27 Mart Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Büyük Aile Kitap Özeti

Büyük Aile Kitap Özeti


Büyük Aile Kitap Özeti

Samet Ağaoğlu’nun hikâye kitabı (1957)

• Kitaba adını veren ilk hikâye psiko-sosyal açıdan Hacı Gıyaszadeler’in yükseliş ve çöküşlerini anlatıyor: Meşrutiyet’in ilânından (1908) birkaç sene önce büyükbaba Hacı Gıyas’ın ölümü üzerine dört oğlu (yaş sırasıyla: Ferhat, Abdulmuttalip,
Yakup ve Musa) Tokat’ın Niksar ilçesinden, topraklarını satıp bütün servetleriyle İstanbul’a göç ederler. Amca kızlarıyla evli dört kardeş, Boğaziçi’nde bir köşk almış, Mahmutpaşa’da bir handa ticarete başlamışlardır. Ailenin, doğan çocuklarla daha da kalabalıklaşması, kardeşlerle eşlerin değişik karakterlerde oluşları, zamanla bölünmelere yol açar. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, önce ailenin temel direği Ferhat, büyük oğul, evini ayırır, Boğaz’dan Kadıköyü’nde bir köşke taşınır, bir de metres bulur. Durumu öğrenen karısı Ferhat’ı hile ile tımarhaneye kapatır. Ferhat, mütareke sonuna kadar tımarhanede kalır, çıkınca Eyüp’te bir tekkeye kapanır. Ailenin parlak günleri, Millî Mücadele’den sonra büsbütün kararmaya yüz tutar, işler bozulur. İlk darbe, ailenin Kadıköy koluna, Ferhat’ın karısıyla çocuklarına raslar: Ferhat’ın üç çocuğundan büyüğü, Hüseyin, koleji bitirmişti, amcalarıyla çalışıyordu; kızı Dilâra yetişkin, güzel bir kız olmuştu; küçük, Hasan, Hukuk’tan sonra Almanya’ya doktora yapmaya gitmişti. Hasan gurbet elde, Hüseyin’le Dilâra İstanbul’da, kısa aralıklarla intihar ederler. Ailenin Boğaziçi kolu da bunlara benzer çöküntüler içindedir: İkinci oğul Abdülmuttalip’in kızı sokaklara düşer. Üç kardeş tamamen ayrılmaya karar verir, Boğaz’daki köşkü satar, eşyayı bölüşür, her biri İstanbul’un birbirinden uzak semtlerinde birer ev kiralayarak dağılırlar. Hikâyenin sonunda üçüncü kardeş Yakup, gizli para sahibi olduğu zannıyla Abdülmuttalip’in ölümüne sebep olur, sonra da Eyüp’teki tekkeye giderek, bütün bu felâketlere sebep gözüyle baktığı büyük ağabeysi Ferhat’ı balta ile öldürür. Parçalanan büyük-aileden yalnız küçük kardeş Musa ve karısı kurtulmuşlar, son çöküşten az önce baba toprağı Niksar’a dönmüşlerdir. Kitabın ikinci hikâyesi Ahmet Sâî’nin Korkusu’dur: Bir gün, buluşacağı arkadaşının ölüm haberini alan ve hemen arkadaşının yattığı otel odasına koşan Ahmet Sâî, ölünün yüzünü gördükten sonra ölüm üzerine düşünmeye, düşündükçe de ölümden korkmaya başlar. Korkma döneminden sonra idrak ve düşünme dönemine giren Ahmet Sâî, daha sonra ölüme çare aramaya koyulur, kendi kendine niçin kimyâger veya doktor olmadığını sorar. Son dönem mistik dönemdir. Teselliyi mâbetlerde arar, artık ölümü bir kurtarıcı olarak beklemektedir (Bu hikâyenin benzeri, yazarın, Öğretmen Gafur (1953) kitabında Ahmet Sâi’nin Vicdan Azabı başlığıyla çıkmıştı. Hikâye burada çok değiştirilmiş, yeniden yazılmıştır.) Üçüncü hikâye Sağır Yalı’nın kahramanı, yirmi sekiz yaşlarında Ömer günün her saati aklına takılan boş bir yalıyı, bir kayığa binip, sık sık görmeye gider, uzaktan saatlerce seyreder. Sonunda fırtınalı bir gecede rıhtıma çıkarak, kırdığı pencereden içeri girer. Salon, odalar ve eşyalar, ona çok eskiden tanıdığı varlıklar gibi gelir; duvarlardaki resimlerle eşya arasında bağlantılar kurar. Ayrıldıktan sonra, denizden yalıya bir kez daha bakar. Büyü dağılmış, yalı sırrını ve anlamını yitirmiştir. • Yazar hikâyelerindeki kuvveti, sıtmalı ateşli bir üslûptan ve Dostoyevski gibi büyük Batı romancılarında görülen ruh tahlilleri ustalığından aldığını bu kitabında da gösteriyor.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir