23 Mart Perşembe 2017
Ana Sayfa / Deyimler / Çıkar Baklayı Ağzından Deyiminin Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Çıkar Baklayı Ağzından Deyiminin Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa


Çıkar Baklayı Ağzından Deyiminin Açıklaması

Çıkar Baklayı Ağzından Deyiminin Anlamı

Çıkar Baklayı Ağzından Deyiminin Hikayesi Kısa

Çıkar Baklayı Ağzından Deyiminin Öyküsü

ÇIKAR BAKLAYI AĞZINDAN DEYİMİNİN ANLAMI

  • İstediğini söyleyebilirsin artık. Tutma kendini. 

ÇIKAR BAKLAYI AĞZINDAN DEYİMİNİN HİKAYESİ

Derviş Mehmet, yardımsever ve efendi bir adamdı. Yalnız kötü bir huyu vardı: Küfürlü ko­nuşmak! Ağzı alışmıştı bir kere. Bir türlü tutamıyor­du kendini. Sonunda kalkıp Müftü Efendi’ye gitti. “Aman bana bir çare,” dedi. Müftü Efendi öğütler verdi ona. Çeşitli yol­lar gösterdi. Derviş Mehmet, büyük bir heves­le denilenleri yapmaya çalıştı, çabaladı, uğ­raştı. Sonuç değişmedi.

Utana sıkıla yine Müftü Efendi’nin karşısı­na çıkınca Müftü Efendi, bu kez, ona iki tane kuru bakla tanesi uzattı: “Birini cebine, ötekini de ağzına, dilinin al­tına koy,” dedi. Derviş Mehmet, inanmaz inanmaz baktı Müftü Efendi’ye- Onu, bu kötü alışkanlığından iki bakla tanesi mi kurtaracaktı? Müftü açıkladı:
“Bakla tanesini küçümseme sen, çok işe yarar. Ağızda zor erir bir kere. Konuşmak iste­diğin zaman diline takılır, sen de ne yapman gerektiğini, daha doğrusu ne yapmaman gerektiğini hemen hatırlarsın. İkincisini de yedek olsun diye verdim; sakla, bir kenara koy.”

Derviş Mehmet, “Müftü Efendi söylediğine göre bir bildiği var­dır,” diye düşündü. Kuru baklalardan birini dilinin altına yerleştirdi. Ve ilk günden yararını görmeye başladı. Ne zaman dilinin ucuna bir küfür gelse bakla tanesi diline takılıyor, o da kendini tutuyordu.

Çok mutluydu Derviş Mehmet. Bir gün Müftü Efendi çağırdı onu. Çarşıda görülecek bir iş için yardım etmesini istedi. Birlikte çarşıya doğru yürürlerken şiddetli bir yağmur başlamasın mı? Onlar adımlarını sıklaştırıp bir an önce çarşıya ulaşmaya çalışır­ken bir evin penceresi açıldı. Pencereden başını uzatan bir kadın: “Efendi! Müftü Efendi, biraz durunuz,” diye seslendi. Müftü ile Derviş Mehmet durdu, kadın pencerede kayboldu.

Yağmur, bardaktan boşanırcasına yağmaya devam ediyor­du. Biraz bekledikten sonra Müftü Efendi dayanamadı, Derviş Mehmet’e: “Kapıyı çal da sor bakalım, ne istiyorlarmış?” dedi. Derviş Mehmet, kapıyı çalınca, onlara seslenen kadın yeniden belirdi pencerede. “Rica ederim, biraz daha durunuz,” dedi, yeniden kayboldu.

Müftü ile Derviş Mehmet biraz daha bekledi. Delice yağan yağ­murun altında sırılsıklam olmuşlardı. Evden hâlâ bir ses çıkmayınca Müftü Efendi, zor tuttuğu bir öfkeyle: “Yürü Mehmet gidelim,” dedi. Bir adım atmışlardı ki onlara beklemelerini söyleyen kadın yeni­den belirdi pencerede. Yüzü gülüyordu. “Size zahmet oldu Müftü Efendi… Sağ olun… İşimiz ancak bit­ti,” dedi.

Müftü Efendi şaşkın: “Anlamadım, yağmurun altında bizi niye beklettiniz kızım?” diye sordu. Kadın, pişkin pişkin: “Efendim,” dedi, “sizi sebepsiz bekletmiş değiliz Tavuklarımı­zı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir sarıklının tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu.” Yüzünden gözünden yağmur suları akan Müftü Efendi:

“Derviş Mehmeeeet!” diye gürledi. Bir adım geri sıçrayan Derviş Mehmet, büyüyen gözlerle ona bakınca, cümlesini tamamladı: “Oğlum, çıkar baklayı ağzından!”




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir