19 Ocak Perşembe 2017
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Benim Adım Kırmızı Kitap Özeti, İncelemesi, Ana Fikri

Benim Adım Kırmızı Kitap Özeti, İncelemesi, Ana Fikri

Benim Adım Kırmızı Kitap Özeti, İncelemesi, Ana Fikri

• Orhan Pamuk’un romanı (1998)

• Seçtiği konu ve oluşturmaya çalıştığı “entrika-polisiye kurgu” bakımlarından Umberto Eco’nun Gülün Adı romanıyla akraba sayılabilecek olan Benim Adım Kırmızı, Osmanlı dönemi İstanbulu’nda (1591), karın ve kışın hüküm sürdüğü dokuz gün boyunca, saray nakkaşları arasında işlenen bir cinayeti konu eder.
Kara, Kelebek, Leylek ve Zeytin sarayın önde gelen, bir yönüyle el üstünde tutulan dört nakkaşıdır ve çalışmalarını, üstatları “Hattat Osman” nezaretinde sürdürmektedirler. “Ben Ölüyüm; Benim Adım Kara; Ben Köpek; Ben Bir Ağacım; Ben Enişteyim; Ben Para” türünden bölüm adlarıyla tek tek kişilerin olduğu kadar olay ve nesnelerin de kişileştirilmesi esasına dayalı bir anlatım tekniğiyle ilerleyen roman, anılan cinayete kurban gitmiş kişinin “Ben Ölüyüm” anlatımıyla açılır ve “katilin kim olduğu” sorusu ekseninde gelişirken, bir yandan da Doğu’nun resim geleneğini tartışır. Resmin İslamiyet tarafından yasaklanıp günah sayılması, bu yeteneğe sahip saray nakkaşlarını sadece kitap süsleyen “zanaatkârlar” konumuna geriletmiştir. Kitapları, geleneğe uygun biçimde sadece kenar süsleri ve geleneğin izin verdiği ölçüde minyatürlerle “tezhip” eden söz konusu “müzehhip”ler, Batı’nın resim anlayışının (özellikle de “perspektif”in) çağa uygun bir halde değişip geliştiğini bilmekte ve kaçınılmaz olarak belli etkilere kapılmaktadırlar. Öte yandan, Batı resminin etkisine kapılmış kişiler arasında dönemin padişahı III. Murat da vardır ve nakkaşhanenin üstadı Hattat Osman’a hazırlatmakta olduğu bir kitabın “Frenk Ustaları”nın tarzında resimlerle süslenmesini istemektedir. Dolayısıyla, “Frenk Ustaları”nın tarzında resim yapmanın, gerek din, gerekse gelenek kurallarıyla konulmuş yasağı, hem (aynı zamanda “Halife” de olan) padişah, hem de geleneğin en büyük tamsilcisi durumundaki nakkaşhane üstadı tarafından delinmeye çalışılmaktadır. Önceleri, ayrıntıları fazlaca bilinmeyen bir dedikodu halinde kulaktan kulağa yayılan bu bilgi, nakkaşhanenin dört gözde nakkaşı “Kara, Kelebek, Leylek, Zeytin”i de içine alan tutkulu bir arayışa dönüşür. Bir yandan, yasak nedeniyle içine yuvarlanacakları günah korkusuyla boğuşan nakkaşlar, öte yandan “Frenk etkisi”nde resimlendiğini bildikleri kitabın resimlerini görebilmek merakının tutkuya dönüşmesini yaşamaktadırlar. Söz konusu günah korkusu ve tutku esareti, sonunda, kitabı resimleyen nakkaş “Zarif” ve ona bu izni veren Hattat Osman’ın öldürülmesiyle sonuçlanacak; okur ilgisi, romanın sonuna kadar, katilin kim olduğu sorusuna cevap aramak yöntemiyle diri tutulacaktır. • Benim Adım Kırmızı, entrika mantığı ve son derece başarıyla oluşturulmuş polisiye kurgusunun yanı sıra, “minyatür-modern resim” farklılığından yola çıkarak Doğu-Batı ayrışmasına getirdiği tartışmalarla da öne çıkan bir yapıttır. Doğu’nun resim geleneğini, şiirsel ayrıntılarla aktarmaya çalışan bir dizi ansiklopedik bilgi ise söz konusu tartışmaya bol nakışlı bir fon oluşturur. Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk’un Batı’da da ilgiyle karşılanmış romanlarının başında gelir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir