Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri İle Divan Şiiri

Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri İle Divan Şiiri

Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri İle Divan Şiiri Arasındaki Farklar

Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri Divan Şiirinden Etkilenmeleri

Tanzimat edebiyatı, estetik algısını gerçekçilik üzerine inşa etmeye çalışır­ken öncelikle divan şiirinin gerçekliğe yaklaşımını reddederek işe başlar. Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın divan şiiri hakkında geliştirdiği fikirler, onun gerçek­likten uzak fanteziye dayalı bir dünya görüşüne dayandığı tezi üzerinden ilerler. Saf şiirini temsil eden divan edebiyatının siyasi meselelerden uzak olması da bu durumda etkilidir. Tanzimat neslinin yıkıcı tavrı, 20. Yüzyılın ilk yıllarında artık hem içerik hem de yapı bakımından farklı bir şiir anlayışının yaşanan sosyal ve siyasi olaylara bağlı olarak doğmasıyla neticelenir. 1911 Yeni Lisan hareketi ise Osmanlı Türkçesini ortadan kaldırırken divan şiirinin de dilini maziye gönderen bir yaklaşım ortaya koyar.

1923-1940 arasında gelişme gösteren Memleket Edebiyatı, halk şiirinin mer­keze alındığı bir anlayışı temsil eder. Divan şiirinin kötülendiği, bu estetik anla­yışa bağlı olarak şiir yazmanın neredeyse suç sayıldığı bir bakış açısı oluşmuş­tur. 1940Tara kadar en yoğun haliyle devam eden hece-aruz tartışmaları, aslında divan şiirinin edebiyat ders kitaplarından bile çıkarıldığı bir inkâr politikasının tezahürleridir.

Bütün bunlara rağmen modem Türk şiirinin kumcusu olarak kabul edilen iki önemli şair, divan şiirinin birikimiyle beslenen ve bu birikimi eserine taşıyan Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’dir. Özellikle Yahya Kemal’in aruzda ısrar etmesi farklı ithamlarla karşılaşmasına sebep olsa da divan şiirinin asırdan asra bir me­şale gibi taşınacağını ispat eder. Kendinden sonraki nesilleri derinden etkileyen bu iki şair, divan şiirini Cumhuriyet Dönemine taşımışlardır.

Garip Hareketi’nin 1940 ile 1950 arasında günlük konuşma diline yaslanan şiir anlayışları bir yana bırakılacak olursa, 1950’den sonra yeni bir oluşumu tem­sil eden ikinci Yeniciler, özellikle imge ve ahenk konusunda ortaya koydukları tavırla divan şiiri estetiğine yeniden yaklaşmışlardır. İmge/mazmun benzerliğine dikkat çeken Asım Bezirci gibi bazı eleştirmenler, İkinci Yeni’yi divan şiirinin tekrarı olarak görmüşlerdir. Kapalı anlama dayalı yeni imge anlayışı, divan şi­irinin mazmun geleneğinin modem hayattaki karşılığı olarak görülür. Turgut Uyar gibi İkinci Yeni’nin en önemli temsilcilerinden birinin 1970’te yayımlanan eserine Divan ismini vermesi bu yönüyle ilginçtir. Divan’da gazel ve kasideyi anımsatan nazım şekillerinin olması divan şiiriyle olan bağın boyutlarını gösterir.

Edebi hareketlerin dışında kalan bağımsız bazı önemli şairlerin 1950’lerde divan şiiriyle açıkça etkileşim içinde oldukları görülür. Attilâ İlhan ve Behçet Necatigil ritim ve ahenk gibi şiirin yapı özelliklerini oluştururken divan şiirine yönelirler. Gerek poetik görüşlerinin izahında gerekse eserlerinde ortaya koy­dukları tavırda divan şiirinin imkânlarından faydalanmak gerektiğini açıkça izah ederler. Attilâ İlhan ilk şiirlerinden itibaren divan şiirinin ahenk unsurlarım ve nazım şekillerini kullanır. Babasının aruzla yazdığı şiirlerin ve kendisine çocuk­luğunda okuduğu divanların bu durumda önemli etkisi vardır. Özellikle Tutuklunun Günlüğü isimli eserinin “Bulut Günleridir”, “Zincirleme Rubailer” başlıklı bölümlerinde modem hayatın karmaşık ilişkileri divan şiirinin estetik algısına bağlı kalınarak anlatılır.

Behçet Necatigil, ahenk ve ritim yönüyle divan şiirinin imkânlarından fay­dalanır. 1965’te yayımlanan Divançe onun klasik edebiyatımızla olan bağını resmileştiren bir eserdir. Muhtelif yazılarında da divan şiirinden faydalanmanın gerekliliğinden bahsetmiştir.

Aruz ölçüsünün ahengine kapılarak şiir yazan, Haşan Ali Yücel, Ahmet Remzi Akyürek, Kemal Edip Kürkçüoğlu gibi isimlerin yanı sıra bugün de aruzu devam ettiren Mehmet Çınarlı, Talat Halman, Bekir Sıtkı Erdoğan, Beşir Ayvazoğlu, Ali Günvar gibi şairler divan şiirinin zenginliğini günümüze taşımaktadırlar.

Divan şiirinin Cumhuriyet Dönemi şiirini özellikle üç yönüyle etkilemeye devam ettiğini söylemek mümkündür.

  1. Ahenk: Divan şiirinde ahenk unsurları aruz, kafiye ve rediftir. Bu unsurları şiirlerinde devam ettiren şairler, özellikle aruzu Türkçenin ses özelliklerine uydu­rarak başarılı bir şekilde kullanmışlardır.
  2. İçerik: Divan şiirinin dini konulara olan bağlılığı tasavvuf öğretisiyle ken­dini gösterir. Tasavvuf mistik tecrübeye dayalı bir hayat tarzım gerekli kılar. Mis­tik bilginin derinliği de şiirin içeriğini kuran önemli bir unsurdur. Sezai Karakoç, Ebubekir Eroğlu, Hilmi Yavuz ve Ali Günvar başta olmak üzere gelenekle bağını koruyan birçok şairin eserlerinde tasavvuf terimlerine ve sembollerine yer verdikleri görülür.
  3. Mazmun: Şiir gerçekliğin kırılması ve dışına çıkılmasıyla meydana geti­rilen bir mana evrenidir. Hayata ait bir unsurun başka bir unsura benzetilmesi ile oluşturulan anlatım, şiir dilinin temelini meydana getirir. Benzetmeler aracılığıy­la oluşturulan sembollere dayalı mazmun geleneğinin Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde imgeler aracılığı ile devam ettiğini söylemek mümkündür. İkinci Yeni şii­rinden itibaren imgenin değeri modem şiirimizde artarak devam etmiştir. Okurun zihninde oluşturulan farklı ve şaşırtıcı görüntülerin yeni bir anlam dünyasına kapı aralaması, yorumlanabilir metinlerle karşılaşmamızı sağlar. Bu yönüyle divan şii­rindeki mazmun geleneğinin imge evreni çerçevesinde devam ettiği söylenebilir. (Macit, 2010: 324-328)

Cumhuriyet dönemi şairlerini özellikle Fuzuli ve Şeyh Galip’in etkilediğine değinmek gerekmektedir. Sezai Karakoç’un “Leyla ile Mecnun” mesnevisini ye­niden yazması Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Hüsn ü Aşk’ın veznini kullara kaleme aldığı “Şeyh Galip’e Çiçekler” isimli eseri bu durumun en açık örnekleridir.


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ