Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Dülgerin Kızı Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti

Dülgerin Kızı Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti


Dülgerin Kızı Romanının İncelemesi

Dülgerin Kızı Romanının Ana Fikri

Dülgerin Kızı Romanının Konusu

Dülgerin Kızı Romanının Özeti

Eser, Malumat gazetesinde tefrika suretinde çıktıktan sonra Maarif Nezaret-i Celilesinin ruhsatıyla kitap olarak neşr edilmiştir. Sayfa sayısı bakımından kalın bir hacme sahip olan eser, bununla birlikte farklı başlıklarla birçok bölüme ayrılmıştır. Bazen kişi adları bazen önemli bir vak’a bölüme adını vermiş, yazar bu şekilde eserini şekillendirmiştir: ‘Otelde Bir Gece’, ‘Dülger İstavro Ailesi’, ‘Lüleci Mustafa’nın Sergüzeşti, ‘Kont de Arbarunegar’…vb.

Eserde sayfa sayısı ve bölüm sayısının çokluğu ile doğru orantılı olarak kahramanların sayısı da fazladır. ‘Dülger’in Kızı’, Osmanlı devleti içinde birlikte yaşayan Türk ve Rum milletlerinin hayat tarzlarından yansımasımalar gösterir. Romanda başkahraman olarak Rumlar seçilmiş fakat yan kahramanlar arasında Türklere de yer verilmiştir.

Yazıldığı tarihten otuz üç yıl evvel yani 1870’li yıllarda geçen vak’a çok soğuk bir kış gecesi iki arkadaşın birlikte tiyatroya gitmeleri sahnesinin anlatımı ile başlar. Böyle bir girişle romana başlayan Ebu Mukbil, o yıllarda tiyatroların hınca hınç dolduğundan hatta insanların tiyatroyu ayakta seyretmek için bile yer bulamadıklarından söz  Ebu Mukbil Kemal eserini yazarken ona çok fazla müdahele etmiş ve vak’alar arasında aralıklarla yorumlarda bulunmuş, okuyucuyu bilgilendirmiştir. Bu bilgilendirmeler doğal olarak değil bizzat yazarın vak’ayı keserek yaptığı açıklamalarla verilmiştir. “Şive-i ifadelerinden yolcuların Ermeni cemaatine mensub oldukları anlaşılmıştır. Şimdi burada kendilerinin kim olduğunu anlatalım da ba’da hikâyemize başlayalım:”341tarzında birçok açıklama görülmektedir.

İç içe geçmiş çerçeve hikâyeler ile pek çok kişinin sergüzeştini içeren romanda asıl vak’a ‘Artin’ ve ‘Artemisyan’adlı iki Rum gencinin aşkları etrafında döner.

Artemisyan zengin bir ailenin kızı olarak doğar fakat daha bebekken bir talihsiz kazada İtalya’da Napoli şehrine gitmekte olan anne ve babasını geminin alabora olması ile kaybetmiştir. Annesi Hermina Artemisyan’ı yolculuğa çıkmadan önce bir sütanneye emanet etmek istemiş, onun bu uzun yolculukta bulunmasını istememiştir. Kızlarını çok dürüst, çalışkan ve namuslu bir dülger olan İstavro ile karısına bırakmışlar onlara yeterince altın verip gönüllerini almışlar, gözyaşları içinde fakat kızlarının iyi şekilde bakılacağından şüphe duymadan yolculuğa çıkmışlardır. Gerçekten de İstavro ve karısı Artemisyan’a öz kızları gibi sahip çıkmıştır. Artemisyan bu karı-kocanın elinde gerçek anne babasının yanındaymış gibi büyüyüp, serpilir, güzelleşir. Artemisyan on yaşına geldiğinde üvey annesi Angela ‘da vefat eder. Artık, kızına tek başına bakma yükümlülüğü İstavro’ya kalmıştır. Kızın evlilik çağına gelmesiyle Artemisyan’ın ve İstavro’nun sıkıntıları da başlamış olur.

Artemisyan Osmanlı adetlerine uygun yetişmiştir. Bir Osmanlı kızının nezaketi, ahlakı, iffeti ona da sirayet etmiştir. Bir gün, İstavro’yu ziyarete, fakat aslında Artemisyan’ı görmeye gelen Aleksandr Palamidi’nin içeride oturmasına ve babasının kahvelerini içeriye istemesine tepki gösteren ve daha o zamana kadar bir erkekle aynı mekânda yalnız bulunmayan Artemisyan’ın bu şekilde davranmasına yazar şöyle bir yorum getirir:

“Bir hıritisyan kızının lisânından tertîl eylediğimiz şu mütalâa istibâd edilmemek için yazmakta olduğumuz romanın tarih-i cereyânını, yani, bundan otuz iki otuz üç sene evveline aid olduğunu ve bir de o zamanlar ekseri Osmanlı hıristyan kadınlarının şimdiki gibi büsbütün açık değil, çarşaf ve kendilerine mahsus ferâce ve yaşmakla sokağa çıktıklarını ve Arapcami-i Şerifi mahallesinde dahi ağlabiyyat itibariyle İslam sâkini bulunduğu için Artemisyan’ın komşuluk ve görüşmek sâikiyle hemen de İslam Osmanlı terbiyesi aldığını bilmek lazımdır.”

Romanın ilerleyen bölümlerinde Artemisyan ile evlenmek isteyen Aleksandr ile meyhanede karşılaşan ve vak’ların gelişmesinde önemli bir yere sahip olacak olan Lüleci Mustafa’dan bahsedilir. Onun Pervin ile olan münasebeti anlatılır. Eserde Mustafa’nın başından geçen feleketlere de geçmişe dönülerek uzun uzadıya yer verilir.

Romanın diğer önemli kahramanı eserin başında arkadaşı ile tiyatroya giderken karşılaştığımız Artin’dir. Yirmi iki yaşında olan Artin, dört yaşında babasız kalmış, annesi daha sonra kumaş tüccarı ‘Kagusyan Hamparsum’ile evlenmiştir. Kagusyan tıpkı İstavro’nun Artemisyan’a sahip çıktığı gibi Artin’e sahip çıkmış ona öz babadan farksız davranmıştır. Hamparsum’un Siranuş adlı bir de kızı vardır. Bu iki çocuk birlikte büyümüştür. Artin her zaman için Sirânuş’u kardeş olarak görmüş fakat yaşları ilerledikçe Sirânuş Artin’den hoşlanmaya başlamıştır. Babası Kagusyan da mirasın yabancıya gitmemesi için onların evlenmelerini uygun görmektedir. Artin ise buna karşı çıkar ve aralarında bu şekilde bir birlikteliğin asla olamayacağını iddia eder. Zaman geçer ve Artin ile Artemisyan kaderin bir cilvesi ile birbirlerini görür ve birbirlerine talip olurlar. Onların hikâyeleri bir kahramanın ağzından şöyle anlatılır:

“Artemisyan Artin Efendiyi sevmiş ve delikanlı da onu nikah ile almaya talib olmuş iken Sirânuş isminde bir kızın onu sevmesi ve delikanlıdan mahrumiyeti yüzünden teverrüm etmesi ve onun vefatı sebebiyle muhibbenin ailesinin düçâr-ı fakr u ihtiyâc olması misüllü hâletin vâkıa gelmemesi zımnında sevdiğini râkıbe-i âşıkına terk eylemesi(…)”

Bir türlü sıkıntılardan kurtulamayan Artemisyan, Artin ‘e de kavuşamayacağını anlayınca uzaklara kaçar. Babası İstavro onun merakı ve hasretiyle hasta olur. İstavro öleceğini anlayınca bir zamanlar karısına söz verdiği gibi çevresindekilere kızının gerçek anne ve babasının kim olduğu hususunda gerçekleri açıklar ve bu gerçekleri kızına anlatmalarını vasiyet eder. O şekilde ölür.

Artemisyan sadakati, şecaati sayesinde korkulu ve zor anlarda gösterdiği metanet ve sevgisine olan bağlılıktan vazgeçmemesi ile vefalı bir âşıktır. Romanın sonunda bütün yaşadıklarına karşı gösterdiği sabırla ödüllendirilir ve Artin’e kavuşur. Bir oğulları olur, iki sevgili mutlu bir hayata adım atarlar ve ömür boyu huzur içinde yaşarlar.

Eser, anlatılan dönemin hayat tarzını, insan ilşkilerini, İstanbul’un birçok semtinin o devirdeki özelliklerini gözler önüne sermiştir. Yazar, eserinde olumsuz ve çirkin ifadelerden bahsetmekten kaçınmış ya da kullanması gereken yerlerde temkinli davranmış, bu vak’ların öncesinde durumu açıklayıcı bilgiler vermiştir. Rum ailelerinin hayatları anlatıldığı halde biraz önce de yaptığımız açıklamada olduğu gibi onları genellikle bir Müslüman Türk aile benzeri özellikler ile anlatmayı tercih etmiştir.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir