz daha rahatlatıp okuyucuyu hissiliğin sıkıntısından kurtarmakta ve kendine özgü tarzıyla eserde etkileyiciliği arttırmaktadır.

Birinci perdede olaylar, Adnan Bey’in evinde başlar. Adnan Bey’in oğlu Halid, Bâria ile evleneli üç sene olmuştur. Hem Halid Bâria’yı hem de Bâria Halid’i çok sevmektedir. Bununla birlikte Bâria, Halid’i bir o kadar da çok kıskanır; hatta Halid, aynadaki Bâria’ya güzelsin dese Bâria aynayı bile kıskanacak şekilde hırçınlaşır. Bu kıskançlık, onların evliliklerini yıpratır ve aralarındaki tartışmaların başlıca sebebi olur. Bâria’nın en çok kıskandığı ve hazmedemediği kişi ise Adnan Bey’in halayığı Nevin’dir. Halid’in güzel bir kız olan Nevin’den hoşlanabileceği ihtimalini düşünen Bâria hırçınlaşır ve olmadık kavgalar çıkarır. Ağabeylerinin kışkırtmaları ile çok büyük bir tartışmalara sebep olan Bâria Halid’e hakaret eder ve Halid de bu hakaretlerin altında kalmaz. Bunun üzerine Baria, Halid’i terk edip baba evine dönmeye karar verir. Peristev, kardeşleri Saib ve Suad, Pembe Hanım da onunla birlikte evden ayrılırlar. Bu şekilde birinci perde kapanır.

İkinci perde, Bâria’nın baba evinde başlar. O; mutsuz ve bitkin bir halde görünmektedir. Pembe Hanım hala onu Halid Bey ve Nevin adına dolduruşa getirmeye devam ederken kalfası Peristev ise onu olumlu yönde etkiler, kalbini Halid Bey’e karşı yumuşatmaya çalışır. İki zıt etki arasında kalan Bâria bir yandan Halid’e haksızlık yaptığını düşünürken bir yandan da Pembe Hanım ve ağabeylerinin sözlerine kanmaktadır.

Bir gün Adnan Bey’in uşağı Murtaza, Baria’nın baba evine gelir, Baria ile konuşur. Ona kendisi gittikten sonra Halid Bey’in harap olduğunu, herkesin karalar bağladığını, artık evine dönmesi gerektiğini söyler. Türkülü bir üslup ile söylenen bu sözlerin Bâria üzerinde olumlu bir tesiri olur ve Bâria eve dönmeye karar verir. Fakat evdekiler rahat durmaz, Halid Bey Nevin’i eş olarak alıyor diye onu kandırırlar. Adnan Bey eve başka bir gün tekrar gelir, ağabeyleri onun Bâria ile görüşmesine izin vermek istemezler, aralarında tartışma olur ve Bâria üzüntüden zayıf kalan bedenine yenik düşer, oracıkta bayılır. İkinci perde bu şekilde kapanır.

Üçüncü Perde, tiyatronun fikri açıdan en yoğun bölümüdür. Mekân yine Adnan Bey’in evidir. Adnan Bey hayat hakkında düşünür ve yorumlarda bulunur. Seyircilere ya da okuyuculara bu bölümde tiyatronun sonucu hakkında Adnan Bey’in sözleri yol gösterici itiraflar ve işaretler ile doludur.

“Ahh… Daha ne kadar acı, zehirli, yanık, kavruk sözlerle ne kadar kanlı levhalarla tasvir olunabilirsen ey kanun -ı dehşet-nâk-ı insaniyet… Hayat bir marazdır ki mevt ile ifâkât bulur,   demişler. Hayat hakkında bundan doğru

diyemezsem de bundan acı bir hakikat söylenmemiştir… İşte şimdi ben bir hayatın bütün ihtimâlât-ı vekâyi’ ve fecâyii ile gayet müşevveş, muğlak, mazlum bir aile hayatının karşısında bulunuyorum. ”

Üçüncü perde, Adnan Bey’in ailesi hakkında yapması gerekenleri düşündüğü bölümdür. Adnan Bey, bütün sorumluluğu kendi omuzlarında hisseder ve okuyucunun bilmediği gerçekleri bu bölümde ortaya koyar.

Bu perdenin hatta tiyatronun en vurucu kısmı, Adnan Bey’in Nevin ile Halid hakkında konuştukları sahnedir. Burada Nevin’in daha çocukluk yıllarından beri Halid’e âşık olduğunu ama Adnan Bey’in bu sevginin karşılıklı olmasına izin ve fırsat vermediğini öğreniriz. Adnan Bey, Nevin’e bu gerçekleri itiraf eder, bununla birlikte Nevin’den büyük bir fedakârlık ister. Nevin, Adnan Bey’in gözünde ‘kahraman yürekli’ bir kızdır. Adnan Bey bu düşüncesinde haksız değildir. Nevin bu fedakârlığı çok sevdiği Halid için yapacak, yani Halid’e onu ne kadar çok sevdiğini söyleyecek ve onların birleşme ihtimaline dayanamayacak olan Bâria da eve dönecektir. Adnan Bey’in planı budur. Bir süre sonra Nevin, bütün duygularını uzun bir konuşma esnasında Halid’e itiraf eder. İki büyük aşkın arasında kalan Halid ise hâlâ Bâria’ya tutkundur. Üçüncü perde bu şekilde kapanır.

Dördüncü perde zengin bir evin gelin odasının tasviri ile başlar. Bu gelin odası Halid ve Nevin’e aittir. Nevin, evin ağırbaşlı görgülü ve bir o kadar da
hanımefendi olmuştur. Eski iş arkadaşlarına hâlâ kardeşim diye seslenir, hiçbir kibirli harakette bulunmaz. Nevin ve Halid’in bir süre sonra bir çocukları olur fakat Halid hâlâ Bâria’yı unutamamıştır. Bunları içine atan Nevin, çok üzülmekte ama belli etmemektedir, bu yüzden içine sanki zehir damlaları damlamaktadır. Adnan Bey Nevin’in hâlini görür ve ona sabır tavsiyesinde bulunur. Bir taraftan da Halid ile konuşup onun aşkını teskîn etmeye çalışır.

Bu bölümün beklenen olayı, Bâria’nın Halid’e geri dönmesidir. Hâlid’i çok seven, çevresindekilere kanıp ona haksızlık yaptığını anlayan Bâria, büyük pişmanlıklar içinde gelir, ayrılık onu güçsüzleştirip hasta etmiştir, son nefesini Halid’in kollarında vermek ister ve orada hayata veda eder. Tiyatro, ‘her şey kader vesselâm’ diyerek son bulur ve dördüncü perde kapanır.

Tiyatroda asıl konu aşktır; cariyelik meselesi, köşklerde çalışan yardımcıların ev ahalisine etkisi, kıskançlık ve kötü huyluluğun yol açtığı âkıbet, zengin fakir ayrımı, vefa ve karşılıksız sevgi işlenen diğer temlerdir. Tiyatroda kıskançlık, menfaatperestlik, çekememezlik ile vefa sevgi, aşk, merhamet duyguları iç içe işlenmiştir. Kadere boyun eğiş ise tiyatroda bütün temleri çerçeveleyen bir unsur olmuş etkisini eser boyunca hissettirmiş ve eserin son cümlesi ile de yazar tarafından tasdîk edilmiştir.

Ali Ekrem ‘Bâria’ ya yönelik yapılan tenkitler hakkında şunları söyler:

“ Bana hücumda gösterdikleri tarz-ı taannüd ve tekebbür sözümü isbata kâfidir. Ben bir tiyatro yazmışım, bunu oynatmışım, eserim güzel değilmiş, fena imiş, âdinin de bayağısı imiş; bunların hepsi doğru olabilir. Hâlâ bugün Baria’nın bir güzel tiyatro olduğuna kendim kâni değilim. Şu kadar ki ne derecelerde âdi olursa olsun Baria kuvvetlice bir kalemden çıkmış ilk eser-i millimizdir; tabiî eski devirden bahsetmiyorum, Kemal’in Hâmid’in tiyatroları müstesna.”



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir