25 Mart Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Fecr-i Ati Topluluğunun Genel Özellikleri

Fecr-i Ati Topluluğunun Genel Özellikleri


Fecr-i Ati Topluluğunun Genel Özellikleri 

Fecr-i Ati Edebiyatının Genel Özellikleri 

Fecr-i Ati Topluluğunun Genel Özellikleri Maddeler Halinde

Fecr-i Ati Edebiyatının Genel Özellikleri Maddeler Halinde

Fecr-i Âtî, II. Meşrutiyet sonrasında edebî hayata/faaliyetlere tepki olarak bir araya gelen şair/yazarların oluşturduğu topluluğun adıdır.

Servet-i Fünûn’un 3 Teşrinievvel 1317 (16 Ekim 1901) tarihli 517. nüsha­sında neşredilen, Hüseyin Cahit’in Fransızcadan tercüme ettiği “Edebiyat ve Hu­kuk” adlı yazısı dolayısıyla kapatılmasının ardından Edebiyat-ı Cedide toplulu­ğu dağılır. Başta sansür olmak üzere dönemin sosyal ve siyasi hayatı sebebiyle II. Meşrutiyet’in ilanından önce edebî faaliyetlerin neredeyse sekteye uğraması, sonrasında ise aşın serbestiden kaynaklanan yazı hürriyeti neticesinde büyük ço­ğunluğu edebî nitelikten yoksun, sanat endişesinden uzak eserlerin kaleme alın­masına tepki, Fecr-i Âtî topluluğunun teşekkülünde rol oynayan amildir.

20 Mart 1909’da Babıâli’de Hilal gazetesinin idarehanesinde toplanan Ede- biyat-ı Cedide topluluğundan Faik Âli ve Celâl Sahir’in de aralarında bulunduğu bir grup edip, kendilerini ifade edecek isim ararlar. Faik Âli’nin Fecr-i Âtî teklifi­ni kabul eden topluluğun başkanlığına da en yaşlı üye olan 33 yaşındaki Faik Âli getirilir. Topluluğun sanat anlayışı ise “Sanat şahsi ve muhteremdir.” cümlesiyle özetlenir.

25 Mart 1909 tarihli Servet-i Fünûn’da şiir ve estetiğe önem veren, sanatı şahsi ve muhterem kabul eden bir fikir ve şiir heyeti kurulduğu, Fecr-i Âti adıyla bir de mecmua yayımlanacağı haber verilir. îlanın ardından meydana gelen 31 Mart Vakası ve Hilal Matbaası baskını sebebiyle topluluk, beyannamelerini 11 ay sonra, 24 Şubat 1910’da, Servet-i Fürıûn ve yine aynı tarihli Tanirı’de neşreder:

“Fecr-i Âtî Encümen-i Edebisi Beyannamesi Şimdiye kadar memleketimizde ‘edebiyat’kelimesinin haiz olduğu ehemmi­yet ve ciddiyeti anlayan ve bu ehemmiyeti halka ifham eden, tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, pek az kimse gelmiştir. Tarih-i edebîmizi tetkik edersek en parlak devirlerde bile edebiyatın bütün ihata-ı manasıyla anlaşılıp anlatılmadığını gö­rürüz. Onun için bizde sanat ve edebiyat daima boş vakitlerin bir hemdem-i latifi olmaktan pek fazla bir ehemmiyet alamamış ve bunların nasıl terbiye-i hissiyenin tekâmülüne hizmet etmek tarikiyle bir milletin pişva-yı terakkiyatı olduğu takdir edilememiştir. Edvar-ı kadimeden ayrılıp asr- hâzıra doğru gelince yavaş yavaş suret-i telkinin bir istihaleye uğradığını görüyoruz. Kemal Bey ve hemzamanları birçok münasebetlerle bu husustaki fikirlerini söylemişlerdir.

Kemal Bey ’in ‘Edebiyatsız millet dilsiz insan kabilindendir. ’sözü meşhurdur. Fakat efkâr-ı umumiyenin anlamamaktan ve anlamak için hiçbir rehber-i hay- rkâr ve ciddi bulamamaktan mütehassıl lakaydisine böyle bir cümlenin devasaz olması elbette mümkün değildir. Bu zamana mahsus edebiyatların da bu hususta hıdematı görülmekle beraber Osmanlı efkâr-ı umumiyesinin bu rehberi kati su­rette bulduğu tarih itiraf etmeli ki Edebiyat-ı Cedide ’nin genç ve faal zekâlarının Servet-i Fünûn sahifelerinde ilk tesis-i meslek ettikleri zamana tesadüf eder. Bu heyet-i edebiyenin erkânı o mecmuanın sahifelerinde muhitini tenvir eden bir manzume-i muzie vazifesini görüyordu. Fakat hükümetin gittikçe artan zulmü onların kalemlerine ilk darbe-i anif ü kahharı indirdi. Ve bunlar ileride tekrar toplanmak ümidiyle hepsi dağılıp gittiler. Hürriyetin ilanıyla yeniden ziyalarına intizar edildiği zaman ise pek az istisna ile artık onlar eski melike-i hayalleri olan sanat ve edebiyata karşı bir sehab-ı lakaydi ile bürünmüştüler. Bunu söylemekle bizden evvel gelenlere itiraz eylemek arzusunda değiliz. Zira onların edebiya­tımıza ettikleri hizmeti takdir etmemek herhâlde kadirşikenlik olur. Biz onlara mazi-i meslekleri için teşekkür ile hâl ve istikbale atf-ı nazar edeceğiz.

İşte bu istikbale bakmak azm ü niyetiyle Fecr-i Atî teşekkül ediyor. Fecr-i Âtî azası kendilerine herkesten ziyade edebiyatperest ve azimperver olmaktan fazla bir kıymet ve ehemmiyet atfetmek cesaretini almakla beraber temelini attıkları müessesenin bu beyaban-ı ilm ü edep içinde bir sayezar-ı zümürrridin olmasına intizaren şimdilik Avrupa’daki emsalinin küçük bir numunesini temsil ve irae et­mesine çalışacaklardır. Lisanın, edebiyatın, ulum-ı edebiye ve içtimaiyenin terak­kisine hizmet etmek, ayrı ayrı şurada burada tenemmüv eden istidatları sinesinde cemederek ittihat ve içtimain hâsıl edeceği kuvvetle tekemmüle, müsademe-i ef­kârın parlatacağı barika-i hakikatle tenvir-i efkâra çalışmak: İşte Fecr-i Âtî’nin gaye-i azm ü meramı!

Fecr-i Âtî azasının semerat-ı mesaisini ihtiva edecek bir kütüphane teessüs etmek üzeredir. Edebiyat-ı Cedide ’nin parlak zekâlarına da matla-ı envar olmak meziyetini haiz olan Servet-i Fünûn mecmuası naşir-i asarıdır.

Bundan başka memleketimizin terakkiyat-ı fikriye ve hissiyesini temin edecek asar-ı mühimme-i Garbiyeyi kendi azasına ve mükâfatlı müsabakalarla hariçten intihap olunacak zevata tercüme ve neşrettirmek, umumi konferanslar vererek halkın seviye-i zevk-i edebiyesinin ilasına, hudut-ı malumatının tevsiine çalış­mak, memalik-i Garbiyedeki müessesat-ı mümessile ile tesis-i revabıt ve müna- sebat ederek memleketimizin tenemmüvat-ı edebiyesini Garp ’a, Garp ’ın envarını afak-ı Şark’a nakledecek metin ve ulvi bir nakil vazifesini görmek Fecr-i Âtî’nin cümle-i amalindedir.

Tanzim ve hükümete ita olunan nizamnamenin bir sureti yakında neşroluna­caktır.

Efkâr-ı münevvere ashabının bu teşebbüs-i hayrı bir nida-yı teşci ve takdir ile karşılayacağına eminiz. Çünkü acı bir itiraf olmakla beraber söylemekten çe­kinmeyiz ki memleketimizin ilme, sanata ihtiyacı pek şedittir. Bu ihtiyacı telafi için atılacak en küçük adım rehaya, itilaya doğru atılmış demektir ve bundan mahrum olmak muazzez vatan için elim bir öksüzlüktür.

Fecr-i Atî Encümen-i Edebiyesi adına Kâtibi Müfit Ratip Encümenin aza-yı hâzırası:

Ahmet Samim, Ahmet Haşim, Emin Bülent [Serdaroğlu], Emin Lami, Tahsin Nahit, Celâl Sahir (Reis) [Erozan], Cemil Süleyman [AlyanakoğluJ, Hamdullah Suphi [Tanrıöver], Refik Halit [Karay], Şebabettin Süleyman, Abdülhak Hayri, îzzet Melih [Devrim], Ali Canip [Yöntem],Ali Süha [Delibaşı], Faik Ali [Ozan- soy], Fazıl Ahmet [Aykaç], Mehmet Behçet [Yazar], Mehmet Rüştü, Mehmet Fuat [Köprülü], Müfit Ratip, Yakup Kadri [Karaosmanoğlu] ”

Görüldüğü üzere bu beyanname ile sanat anlayışlannı/prensiplerini açıkla­yan, kendilerinden önceki nesle saygılı ancak geçmişe değil hâlihazıra ve gele­ceğe bakan grup; dil, edebiyat ve sosyal bilimlerin gelişmesine katkıda buluna­caklarım, yazar/şairlerinin eserlerinden vücuda gelecek bir kütüphane kuracakla­rını, ülkenin fikir ye his hayatmı geliştirmek için Batılı eserleri çevirteceklerini, konferanslarla halkın edebî zevkini, bilgi sınırlarını genişletmeye çalışacaklarını, Batı ile Doğu arasında bir köprü vazifesi göreceklerini dile getirirler.

Haber verilen Fecr-i Âtî dergisi çıkmamıştır, derginin yaym organı Servet-i Fünûn’dur. Kurmayı planladıktan kütüphane; Cemil Süleyman’ın Tımsal-i Aşk, înhizam, Tahsin Nahi’in Ruh-i Bikayd, Mehmet Fuat’ın Hayat-ı Fikriye ve Şeha- bettin Süleyman’ın Fırtına adlı kitaplan ile sınırlı kalmıştır. Mezkûr eserler suni; edebî kıymetten, fikirden, mantıktan uzak bulunmuş; kadm, aşk konularına fazla yer vermesinden dolayı da eleştirilmiştir.

Topluluğun şairleri Ahmet Haşim, Emin Bülent, Mehmet Fuat, Faik Âli, Mehmet Behçet ve Fazıl Ahmet’tir. Bu isimler içinde şiirde varlığını ölene kadar devam ettiren, kendisinden sonra gelen nesilleri etkileyen şair, Ahmet Haşim’dir. Şiirde pamas, sembolist ve empresyonist eğilimler gösteren topluluk aşk, tabiat konularını işlemiş; sone, serbest müstezat, anjanbmana daha fazla yer vermiş, şiiri nesre daha çok yaklaştırmıştır.

Hikâye ve romanda Cemil Süleyman ve İzzet Melih eser verirken realist, na- türalist tutum sergilemeye çalışmışlarsa da eserlerin kahramanları oldukça hassas mizaçlıdır. Konulan Edebiyat-ı Cedidecilerden farklı olmayan topluluk, teknik bakımdan onlann başarısına ulaşamamıştır.

Fecr-i Âtî’nin tiyatro sahasında eser veren yazarlan Tahsin Nahit, Müfit Ratip, Şahabettin Süleyman’dır. Romanlar gibi tiyatrolarda da teknik anlamda üstünlük olmayan topluluğun oyunları ağırlıklı olarak aşk konusu üzerine bina edilmiştir.

Tenkit alanında yoğun faaliyetleri olan toplulukta Fazıl Ahmet, Celal Sahir, Yakup Kadri, Mehmet Fuat, Ahmet Haşim, Tahsin Nahit, Şehabettin Süleyman, Müfit Ratip, îzzet Melih, Emin Lami, Refik Halit, Ali Canip, Hamdullah Suphi ve Ahmet Samim’in eleştiri, Türk ve Batı edebiyatı, sanat ve estetik konulan, dilde sadeleşme üzerine yazılan yazılar hem dönemin sanat/edebiyat anlayışını ortaya koymuş hem de yeni teşekkül eden Millî Edebiyat cereyanı üzerinde etkili olmuştur.

Fecr-i Âtî üyeleri Servet-i Fünûn dışmda Musavver Eşref, Şiir ve Tefekkür, Jale, Şehbal, Rübap, Resimli Kitap gibi devrin dergilerinde de faaliyet göstermiş­lerdir. (Okay, 1995: 287-290)

Fecr-i Âtî mensuplanndan gazeteci Ahmet Samim’in İttihat ve Terakki Fır­kası ile ters düşmesi ve ardından faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi, bunun üzerine yazdıklan yazılar yüzünden topluluk ile Fırka’nın arasının açılması; “Sa­nat, şahsi ve muhteremdir.” görüşünden hareketle ele aldıklan/alacaklan konu­larda kendilerini özgür hissederek edebiyata ve sanata bakışları, onu yorumlayış- lan arasında farklılıklar/çatışmalar meydana gelmesi, maddi sıkıntılar, üyelerin büyük kısmının genç olması, Trablusgarp ve Balkan Savaşları’na rağmen ferdi­yetçi sanat anlayışlarıyla sosyal mevzulara ilgisiz kalışları; Ali Canip, Hamdul­lah Suphi ve Celâl Sahir’in Genç Kalemler’e katılması, Hamdullah Suphi, Ali Süha, Mehmet Rüştü, Abdülhak Hayri ve Emin Lami’nin topluluktan ayrılması, kurulduğu günden beri dört başkan değiştirmesi, üyelerin Edebiyat-ı Cedide’yi eleştirmelerine rağmen onlardan farklı/üstün bir faaliyet gösterememeleri grubun Millî Edebiyat Akımı’nm çizgisini daha da belirginleştirmiş ve sanat/edebiyat sevgisi dışında ortak noktası olmayan topluluğun dağılmasına sebep olmuş, sa­natkârların büyük bir kısmı ya millî edebiyat saflarına geçmiş, ya da eserlerinde kullandıkları sade dille bu cereyanı desteklemişlerdir.

Yaklaşık 3,5 yıl faaliyet gösteren Fecr-i Âtî topluluğu 1912 yılı sonunda da­ğılmıştır. Kaleme aldıkları eserlerin dili, üslubu, muhtevası, estetik/sanat/edebi- yat hakkındaki görüşleri Fecr-i Âtî mensuplarının Edebiyat-ı Cedide anlayışın­dan uzaklaşamadıklarını göstermiş hatta bu edebî neslin devamı sayılmalarına sebep olmuştur.

Edebiyat tarihimize ilk defa bir beyanname yayımlayan topluluk olarak ge­çen Fecr-i Âtî, devre hâkim olan kaos ortamına edebî bir soluk getirmek isteyerek başta Rübap ve Genç Kalemler olmak üzere devrin süreli yayınlarında gerek ken­di aralarında gerekse muhalifleri ile vuku bulan tartışmalarla dikkatleri edebiyat/ sanat üzerinde toplamayı başarmıştır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir