28 Mart Salı 2017
Ana Sayfa / Türküler / Devrent Deresini Duman Bürüdü (I. Varyant) Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Devrent Deresini Duman Bürüdü (I. Varyant) Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları


Devrent Deresini Duman Bürüdü (I. Varyant) Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Devrent Deresini Duman Bürüdü (I. Varyant) Türküsünün Hikayesi

Devrent Deresini Duman Bürüdü (I. Varyant) Türküsünün Sözleri

Devrent Deresini Duman Bürüdü (I. Varyant) Türküsünün Notaları

Bir tek Devrent Deresi’ni mi duman bürümüş ki? Kara bulutlar dolaşıyor yurdun bir çok yerinde. Fransız Adana’da , Antep’te, Mersin’de cirit atarken, Yunan Ege’yi parsellemiş. İngiliz’in Alman’ın hesaplar daha başka. Buna razı olmayanlar, yer yer çeteler kurmuş, kimi dağa çıkmış, kimi ovada vuruşuyor. Baştakiler derseniz, danışıklı zaten, sen bana ilişme, ben sana. Devir Cumhuriyet öncesi. Ege dağlan da çatal yüreklilerle dolu. Yurdun işgaline gönlü razı olmayanlar, Efeler, Zeybekler, Kızanlarını toplayıp çıkmış dağa. Bir yandan düşmanla savaşıyor, öte yandan onlara yardım edenlerle. Toz dumana, dost düşmana karışmış. Bir yanda gerçek yurtseverler, canını dişine takıp yurdunu savunanlar; öte yanda işgalciler ve onların şakşakçıları. Bir de çapulcular var. Fırsatı ganimet bilip, soygun için, yol kesmek, ırza geçmek için dağlara çıkan var. Böylesine toz dumana karışık. Kimin ne olduğu belli değil. Kendine ‘‘Efe” diyen çıkıyor dağa. Vuruyor, kırıyor, yol kesiyor. Salıyor adamlarını aşağı ünlü bir Efe’nin adını verip, para istiyor, mal istiyor. En çok da bunlar uğraştırıyor çeteleri. Bir tek yol, bel kesmekle kalmıyor bunlar, bir de düşmana ihbarcılık, şakşakçılık yapıyorlar. Sözün kısası, Ege Dağlan kaçak dolu. Kanlıkısık’ta Çakırcalı, Kahrat’ta Gökçen Efe, Bozdağ’da Avcı, Aydın dağlarında Poslu Efe tirim tirim titretiyor yöreyi. Olandan alıp olmayana dağıtıyor bunlar. Bunların arasında bir de Gavur Ali var. O da kendine Efe dedirtenlerden. Ama işbirlikçi, İşgalcilerin adamı. Yol kesen cinsinden. Türkümüze konu olan olayın bir ayağı işte bu Ali. Nam-ı diğer Gavur Ali. Ödemiş’in Kaymaklı köyünden Gavur Ali.. Varsıl bir ailenin oğlu. Bir de kızkardeşi var Ali’nin. Güzelliği dillerde. Boylu, poslu endamlı bir kız Ayşe. Köyde kimse adıyla çağırmıyor Ayşe’yi, tatlı dili nedeniyle herkes “Dudu” diyor Ayşe’ye. Dudu aşağı, Dudu yukarı. Bu türkünün öyküsünü anlatanlar, aynı köyden Süleyman’dan söz ettiler. Türkünün kahramanının adı Süleyman onlara göre. Ne ki türküyü okuyanlardan kimi yazılı kaynaklarda da “Edepali” olarak geçiyor kahramanın adı. Televizyon programı içinde türküde geçen adın Süleyman olduğunu saptadıkları için biz de öykümüzü Süleyman üstüne kurduk. Türkünün de Süleyman adının geçenini seçtik. Elimize geçen “Musa”lı notayı da kitabın sonuna ekledik. Aslında bu durum ilk kez bu türküyle çıkmıyordu karşımıza. Ne ki, bu türkü bir kaç isimle ama aynı ezgiyle okunduğu için, daha göze batıyordu. Bunları açıkladıktan sonra, dönelim öykümüze. Ödemiş’in Kaymaklı köyünden Süleyman. Aynı köyden Dudu’ya tutkun. Ne ki Süleyman, çok türkümüzün öyküsünde olduğu gibi, Dudu’ya göre daha yoksul. Ama gönül bu! Bir de şu var ki, kimseye de eyvallahı yok. Bir tek Dudu’ya boynu eğik. Dudu’ya bağlı. Arada bir gizlice buluşup söyleşiyorlar. Yol yordam arıyorlar. “Babam keçi inadıdır, Bir kere yok dedi mi, he dedirtemezsin. Nuh der Peygamber demez. Ali abim dersen, gavurun teki. Kendini düşünür. Bizi dileğimizce başgöz etmez bunlar. En iyisi kaçıp gidelim. Abim zaten dağda. Araya zaman girince hepsi yumuşar. Bir kaç ay başka yerde kalırız sonra da onların gönlü olur. Döner geliriz köye” diyor, Dudu. Süleyman dünden hazır. Tek kaygısı Gavur Ali’nin kini. “Ali kinlidir. Dağa çıkalı burnu daha da büyüdü. Rahat komaz. İz sürüp ayırır bizi” diyor bir yandan; öte yandan da başka çıkar yolumuz yok. Kaçacağız. Kinleri bitene kadar görünmeyiz. Yarma hazır ol Dudu’m. Yarından tezi yok gidelim.” Varıp anasına da açıyor durumu Süleyman. “Böyleyken böyle. Yarın gece Dudu’yu alıp gidiyorum ben. Bu işin başka oluru yok. Dudu da böyle istiyor. Anası babası karaçalı. Aradan çekilmiyorlar. Görsünler elmi yaman, bey mi?” Anası karşı duruyor. “Aman oğul, onların şerrini üstümüze çekme. Ali “Gavur” adını boşa almadı. Elin gavuruyla bir olup, bizim efeleri ele veriyor. Gaddar adamdır Gavur Ali. Deve kinlidir üstelik. Vazgeç oğul. Biraz daha sabret. Belki taş yürekleri yumuşar. Gündoğmadan neler doğar. Bakarsınız efeler haller Gavur Ali’yi. Ali giderse belleri kırılır, rıza gösterir anası babası.” Şunu diyor, bunu diyor. Ama Süleyman duymuyor. “Dudu’yu yarın gece kaçıracağım. Bu işin bekleri yok. Nerden inceyse ordan kinisin”. Ne desin anası. Gözünün nuru, evinin direği bir oğlu. “Kendini iyi kolla. Bu gavur, hınzırı şeytanla çomak oynar. İyi de iz sürer. Faka bastırmasın seni. Tuzağa düşme. Al, uzaklara götür. Dudu’yu. Bizi de habersiz koma. Günaşıp akşam olunca atını eyerleyip, heybesini terkisine atmış Süleyman. Gecenin karanlığında varıp beklemiş Dudu’yu kavil yerinde. Çok geçmeden Dudu gelmiş elinde bohçasıyla. Kuş gibi çarpıyor yüreği Dudu’nun. Tez elden bohçayı yerleştirmişler heybeye. Binmiş atın terkisine Dudu. Dehlemişler. Devrent Deresi’ne çevirmiş başını atın. Vurmuş mahmuzları. Sabaha yakın Ödemiş’i tutmuşlar. Varıp bir arkadaşının kapısını çalmış Süleyman. Zaten haberli arkadaşı. Bekliyorlar. Buyur etmişler içeri. Gereken izzet ikramı göstermişler. Ertesi gün Dudu’nun evinde anlaşılmış mesele. Anası-babası cin atında. “Vay gahbenin oğlu vay! Gidinin oğlu! Demek bunu yapacaktın bize Alacağın olsun. Bunu yanına bırakırsak” diye haykırıyorlar. Çok geçmeden de Gavur Ali iniyor köye. “Vay gahpe analı vay! Ulan şerefimizi beş paralık ettin be! Bunu kormuyum yanına. Beş mecitlik kurşun helal olsun sana. Gördüğüm yerde mıhlamazsam da Gavur Ali demesinler. Benim bacımı kaçıracan ha! Alacağın olsun” deyip bangır bangır bağırıyor köy kahvesinde. Şu da var ki, köylü içten içten seviniyor. “Oh oldu! Dinsizin hakkından imansız gelir! İyi etti Süleyman. Oh etti! Burnu sürtsün azıcık Gavurun. Anlasın dünyanın kaç bucak olduğunu” diyor. Gavur Ali fellik fellik arıyor Süleyman’ı. Haber salmadığı yer kalmıyor. İzini sürüyor. Arıyor tarıyor boş. Süleyman’la Dudu kayıp. Aradan haftalar geçiyor, ı-ıh!. Aylar geçiyor. Yok. Bir haber çıkmıyor. Gavir ali küplerde. Deliler gibi dönüyor ortalıkta. Bakıyor olacak gibi değil, işin şeytanlığına kaçıyor. “Canım ne var ki aramızda. İki gönül bir olup, karar vermişler. Kan davası mı var aramızda. Gençler, bir hatadır yapmışlar. Gelsin el öpsünler barışalım. Et tırnaktan ayrılır mı? Ne de olsa eniştemiz sayılır. Herkes yanlış yapabilir” diye dedi kodu salmış ortalığa. Bu sözler varıp Süleyman’ın kulağına ulaşmış. Bir yandan yakalanmak korkusu, bir yandan arkadaşına fazla yük olma duygusu, zaten üzüyor Süleyman ı. Köylüleri gelip, Gavur Ali’nin yumuşadığını söyleyince, seviniyor Süleyman. Tez elden hazırlığını yapıyor. Dudu’ya da anlatıyor durumu. “Ali’nin yüreği yumuşamış Gelsin el öpsünler, barışalım diyesiymiş. Usandım gizlenmekten. Bitsin bu korku, bu kaçış. Gider babanın, ananın elini öperiz. Üç-beş emmi dayı da girer araya. Olur biter.” Dudu kararsız. Dudu korkulu. “Sen onları bilmezsin. Deve kini vardır bizimkilerde. Şeytanlığına düşünüyorlar bu işi. Benim gönlüm razı değil. Ama sen bilirsin.” Sözün kısası akşama doğru atlarına binip, koyulmuşlar yola. Devreni Deresini vatsıya doğru tutmuşlar. Devrent deresi de dere. Dumanlı dere. Boranlı dere. Göz gözü görmüyor. Zor güç yol buluyorlar. Gecenin bir yansında da Kaymaklıya ulaşıyorlar. Anası babası sarmaş dolaş Süleyman’ın. Süleyman’ı bırakıp Dudu ya sarılıyorlar; onu bırakıp yine Süleyman’a sarılıyorlar. Durumu sergiliyor baba. “Gavur Ali’nin gönlü oldu. Gelip el öpsünler dermiş. Babası anası da onun ağzına bakıyor. Sabah üç-beş büyük de bulalım, birlikte gidersiniz. Olur biter.” Sabahı zor etmiş Süleyman. Tez elden kalkıp kahveye inmiş. İnmiş ki büyüklerden birkaç kişi alıp kayınbabasına gitsinler. Girip selam vermiş kahvedekilere. Dostlarla sarmaş dolaş, hoş-beş. Demeye kalmadan, kahve kapısı bir tekmeyle açılmış. Gavur Ali hışımla girmiş içeri. Süleyman arkadaşlarıyla masada oturuyor. Doğruca Süleyman’a yürümüş Ali. “Vay gahbe dölü vay. Vay ki düştün tuzağıma sonunda. Sen kim, benim bacımı kaçırmak kim? Benim şerefimle oynayacak adam mısın sen?” deyip elinden beşlisini çıkarmış. Alnına çevirmiş namluyu. Süleyman ne olduğunu anlamaya fırsat kalmadan yıkılmış yere. Kaymaklı kahvesi ana-baba günü. Masalar sandalyeler girmiş birbirine. Gavur ali silahını kınına koyup, çıkmış dışarı. Dağ yolunu tutmuş yeniden. Dudu haberi duyunca yerlere atmış kendini. Süleyman’ın anası-babası deli divane, “yediler oğlumu. Kalleşlikle yediler.” deyip yerlerde sürünüyorlar. Olay halkın diline başka yansıyor. Devrent Deresi’nden alıp, Kaymaklı kahvesine türküyle taşıyorlar olayı. Varıp varıp günümüze de türküyle ulaşıyor.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir