? Çökertmeden Çıktım Halil'im Türküsü | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Türküler / Çökertmeden Çıktım Halil’im Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Çökertmeden Çıktım Halil’im Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Çökertmeden Çıktım Halil’im Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Çökertmeden Çıktım Halil’im Türküsünün Hikayesi

“Hey gidi günler hey! O günler çook çok gerilerde kaldı. Halil geliyor deyince, Bodrumlu kızlar pencerelere koşardı. Halil de Halil hani! Çam yarması gibi. Kaşı, gözü; eli düzgün. Cesurdu da. Yiğitliği dillerde, biz de gençtik o zaman. Bakma şimdi saçlarımıza kar düştü, dişlerimiz döküldü. Belimiz kamburu, seksen yılın yükünü taşır. Şu karışıklıklar var ya yüzümde, nah şunlar! Keyiften gelmedi suratıma evlat. Bizim devirler başkaydı. Ne gençliğimizi sürdük, ne bir gün gördük. Dışardan dış gâvurlar, içerden iç gâvurlar gün mü gösterdi bize? Gün dediysem, gün Allah’ın günü. Hepsi bir. Şu var ki memleket keşmekeş içindeydi. İşgal orduları parselleşmişti yurdu. Ege’de Yunan var. “Şurdan şurası benim” diyor da başka birşey demiyor. Ateş yıllan anlayacağın. Belimizde piştov, elimizde Rus filintası, yatağımız sırtımızda. Dağ, taş, ova, bayır meskenimiz. Küçük Menderes’ten Köyceğiz’e; Denizli’den, Bodrum’a karış karış, adım adım bilirim. Her karış toprağında alın teri vardır bizim kuşağın. Yiğidi öldür, hakkını yeme. Bakma bugün kötü dediklerine, o zaman gözümüz Ruslar’dan gelecek yardımdaydı. Büyüklerimiz tel üstüne tel çekiyordu. Katırlar yükü altınlar beşli mavzerler, mermiler geliyordu. Dünya düşman olmuştu da, bir tek Ruslar dost kalmıştı. Karagün dostu oldular bize. Dağlara oluk oluk mühimmat akıyordu O zamanlar dağlar böyle kel değildi. Bir orman vardı ki dağlarda eh! Düşman görmesin diye, gece yürürdük de, ağaçlardan adım atamazdık. Şimdi nerde o ormanlar? Bir yandan yangın, bir yandan keçi mahvetti ormanları. Ovalar dersen, böyle ekimli, dikimli değildi. Diz boyu bataklık vardı ovalarda. Sazlık vardı. Şaşırıp da gireni yutardı sazlar. Koca koca yaban domuzları, çakallar, kurtlar cirit atardı sazlıkta. Ya! İşte böyle yeğen! Lafı nerden açtık, nereye vardık! Demem şu ki; devir eski devir. Bir yandan işgalcilerle boğuşuyoruz, öte yandan Osmanlı’nın seçip başımıza gönderdiği yöneticilerle. Düşmanı kovalarken, bir yandan da işbirlikçilerle boğuşuyoruz. Muhbirlerden koruyoruz kendimizi. Diyeceksin ki; ilkin bir Halil diye tutturdun, sonra evirip çevirip Yunan’a, Osmanlı’ya getirdin sözü. Haklısın. Ama Halil’le bunların bağı var. Olmasa bunca derinleştirmezdim meseleyi. Halil yiğit çocuk. Mert delikanlı. İyi de silah kullanıyor. Yurdunu, ulusunu da çok seviyor. Öyle üç kuruşluk mevkiye baş eğip, teslim olacak cinsten değil. Kim gibi derseniz, bir Bodrum kaymakamı vardı. Halk düşmanı, işgalcilerin çömezi. İstanbul’un da gözde adamı. Astığı astık, kestiği kestik o zamanlar. Adına da, “Çerkez Kaymakam” diyorlar. Kurban olsun Çerkezlere de, Kaymakamlara da. Halk arasında “Kalleş Kaymakam” diyorladı zaten. Kalleşlik söz konusu olunca da onu gösterirlerdi. Emrinde de kolcular, zaptiyeler. Bir eli yağda, bir eli balda. Yediğini yiyor, yemediğini atıyor arkasına. Zevk eğlence tırıp!. Sandal sefaları, gece alemleri. Bir dolu da çömez var çevresinde. Kimisi “Allah ömürler Versin Kaymakam’ımıza., çok yaşasın” deyip etek öpüyor; kimi de fedailiğini yapıyor. Bir yandan da milletin kıtlıktan kırıldığı günlerde, yağlı ballı yemekler eksik olmuyor sofrasından. İnsanın soysuzu, belkemiksizi sürüngenlerden beter oluyor. Kaymakam dediğin Bodrum’un en büyüğü. Ama, şimdiki kaymakamlar gibi değil. Şimdiki kaymakamların başı kanuna bağlı. Hak, adalet, kanun var ellerinde. O zaman nerde adalet, nerde kanun. İki dudağı var Kaymakam’ın, bir de bu iki dudak arasından çıkan söz!. Vur vur, kır kır!. Böyleyken böyle. Halil bu. Çerkez Kaymakam da ortada. Bir de Çakır Gülsüm var. Gülsüm de Gülsüm. Bakmaya kıyamazsın. Güzelliği tüm Bodrum yöresinin dilinde. Gülsüm, Bitez Yalısı’nda oturuyor. Bitez Yalısı da Bodrum’a bir saat çeker çekmez. Sahilde şipşirin bir köy. Köyün yakınlığından adına “Bitez Yalısı” demişler. Bitez’den söz edenler, bir şey daha ekliyor köyün adına. “Gülsüm’ün köyü Bitez” diyorlar. Bir de şu var ki; kim ki Gülsüm adını alırsa ağzına, arkasından da Halil’i söylüyor. Halil’i dinlendiriyorlar. “Çakır gözlü Gülsüm. Ceren Gülsüm. Selvi boylu Gülsüm” diyen, arkasından da “Ama Halil de yiğit çocuk. Halil de efe? Yakışığı yerinde onun da. Neme lazım, ikisi çok yakışıyor birbirine. Bir de baş-göz olsalar. Çoluk çocuğa karışsalar” diye ekliyor ardından. Gülsüm güzel, Gülsüm ceren gibi. Gülsüm’ün adı dillerde. Eee bunca dillenen güzellik, Bodrum Kaymakam’ının kulağına ulaşmaz mı? varıp ulaşıyor Kaymakamın kulağına. Varıp ulaşıyor ki, bir taşla iki kuş vuracağız diye seviniyor çömezleri. Hem çıkarlarına taş koyan Halil’in yavuklusunu alacaklar, hem de Çerkez Kaymakam’a yaranacaklar. Bir güzel doldurmuşlar adamın kulağını “Gülsüm, Bodrum yöresinin en güzel kızı. Halil gibi baş kaldırmış bir kaçkının eline düşerse yazık olur. Araya gider Gülsüm. Saraylara, köşklere layık bir kız Gülsüm. Çakır gözlü, sırma saçlı, ceren gibidir Gülsüm” deyip bir güzel şişirmişler. Bodrum Kaymakamı’nın kulağını: Arkasından da “Sen yeter ki emret. Değil Gülsüm on tane Gülsüm olsa getiririz. Halil zaten dağda. Çetelerle dolaşıyor. Kimbilir hangi dağda silah çatmıştır eşkiyayla.” Çerkez Kaymakam zaten hazır. Hem güzel Gülsüm’e sahip olacak; hem de büyüklerin kulağına kadar gitmiş olan bir efenin yavuklusunu kaçıracak. Daha da yararlanacak onlara. Sözü dolandırmaya ne gerek yeğen! Daha dün gibi gözlerimin önünde. Gönderdi kolcularını Bitez Yalısı’na Kaymakam. Bir feryat, bir figan sarıp sarmalayıp götürdüler Çakır Gülsüm’ü. Götürdüler ya, herkesin gözü Halil’de. “Kuşun kanadından, rüzgârın sesinden duyar da gelir Halil” diyorlar.Diyenlerin bir bildiği varmış meğer. Gülsüm’ün apar torpar içine atıldığı sandal, kıyıdan uzaklaşmak üzereyken, Çökertme tarafından hızlı hızlı gelen bir sandal gördük. Sandalın kürekleri kanat gibi açılıp açılıp kapanıyordu. Bir yandan Bitez Yalı’dan Bodrum’a doğru giden, Kaymakam’ın kolcularının sandalı; öbür yandan Bitez Yalısı’na girdi girecek Halil’in sandalı. Yanında en güvendiği arkadaşı İbram Çavuş vardı Halil’in, ibram Çavuş asılmış küreklere, Halil de ayakta elini siperlemiş gözüne, kolcuların sandalını gözlüyor millet sahile dökülmüş, yürekleri ağzında seyrediyor olanları. Halil’in sandalı uçuyor gibi. İki sandalın burun burana gelişi, vuruşmanın başlayışı, dün gibi taze gözlerimde. İlkin patlayan silah sesleri duyduk. Ardından Gülsüm’ün figanı. İbram Çavuş’un feryadı. Halil’in sandalı, kanatlan kırılmış kuş gibi kaldı yerinde. İbram çavuş, kapanmış sandala haykırıyordu. “Gitti. Yiğit Halil gitti. Vurdular Halil’i. Kalleş Kaymakamın adamları vurdu Halil’i. “Sahildekiler atladılar sandallara. Kolcuların sandalı Bodrum’a hızla Gülsüm’ü götürürken, Halil’in sandalı da ağır ağır sahile yaklaşıyordu. Sahil ana baba günü. İğne atsan yere düşmez. Sonra sandaldan çıkardılar Halil’i. Oluk oluk kan akıyordu. İbram Çavuş’un kollarında verdi son nefesini. Sonra kalabalığı bir uğultu sardı. Bir hıçkırık, bir gözyaşı seli. Bunların arasından da yanık, içli bir ses yükseldi. Ağlayan, ağlatan.

Çökertmeden Çıktım Halil’im Türküsünün Sözleri

Çökertmeden Çıktım Halil’im Türküsünün Notaları

Çökertmeden Çıktım Halil’im Türküsünün Notaları



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir