? Cumhuriyet Dönemi Türk Hikayeciliği | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Cumhuriyet Dönemi Türk Hikayeciliği

Cumhuriyet Dönemi Türk Hikayeciliği

Cumhuriyet Dönemi Türk Hikayeciliğinin Genel Özellikleri

Cumhuriyet Dönemi Hikayelerinin Genel Özellikleri

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Hikayeleri

Cumhuriyet Dönemi Türk Hikayeciliği

Türk edebiyatında hikâyenin/öykünün bir terim olarak kullanılmaya başlan­masından itibaren, hikâye kelimesinin dayandığı kavram tahkiyedir. Dolayısıyla anlatma esasına bağlı bütün yazı türleri, geçmişte bu kelimenin etrafında izah bulmuştur. Tarih, destan, menkıbe, kıssa, masal, rivayet, vak’a, rapor, kopya, tak­lit, roman, hikâye ve benzeri birçok türün ardındaki kavram tahkiyeli eser, yani hikâyedir. (İslam, 2006: 321)

Modem hikâyenin Türk edebiyatı tarihi içindeki seyrine bakıldığında, ha­yatı, çevreyi ve dış dünyayı algılama ve aksettirme noktasında başından itibaren “gerçekçi” bir anlayışın var olduğu görülür. Ömer Seyfeddin’le birlikte müsta­kil bir edebî tür hüviyeti kazanan kısa hikâye, aynı zamanda bizzat yaşanılan hayattan çıkarılan gözlemlere, tecrübelere yaslanan bir gerçekliğe yönelmiştir. Tahkiyeli eser Şerif Aktaş’ın ifadesiyle, “realist terbiyeye uygun tarzda kurulan mekân-insan alakası, müşahededen ve yaşanmış olaylardan kaynaklanan itibarî vak’a zamanının sosyal ve siyasî endişesiyle beslenmektedir.” (Aktaran: İslam, 2006: 323) Memduh Şevket Esendal dışında kalan hikâyecilerin benimsediği Maupassant tarzı ise, hikâyenin dil ve teknik açısından gelişmesine ve geniş kit­lelerin bu türü sevip benimsemesine yol açar. Edebiyat-ı Cedîde’nin santimantal edebî zevki, yerini “Memleket Edebiyatı” anlayışına bırakır. Birinci Dünya Sava­şı ve Millî Mücadele yıllarının atmosferi de bu edebiyat anlayışını besler.

Cumhuriyet’in ilk yıllan yeni bir arayışlar dönemidir. Gerçekliğin farklı bo­yudan ve algılama biçimleri ortaya çıkmaya başlar. Yeni alfabenin kabulü ile değişen şartlar nedeniyle verimsiz bir dönem geçirilir ve 1928’den sonra kısa bir bocalama devri yaşanır. Bu sırada dergilerde acıklı aşk hikâyeleri ile küçük mi­zahî hikâyeler yayınlanmaktadır. Sadri Ertem ve Selahattin Enis gibi birkaç yazar bu ekolün dışında kalır. 1930’lara gelindiğinde Sadri Ertem, Selahattin Enis, Re­fik Ahmet Sevengil gibi yazarların toplandığı Vakit gazetesi çevresi, yeni gerçek­çi Türk hikâyesinin yol açıcılığını yapmaya başlar. Bir süre sonra sıradan insan hikâyelerinin, vak’a hikâyelerinin yerini almaya başladığı görülür. Memduh Şev­ket Esendal, Sebahattin Ali ve Sait Faik Abasıyanık hikâyemize yepyeni bir soluk ve bakış açısı getirirler.

1940’lann ikinci yarısından sonra maziye ve ferdin iç dünyasına dönüş te­malarım, II. Dünya Savaşı’nın etkileri, demokratikleşme sürecinin izleri ve unu­tulan köy gerçeği takip eder. İhtilaller ve askerî müdahaleler ise 1970’ten sonra Türk hikâyesini etkilemeye başlar. İç ve dış göçler, parçalanmış aileler, gecekon­du sorunu, kadın haklan, inanma arzusu, dine ve geleneğe dönüş, cinsellik ve nihayet insan tekinin kendi ben’i ile iç mücadelesi de son otuz yılın hikâyesinde farklı yönleriyle işlenen temalar olarak kendisine yer bulur. Modem Türk hikâye­sinde başlangıçtan itibaren önemini hiç yitirmeden var olan kuvvetli bir toplum­sal eleştiri mekânizmasından söz etmek mümkündür. Devirlerin sosyal ve siyasî durumlarına göre, bu eleştiri zaman zaman sübjektif ve ideolojik bakış açılarının edebiyata hâkim olmasını da getirmiştir.

Cumhuriyet dönemi Türk hikâyeciliğini çeşitli devirler altında değerlendiren Ayşenur K. İslam, 1920-1930 Cumhuriyet Döneminin İlk Hikâyeleri’ni birinci aşama olarak ele alır. Bu dönemin önemli yazarları ise önceki dönemlerde de eser vermiş olmakla birlikte Cumhuriyet’in ilk yıllarında da hikâyeleriyle edebi­yat dünyasında yer alan Hüseyin Rahmi Gürpınar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halid Karay, Fahri Celaleddin Göktulga, Osman Cemal Kaygılı, Selahattin Enis ve Nahit Sim Örik’tir. ikinci dönem ise 1930-1945 Yeni Arayışlar dönemi olup ilk grubu “Vakit Gazetesi Çevresi ve Sosyal Gerçekçiler” teşkil etmektedir. Bu devrede öne çıkan isimler Sadri Ertem, Reşat Enis Aygen, Bekir Sıtkı Kunt, Kenan Hulusi Koray, Ümran Nazif Yiğiter ve Mehmet Şeyda gibi isimlerdir. Aynı yılların “olgunluk eserleri”ni kaleme alan yazarlar arasında ise Halikarnas Ba­lıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), Sabahattin Ali, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Samet Ağaoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tank Buğra ve Ke­mal Tahir gibi isimleri saymak mümkündür. Üçüncü devre, “1945-1960 Dönemi, Savaş Sonu Hikâyeleri” olarak isimlendirilir ve ikinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisi altında, içine düşülen buhran, hürriyet düşüncesi, savaşın acımasızlığı, ba­rış özlemi ve insan sevgisiyle karışarak eserlere yansır. Bu dönemde hikâyeleriy­le öne çıkan isimler, köy gerçekliğini yazının odağına alan İlhan Tarus, Kemal Bilbaşar, Samim Kocagöz, Orhan Kemal gibi isimlerin yanı sıra Haldun Taner, Sabahattin Kudret Aksal, Oktay Akbal, Vüs’at O. Bener, Necati Cumalı, Tank Dursun K. gibi yazarlardır. “1960’tan Günümüze Kendi Sesini Arayanlar” başlığı altında birbirinden farklı konu, tema, üslup ve tekniklere sahip yazarların sayıca çok olduğu dönemde ise hikâyeleriyle öne çıkan sanatçılar “Postmodern Anlatımı Deneyenler” alt kategorisinde Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Selim İleri, Nazlı Eray, Murathan Mungan, Nazan Bekiroğlu gibi yazarlardır. “Soyut Anlatımı Deneyen­ler”, Leyla Erbil, Ferit Edgü, Tomris Uyar; “Yeni Gelenekçiler” olarak adlandı­rılan sanatçılar da Rasim Özdenören, Şevket Bulut, Mustafa Kutlu ve Hüseyin Su’dur. “Kadını Yazanlar, Kadın Yazarlar” da yine 1960 sonrası dönemde hem sayı hem de nitelikçe artan bir yazar kadrosuna sahiptirler. Sevgi Soysal, Sevinç Çokum, Ayla Kutlu, Pınar Kür, Nursel Duruer, Feyza Hepçilingirler de öyküle­rinde kadını ve kadın problemlerini alan yazarlar arasında sayılabilir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir