Ana Sayfa / Edebiyat / Divan Edebiyatı / Divan şiirinin tarihçesi
Divan Edebiyatı

Divan şiirinin tarihçesi


DİVAN ŞİİRİNİN TARİHÇESİ

DİVAN ŞİİRİNİN TARİHÇESİ HAKKINDA BİLGİ

“Anadolu’da Divan edebiyatının ne zaman başladığı bugün, kesin olarak belirlenememiştir. XI. ve XII. asırdan ele geçmiş eser yoktur. İlk eserler XIII. asırdan kalmadır. Bu yüzden Anadolu divan edebiyatı XIII. asırdan başlamaktadır denebilir. XIII. asırda bilinen ilk eserler, Selçuklular devrinde Mevlâna Celâleddin Rumî’nin Farsça yazdığı Divân-ı Kebîr, Mesnevi, Fîhi mâ fih gibi belli başlı eserleridir. Eski Anadolu Türkçesinin bilinen ilk şairi Ahmed Fakih’in Çarhnâme ve Kitâb-ı evsâf-ı mesâcidi’ş-şerîfe isimli eserleri ilk Türkçe eserler olarak kabul edilebilir.

Asrın ikinci yarısında yaşadığı tahmin edilen Dinî-tasavvufî ve ahlâkî manzumeler yazan Şeyyad Hamza ve Yusuf u Züleyhası; esasen Farsça yazmış olmakla beraber Ibtidanâme ve Rebâbnâme isimli eserlerinde ceman 238 Türkçe beyit bulunan 20 kadar da Türkçe manzumesi olan Mevlâna’nın oğlu Sultan Veled; nihayet zincirin bu asırdaki son halkası, devrinde Türkçenin bir edebiyat dili olabileceğini göstermiş tasavvufun en girift meselelerini bütün derinliğiyle, sade, samimi, heyecanla şiirleştiren Yunus Emre’nin Divânı ve didaktik bir eser olan Risaletü’n-Nushiye’si vardır. Ayrıca bu asırda dinî olmayan mevzularda eserler veren, Divan şiirinin ilk büyük temsilcisi sayılan Dehhanî’nin manzumelerini ve henüz ele geçmeyen 20 bin beyitlik Selçuklu Şehnâmesi’ni belirtmek gerekir. XIV. asırda Divan edebiyatı, Osmanlı devletinin kuruluş dönemi sebebiyle daha çok dinî -tasavvufi, hamasî, tarihî ve ahlâkî mahiyette eserlerden oluşmuştur. Bu arada Türkçe Anadolu’da tamamen yerleşmiş, bir edebiyat dili olarak işlenip gelişmiştir.

Asrın en büyük isimlerinden biri, asıl adı Ali olan Âşık Paşa’dır. Garibnâme, Fakrnâme, Vasf-ı Hal gibi eserlerini sade bir dille yazmış, tasavvufu sünnî akideye uygun bir şekilde işleyerek devrinde büyük bir tesir icra etmiş bir şairdir. Bu asırda Divan edebiyatının temelini atanlardan biri kabul edilen, nazım tekniğine hakim, dili ve aruzu iyi kullanan Mantıku’t-tayr isimli eseriyle Türkçenin Anadolu’da yerleşip gelişmesi bakımından büyük değer taşıyan mutasavvıf bir şair olan Gülşehrî’nin ayrı bir yeri vardır.

Mesnevi nâzımı olarak Süheyl ü Nevbahar ve Ferhangnâme-i Sadi isimli eseriyle mevzuları dinî olmayan mesneviler yazmış ve bu vadide haklı bir şöhret kazanmış Hoca Mesûd, Varaka ve Gülşah mesnevîsiyle Yusufî-i Meddah, Kıssa-yı Yusuf mesnevîsiyle Süli Fakih, Hürşîd ü Ferşâd ile Kenzü’l-küberâ müellifi olarak bilinen Şeyhoğlu Mustafa sayılabilir. Asrın en çok eser veren, klâsik edebiyatın kurulmasında büyük rolü olan, devrinin üstadı, nazım tekniği ve lisana hâkim bir sanatkâr olan Divân, Iskendernâme, Cemşîd ü Hurşîd gibi mühim eserleriyle günümüze ulaşan Türkçe ilk Osmanlı tarihi Tevârih-i mülûk-i Âl-i Osman müellifi Ahmedî’ dir.

Yine Anadolu sahasında olmakla birlikte Azerî Türkçesiyle eser veren, Tuyuglarıyla şöhret kazanmış Kadı Burhaneddin, sade ve güzel bir nesir dili ile halk için yazılmış Siyer-i Nebî, Fütûhu’ş-Şam, Kıssa-yı Yusuf gibi eserlerin sahibi Mustafa Darîr’i ve yine Azerî Türkçesiyle eserler veren çağının en coşkun, samimi ve heyecanlı lirik şairi, kudretli sanatkâr ve mutasavvıf Nesimî’yi zikretmek gerekir.

XV asır Osmanlı Devleti için gelişme ve yükselme devri olmuş, siyasî sahadaki bu gelişmeler tabiî olarak edebiyata da aksetmiştir. Bu yüzden divan edebiyatı tam manasıyla bu asırda yerleşip gelişerek klâsik bir mahiyet almıştır. Asrın ilk yarısında dil üslup ve muhteva itibariyle iyi bir şair sayılan Divân, Çengnâme, Câmasbnâme gibi orijinal ve kıymetli eserler sahibi Ahmed-i Daî, aynı zamanda Türkçe’yi iyi kullanan bir naşir hüvviyeti de göstermektedir. Bu asrın ilk yarısının en büyük şairi, Divân, Harnâme, Hüsrev ü Şirin nâzımı Şeyhü’ş-şuara unvanı ile anılan Şeyhî’dir. Daha sonra, Şeyhî’yi aşan, divan şiirini dil, söyleyiş, duygu ahenk ve şekil bakımından tekâmül ettiren Ahmed Paşa bilhassa kasideleri ile ünlüdür. Gazellerinde gösterdiği maharet sebebiyle divan şiirini dil ve öz bakımından büyük bir tekâmüle ulaştıran, sade bir dille yazan, Türkçe deyimleri ve atasözlerini bolca kullanan, yapmacıksız şiir söyleyen divân sahibi Necati’nin ayrı bir yeri vardır. Asrın diğer şairleri arasında Muradî (II. Murad), Avnî (Fatih), Adlî (II. Bayezid), Cem Sultan ve Harimî (Şehzade Korkut) gibi padişah ve şehzadeler sayılabilir. Bunlar dışında Hümamî, Atâî, Şeyh Elvân-ı Şirazî, Cemalî, Sofî, Adnî, Nişanî, Meliki, Nizamî gibi şairler ve Şehrengîz nevinin ilk örneğini veren Mesihî sayılabilir. Bu asırda kadın şairler de yetişmiştir. Mihri Hatun (Öl. 1506) ve Zeyneb Hatun bunlardandır.

Mesnevi yazarları arasında Anadolu sahasında ilk hamse sahibi olarak bilinen ve Yusuf u Züleyha mesnevisi ile şöhrete kavuşan Hamdullah Hamdi gelir. Asrın sonunda yetişen, nesri nazmından üstün kabul edilen Tâcizâde Cafer Çelebi bir mesnevi şairi olarak kaydedilebilir. Hevesnâme isimli eseri orijinal bir mesnevidir. Bunlardan başka Behiştî, Revani, Ahî de bu asrın mesnevîcileri arasındadır.

XVI. asırda Divan edebiyatı büyük bir gelişme göstermiştir. Asrın en büyük iki sanatkârından biri Fuzûlî’dir. Kullandığı dil itibariyle daha ziyade Azerî edebiyatı içinde mütalaa edilen şair, şiirlerinde coşkun bir lirizm göstermiş, Divan edebiyatının en lirik şairi olma vasfını kazanmıştır. 15 kadar eserinden Divan’ı, Leylâ vü Mecnun adlı tasavvuf! mesnevisi, Hadîkatü’s- Süedâ isimli Maktel-i Hüseyn’i en meşhurlarındadır. Devrinde “Sultânu’ş-şuarâ” adıyla anılan Bâkî bu asrın olduğu kadar divan edebiyatının da en büyük şairlerinden sayılmıştır. Şiirlerinde İstanbul Türkçesinin en güzel örneklerini vermiştir. Kelime ve mâna oyunlarını ön planda tutmuş, renkli ve ihtişamlı hayalleri ahenkli bir şekilde işlemiş, Divan şiirini İran şiiri seviyesine yükseltmiştir. Manzum olarak sadece Divan’ı bulunan şairin diğer eserleri arasında Mevâhibü’l-ledün-niye tercümesi olan Meâlimü’l-yakîn ve Fezâilü’l-cihâd tercümesiyle Hadis-i erbain tercümesi sayılabilir.

Asrın diğer büyük şuarası, devrindeki şairlere üstatlık yapmış, akıcı bir nazım dili ve geniş hayalleri olan büyük bir divanından başka Siyer-i Nebi, Şehrengîz, Şem ü Pervane gibi eserleri bulunan Zatî; divan şiirinin bütün inceliklerini bilen ve şiirlerinde ustaca kullanan, aşkı, rindliği, çok güzel terennüm eden Hayalî; devrinde oldukça büyük alaka gören, sade ve yapmacıksız, bir dille yazan, Fusûsu’l-hikem’i tercüme eden Nev’î; Terkîb-i bend’iyle ün kazanan Bağdatlı Ruhî; sade bir üslup ve akıcı bir dile sahip, mesnevi yazmadaki kudretiyle tanınan, Hamse sahibi Taşlıcalı Yahya Bey gibi zevattır. Emrî, Figanî Hayretî, gibi şairler ile bilhassa mesnevî şairi olarak Fuzûlî ve Taşlıcalı Yahya’dan sonra bu vadide eser vermiş Kara Fazlı, Lâmiî Çelebi ve meşhur Hilye müellifi Hakanî’yi saymak gerekir.

XVIII. asırda Divân şiiri, önceki asırlara nazaran daha değişik bir gelişme gösterir. Mahallî mevzuları işleme eğilimi, dilde sadeleşme ve dolayısıyla da İran edebiyatı tesirinden uzaklaşmaya sebep olmuştur. Şiirde Nedim ve Şeyh Galib’ten başka büyük şair yetişmemiş olduğu söylenebilir. Mahallîleşme cereyanı şarkı nevinin büyük bir gelişme göstermesine yol açmıştır. Bakî ile başlayarak Şeyhülislâm Yahya’da devam eden,

İstanbul Türkçesinin şiir dili olması yolundaki faaliyetleri bu asırda Nedim’le büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Kasidelerinden çok gazel ve şarkılarında muvaffak olan, şen, şakrak, şuh bir eda ile orijinal bir muhteva içinde edebiyatımızda bir başka örneği olmayan Nedim, tabiat ve aşk şairidir denebilir. Çağatay Türkçesi ile bir gazeli, hece vezniyle yazılmış bir şiiri de bulunan Nedim’in Farsça şiirleri de vardır.

Divân şiirinin son büyük üstadı sayılan Şeyh Galib asrın ilk yarısında yetişmiştir. Edebiyatımıza Nâilî-i Kadîm ile giren “Sebk-i Hindî” üslubunun en büyük ve en kuvvetli temsilcisi olan Şeyh Galib zengin ve geniş bir hayal âlemine sahiptir. Divan’ı ve tasavvuf! bir aşk hikâyesi olan Hüsn ü Aşk isimli eseri pek meşhur olmuştur.

Asrın diğer önemli şairleri, naatlarıyla tanınan Nazîm; Sünbülzâde Vehbî; mahallî mevzulara eğilerek mesnevilerinde bunları işleyen Enderunlu Fâzıl; Koca Ragıb Paşa, tarih düşürmede meşhur olan Sururî, Şeyhülislâm Esad Efendi’nin kızı olan, nükte ve fıkralarıyla meşhur Fıtnat Hanım, hiciv ve mizahtaki başarısıyla tanınan Haşmet’tir.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında cemiyet bünyesinde birçok değişikliklere yol açan Tanzimat hareketi edebî hayatta da esaslı değişikliklere sebep olmuş, dolayısıyla Batı medeniyetinin tesiri altında yeni bir edebiyat cereyanı ortaya çıkmıştır. “Batı tesirinde Türk edebiyatı” ismiyle de adlandırılan bu hareket tabiî olarak Divan edebiyatından ayrı bir şekil ve muhteva da göstererek gelişmiştir. Bu bakımdan XIX. asrın başlarında bir çözülme gösteren Divan edebiyatı asrın sonuna doğru çökmeye yüz tutmuş ve yerini yeni edebiyat cereyanlarına bırakmıştır.

Divan edebiyatının XIX. asırda yetişen isimleri arasında mahallîleşme akımının takipçisi ve şarkıları ile ün kazanmış şairi Enderunlu Vâsıf, üslup ve nazım tekniği bakımlarından vasıfları kuvvetli olan, Mihnet-keşân ve Gülşen-i aşk isimli mesnevîleriyle de tanınan Keçecizâde İzzet Molla, dil ve teknik bakımından kuvvetli; bazen güzel şiirler söyleyebilen Şeyhülislâm Arif Hikmet Bey, Tanzimat’tan sonra “Encümen-i şuarâ” adı altında divan şiiri geleneğini devam ettiren Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni ve Hersekli Arif Hikmet beyler bu asrın son divan şairleri olarak kabul edilebilir. Bunlardan başka kasideleri ile tanınan Üsküdarlı Hakkı Bey, Mersiye-gû unvanıyla şöhret kazanan Kâzım Paşa, Osman Nevres, Diyarbakırlı Said Paşa, Osman Şems Efendi zikredilebilir.

XIX. asrın ikinci yarısından itibaren Batı tesirinde yeni edebiyat verimleri görülmeye başlar. Batıda eğitim görmüş aydın zümre tarafından başlatılan Batı tesirindeki Türk edebiyatının ilk temsilcileri geleneklik edebiyat ve kültürümüzle bağlarını süratle kopardılar ve hattâ eski kültür ve edebiyatımıza cephe alıp, klâsik edebiyatımızı Batı ölçüleriyle tenkit ettiler. Divan edebiyatını realite ile ilgisiz, sunî ve boş olarak vasıflandırdılar. Ziya Paşa da Şiir ve inşa adlı makalesinde Divan edebiyatını millî olmamakla suçlamıştır. Bununla birlikte Tanzimat dönemi edebiyatçıları bir taraftarıyla divan edebiyatını devam ettirmekten kurtulamadılar. Bir yandan Batı edebiyatı türleri ve nazım şekilleri yaygınlaşırken diğer taraftan divan nazım şekilleri de devam etmiştir. Divan edebiyatı dairesinde ele alınabilecek çok kuvvetli şiirleri olan Ziya Paşa, Divan edebiyatını suçladıktan bir süre sonra Harabât adlı bir Divan şiiri antolojisi yayımlayıp Divan şiirini öğmekle devrin edebiyatçılarının tavır zikzaklarını yansıtır. Daha sonra ise Arûz-hece tartışması, Millî edebiyat cereyanının gelişmesi, dilde sadeleşme hareketleri neticesinde Divan edebiyatının maddî yaşama şartları ortadan kaldırılmış oldu.” (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedis, c. 2., s.332-337)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir