Ana Sayfa / Sorularınız / Ekin Çemberleri İçinde Yaşadığımız Evrenin Ortak Sembolik Dili Olabilir mi
Ödev Soruları

Ekin Çemberleri İçinde Yaşadığımız Evrenin Ortak Sembolik Dili Olabilir mi


Ekin Çemberleri İçinde Yaşadığımız Evrenin Ortak Sembolik Dili Olabilir mi

Ekin çemberlerinin çözümlenemeyen sırları nelerdir? Ekin çemberleri acaba gerçekten evrenin ortak sembol dili mi? Bu soruların cevabı için aşağıdaki yazımızı okumanız tavsiyemizdir.

Ekin çemberleri olarak adlandırılan bu olağandışı yeryüzü motifleri, ansızın ya da çok kısa bir sürede ortaya çıkmaları nedeniyle dünyanın en büyük gizemlerinden biri olmalarının yanı sıra kusursuz bir geometri ve matematik harikasıdırlar.

Boyutlarının büyüklüğünü ve kusursuz olan bu geometrik şekilleri anlayabilmek için havadan kuş bakışı bakmak gerekir. Bu da bize adeta Nazca düzlüğündeki devasa şekilleri anımsatır. Ekin çemberleri de tıpkı Nazca çizgileri gibi ancak yukarıdan bakıldığında görülebilen cinstendir. Dünya kamuoyu İngiltere’de Stonehenge civarındakilere odaklansa da, ekin çemberlerinin yeryüzünün hemen her yerindeki tahıl tarlalarında ortaya çıktığı bilinir.

Peki, bir gece içinde birdenbire beliren bu geometrik şekilleri yeryüzüne kimler çiziyor? Kimilerine göre bunları insanlar yapıyor. Hatta bu şekillerin insan elinden çıkma olduklarını kanıtlamak isteyenlerce denenmiş ekin çemberi çalışmaları mevcut. Ancak gün geçtikçe daha da karmaşık desenlerin varlığı ortaya çıkmaktadır. Yetkili ağızlar ise başa çıkamadıkları bu olay karşısında her zamanki gibi susmayı yeğliyorlar.

Daha çok tahıl ve sebze ekili tarlalarda ortaya çıkan bu estetik şekiller 5 ile 220 metre arasında değişen çaplara ve 300 metreye varan uzunluklara sahipler. Ekin çemberlerinin hemen hepsi merkezden dışarı doğru genişleyen spiraller şeklinde. Ve son derece kusursuz ve karmaşık bir yapı sergiliyorlar. Genellikle dairesel formdalar.

Bazı daireler iç içe halkalardan oluşuyor, bazı dairelerin içleri sepet örgüsü motifleri ile bezenmiş, birçoğunun içiyse oldukça şaşırtıcı geometrik bir tasarıma sahip. Şekillendirme sırasında ekinlerin kırılmadığı ve daha sonra büyümeye devam ettiği gözlemlenmiştir. Yüksek radyasyon, ekinlerin DNA yapısında meydana gelen eğişiklikler ve ekinçemberlerine giren insan ya da hayvanların hastalanmaları ya da hastalıklarının iyileşmesi şeklindeki gelişmeler ise ekin çemberi fenomeninin gizemini gün geçtikçe daha  da arttırmaktadır.

Ayrıca ekin çemberlerinin olduğu yerdeki araçların akülerinin boşalması, pusulaların çalışmaması gibi olaylar ve yüksek seviyede enerji tespitleri yapılmıştır. Bu yüksek seviyedeki enerjinin bölgeye ekilen bir sonraki mahsulde bile kendini göstermesi işi daha da esrarengiz kılmaktadır. Ekin çemberlerine ilk kez 1670 yıllarında rastlandığı biliniyor. Ama ciddiye alınmaya başlandığı tarih 1966 yılıdır. Şüphesiz, gizemler adına uygun olarak pek gözler önünde gerçekleşmezler, ama ekin çemberlerinin oluşumuna tanıklık eden dünya üzerinde birkaç kişi var. Bunlardan en kayda değeri 1991 yılında Gary ve Vivienne Tomlinson Surrey’in bir mısır tarlasında yaşadıkları tanıklıktır.

Gece yürüyüşe çıkan çift birdenbire mısırların kuvvetle savrulduğunu ve etrafın sisle kaplandığını görürler. Aynı zamanda tiz bir ses ortalığı kaplamıştır. Ardından çıkan çok kuvvetli rüzgâr nedeniyle Gary ve Vivienne ayakta durmakta zorlanırlar. Bu arada her ikisinin de saçları kuvvetli bir elektriğe maruz kalmışçasına dimdik olmuştur. Onlar ne olduğunu tam olarak görmemiş ama olan şeyin kuvvetli etkilerine maruz kalmışlardır. Çiftin etrafı bir anda düzleşmiş mısır sapları ile çevrelenmiştir. Gece ne olduğunu anlayamayan tanıkların, ertesi gün karşılaştıkları manzara gerçekten şok edicidir: Devasa boyutlarda geometrik bir şekil!

Ekin çemberlerinin en gözdesi “tüm çemberlerin anası” olarak da bilinen ve 17 Temmuz 1991’de İngiltere’de, Barbury kalesi yakınlarındaki bir buğday tarlasında ortaya çıkan oluşumdur. Bu oluşum 190 metre genişliğindedir. Bunun yanı sıra “Galaksi” olarak adlandırılan spiral formda, 450 metre uzunluğu ve içindeki 400 adet çember çizimi ile oldukça dikkat çekicidir. Bir gecede ortaya çıkan bu büyük yeryüzü motifi için harcanan süre hesaplandığında ortaya çıkan sonuç bu teknolojinin henüz dünyada olmadığıdır. Acaba dünyada yaşayan bazı insanlar muziplikleri ile bizlerin merak sınırlarını mı sınıyor? Bu müthiş geometrinin sadece muziplik olsun diye yüzyıllardır aynı insan veya insanlar tarafından yapıldığına inanmalı mıyız?

Üstelik böyle bir teknoloji nasıl oluyor da uzun bir zamandır sır olarak kalıyor? Dünya gerçekten bir gizem mi yaşıyor, yoksa çözmek ve görmek istemediği bir bilgiyle yüzleşmeye mi zorlanıyor? İnsan kendi varlığının ve yolculuğunun bilgilerini böylesi sembolik bir dilin içeriğinde bulabilir mi? Bu geometrik işaretler içinde yaşadığımız evrenin ortak sembolik dili olabilir mi? Bu şekiller bize bizim form dışı yapımızla ilgili olan bir bilgiyi aktarıyor olabilir. Belki de bilinçaltında uykuya yatmış olan kozmik yanımızla ilgili bilgileri anımsatıyor. Bu şekiller evrenin çok boyutlu görünmez âlemlerinden bizim bilincimize gönderilmiş bir e-mail olabilir. İçinde yaşadığımız çok boyutlu evreni korkmadan sorgulayarak öğrenme zamanımız gelmiş olabilir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir