27 Mart Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Fenomenolojik Edebiyat Kuramı Hakkında Bilgi

Fenomenolojik Edebiyat Kuramı Hakkında Bilgi


Fenomenolojik Edebiyat Kuramı Hakkında Bilgi 

Fenomenolojik Edebiyat Kuramının Genel Özellikleri

Fenomenolojik Edebiyat Kuramı Nedir

Fenomenolojik Edebiyat Kuramının Temsilcileri

Fenomen, görünen şey, nesne, görüngü gibi anlamlara gelir. Bir felsefe akımı olarak bu bilim duyularla algılanan şeyler’le ilgilenir. Fenomenoloji ise Eagleton’un ifadesiyle “katıksız fenomenlerin bilimidir.” (2004: S0) Bu kuram ya da estetiğin kurucuları, Edmnund Husserl (1859-1938) ve onun halefi olan Martin Heidegger (1889-1976)’dir. (Kolcu, 2008: 226)

Felsefî bir hareket olarak fenomenoloji, fenomeni dolaysız olarak betimle­meye dayanmakla birlikte, nesnelerdeki özün kendisi üzerine değil, özü idrak eden bilinç üzerine temellendirilmiş bir bilim olarak değerlendirilmektedir. Bu bakış açısı, özellikle, fenomenoloji biliminin de kurucusu olarak kabul edilen Edmund Husserl’e atfedilen bir görüştür. Fenomenolojik yönteme göre bilinç, emin olabileceğimiz tek fenomendir. Diğer taraftan fenomenolojinin pek çok te­mel karakteristiği bulunsa da onun en belirgin özelliği, tasavvurdan çok pratiğe (praxis) yönelmesidir. Buradan hareketle fenomenolojiyi, “göründüğü şekliyle şey”in (phenomena) tasviri şeklinde tarif etmemiz mümkündür. Bu bakımdan felsefi gelenekler tarafından resmedilen soyut bilinçten çok, bizatihi fiili olarak tecrübe edilmiş bilincin doğasma dikkat çeken fenomenologlar, eşyayı bilince göründüğü ve tezahür ettiği şekliyle tasvir etmektedirler. Fenomenolojik yönte­min amacı da tasvir etme ve tezahür etmiş olanın anlamına ulaşmadır. Bununla birlikte Husserl’in fenomenolojisi, bir taraftan fenomene ve realiteye öncelik ve­ren praxis ve yaşama-dünyası kavramları üzerine kurulu iken, diğer taraftan da nesnelerin görünmeyen özlerine (eidos) vurgu yapmaktadır. Yunanca “öz” anla­mına gelen eidoslann Husserl’in fenomenolojisi içerisinde derin anlamlan vardır. Husserl bu kavramı, “evrensel özleri” (universal essences) ifade eden Platoncu içeriğiyle kullanmaktadır. Eidetik idrak (özlerin idraki) de, epokheyi icra eden bilincin yalnızca tikel varlıktan ya da varlıkların evrensel sımflanm değil, fakat daha da önemlisi, onlann mahiyetini kavramasını sağlar. Böyle bir algılama tarzı, kişinin konuyla ilgili önceden oluşturulmuş tüm düşünceleri paranteze almasıyla mümkündür. Bu anlayışa göre de fenomenolojik yöntem, bilinç fenomenlerinin saf içkinlikteki “saf idrakini” içermektedir. Dolayısıyla Husserl bir taraftan feno­menolojik yöntemin asıl amacını, tikel verilerde mevcut olan asıl “ne”liği/ma- hiyeti (whatness) ve yapıyı ifşa etmek ve bu yönüyle de “dünyayı nesnel olarak tasvir etmek” olarak saptarken, diğer taraftan da fenomenin ardındaki öz ve kasıt ile ilgili bir idrakin de gerektiğine işaret etmektedir. (Haliz, 2012: 134-135)

Fenomenolojinin amacı, aslında soyutlamanın taban tabana zıddıdır. Ünlü “nesnelerin kendilerine dön!” sloganından anlaşılabileceği gibi, somut olana, sert zemine dönmek istiyordu. Fenomenoloji, bilincin kendisinin yapılarım açığa çı­karma ve bunu yaparak da fenomenlerin kendilerini de açığa çıkarma iddiasında­dır. (Eagleton, 2004: 80-81)

Fenomenolojik edebiyat eleştirisi, fenomenolojik yöntemi edebiyat eser­lerine uygulama çabasıdır. Husserl’in gerçek nesneyi “paranteze alması” gibi edebiyat eserinin fiili tarihsel bağlamı, yazan, üretim koşullan ve okuru hesaba katılmaz; bunun yerine fenomenolojik eleştiri, metnin kendi dışmda hiçbir şey­den kesinlikle etkilenmeksizin bütünüyle “içkin” bir yorumunu yapmayı amaçlar. Metnin kendisi, yazann bilincinin saf tecessümüne indirgenir: bütün stilistik ve semantik veçheleri, karmaşık bir bütünlüğün organik parçalan olarak, bu parça­lan birleştiren öz de yazann zihni olarak görülür. Bu zihni anlamak için yazar hakkında bildiğimiz hiçbir şeye atıfta bulunmamamız gerekir -biyografik eleş­tiri yasaktır-, yazann bilincinin eserde tezahür eden yönlerine atıfta bulunma­mız yeterlidir. Aynca bu zihnin, tekrar eden temalar ve imge dokusu kalıplarında bulunabilen “derin yapı”lanyla ilgileniriz, bunlan kavrarken yazann dünyasını “yaşama” biçimini, özne olarak kendisiyle nesne olarak dünyayla arasındaki fe~ nomenolojik ilişkileri de kavrarız. Bir edebiyat eserinin “dünyası” nesnel bir ger­çeklik değil, Almancada Lebenswelt denilen şey, yani gerçekliğin fiilen bireysel özne tarafından düzenlenen ve deneyimlenen halidir. Fenomenolojik eleştiri, ti­pik olarak yazarın zamanı ya da mekânı deneyimleme biçimi, benliği ile ötekiler arasındaki ilişkiyi ya da maddi nesneleri algılama biçimi üzerinde odaklanır. Baş­ka bir deyişle, Husserl felsefesinin yöntemsel kaygıları, fenomenolojik eleştiri için genellikle edebiyatın “içeriği” haline gelir.

Fenomenolojik eleştiri, bu aşkın yapılan kavramak, bir yazann bilincinin en derinlerine nüfuz etmek için tam nesnelliğe ve tarafsızlığa ulaşmaya çalışır. Kendi ön yargılarından arınmalı, empati duygusuyla eserin “dünyasına” girmeli ve orada bulduklarını, mümkün olduğu kadar önyargısız şekilde ve bütünüyle ye­niden üretmelidir. Bir Hıristiyan şiirini irdeliyorsa, bu dünya görüşü hakkında de­ğer yargılan üretmekle değil, yazann bunu “yaşamasının” nasıl bir his olduğunu göstermekle ilgilenir. Başka bir deyişle, değerlendirmeci olmayan ve eleştirellik- ten bütünüyle uzak bir inceleme tarzıdır. Eleştiri kaçınılmaz olarak eleştirmenin kendi ilgi ve önyargılannı seferber eden aktif bir yorumlama, bir inşa olarak gö­rülmez; yalnızca metnin pasif bir tavırla alımlanması, zihinsel özelerinin olduğu gibi yazıya dökülmesidir. Edebi bir eserin, hatta belli bir yazann bütün eserleri­nin organik bir bütünlük oluşturduğu varsayılır; böylece fenomenolojik eleştiri, kendinden emin bir biçimde, çok ayrı tarihlerde yazılan, çok farklı temalan olan metinler arasmda azimle bir birlik sağlamaya uğraşabilmektedir. Bu, bir bütün olarak modem edebiyat kuramının kör noktalannın, önyargılarının ve sınırlarının damıtılmış hali denebilecek idealist, özcü, tarihsellik karşıtı, biçimci ve organikçi bir eleştiridir. Bu eleştiriye ilişkin en etkileyici, en dikkate değer olgu, tek tek bazı önemli eleştirel çalışmalar üretmeyi başarabilmiş olmasıdır.

Fenomenolojik eleştiriye göre, bir edebiyat eserinin dili, onun içsel anlamla­rının “ifadesi”nden başka bir şey değildir. Elden düşme hale gelmiş bu dil anlayı­şı Husseri’in kendisinden mirastır. Zira Husserl fenomenolojisinde dile gerçekten çok az yer ayrılmıştır. Husserl tamamen özel veya içsel bir deneyim alanından bahseder; ama bütün deneyimler dili içerdiği, dil de kaçınılmaz olarak toplumsal olduğu için bu alan aslında bir kurgudan ibarettir. (Eagleton, 2004: 83-85)

Özetle söylemek gerekirse, edebiyat eseri bu kurama göre bir fenomendir. Yani eser nasıl görünüyorsa öyledir. Onun arkasında başka şeyler aramak gerek­sizdir. Bu anlayışa göre eleştirmen esere sadece bir edebî eser olarak yönelmeli­dir. Asla edebî konuların dışma çıkmamalıdır. O, ne bir tarihsel veya sosyolojik belge, ne yazarın psikolojisinin aksettiği bir hekim raporu ne de ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun tablosudur. Neyse odur. Bu bakımdan da Yeni Eleştiri yöntemi ile yakınlık gösterir. Bu kurama göre edebî eser başka şeyi açık­lamak ya da göstermek için kullanılan bir iktibas metni değildir. (Kolcu, 2008: 229)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir