26 Mart Pazar 2017
Ana Sayfa / Masal / Grimm Kardeşler Şişedeki İfrit Masalı
masal

Grimm Kardeşler Şişedeki İfrit Masalı


Grimm Kardeşler Şişedeki İfrit Masalı

Bir zamanlar yoksul bir oduncu vardı. Sabahtan akşamın geç saatlerine değin çalışır dururdu. Uzun yıllar böyle didindikten sonra biraz para biriktirmeyi başardı ve oğluna, “Sen benim tek çocuğumsun,” dedi. “Ben alnımın teriyle kazandığım bu parayı senin eğitimin için harcayacağım. Sen de yararlı bir şeyler öğren de ihtiyarlığımda, çalışamayacak duruma düştüğüm zaman bana bakarsın.”

Bunun üzerine oğul büyük bir okula gitti, çok çalışarak bu yönden sivrildi ve okulda uzun süre kaldı. Birçok konuyu çalıştıysa da öğrenilmesi gereken şeylerin tümünü daha bitiremeden babasının biriktirdiği para tükendiği için çaresiz evine döndü. Babası, “Yazık! Sana verecek başka param kalmadı,” dedi üzgün üzgün. “Çünkü bu pahalılıkta kazandığımla ekmek parasını zor çıkarıyorum.”

Oğul, “O yönden kalbini ferah tut, babacığım,” dedi. “Tanrı’nın buyruğu buysa çaresiz boyun eğeceğiz. Ben de zamana uyarım.” Şimdi baba odun keserek biraz para kazanabilmek için ormana gidecekti. Oğlu, “Ben de seninle gelip sana yardım edeyim,” dedi. Babası, “Aman, oğlum, bu sana zor gelir çünkü sen böyle zor işler yapmaya alışık değilsin,” dedi. “Hiç heveslenme. Zaten bir tane baltam var. Param da yok ki, bir ikincisini alayım.”

Oğul da, “Öyleyse git, komşudan ödünç iste,” dedi. “Ben çalışıp para kazanınca yeni bir balta alırım.” Böylece baba komşusundan ödünç bir balta aldı ve ertesi gün şafakta beraberce ormana gittiler. Oğul babasına yardım etti. Canla başla, büyük bir neşeyle çalışıyordu. Öğleüzeri, güneş tam tepelerine gelince baba bir süre dinlendikten sonra daha iyi çalışabileceklerini söyledi. Ama oğul ekmeğin kendine düşen payını alarak, “Sen burada dinlenedur, baba, ben yorgun değilim,” dedi. “Biraz ormanda gezerek kuş yuvası arayayım.” Babasıysa, “Of, saçma çocuk!” diye söylendi. “Dolaşıp durmanın ne âlemi var? Öyle yorulacaksın ki, kolunu kaldıramaz olacaksın.

Burada, benim yanımda otur da dinlen biraz.” Ne var ki, genç adam oturmadı, ekmeğini yiyerek ağaçların arasında dolaşıp epeyce bir yol gitti. Bir süre sonra kocaman bir meşe ağacı gördü. Bu ulu ağaç besbelli ki yüzyıllardır buradaydı ve beş adam bir araya gelse gövdesini gene kuşatamazdı. Genç adam durup ağaca bakıyor ve dallarında kim bilir kaç kuş yuvası bulunduğunu düşünüyordu ki, birden bir ses duyar gibi oldu. Tüm dikkatiyle dinlemeye başladı ve az sonra, “Çıkar beni! Çıkar beni!” diye boğuk bir bağırış duydu. Çevresine bakındıysa da hiçbir şey göremedi. Ne var ki, ses yerden çıkar gibi gene duyuldu.

Bunun üzerine çocuk, “Neredesin?” diye seslendi. Ses de, “Buradayım, meşe ağacının kökleri arasında,” diye yanıtladı. “Çıkar beni! Çıkar beni!” Genç öğrenci bu kez ağacın kökleri arasına bakmaya başladı. Sonunda, ufak bir çukurda cam bir şişe buldu. Çocuk şişeyi alıp ışığa tutunca içinde sıçrayıp duran kurbağa gibi bir şey gördü. Bu şey gene, “Çıkar beni!” diye bağırdı. “Çıkar beni!” Öğrenci de, içinde kötülük olmadığından şişenin tıpasını çekip çıkardı. O an şişeden bir ifrit fırlayarak hızla büyümeye başladı; öyle ki, birkaç dakika sonra öğrenci, karşısında meşe ağacının yarı boyunda, ürkünç bir dev buldu!

İfrit gök gümbürtüsü gibi bir sesle, “Biliyor musun?” diye gürledi. “Beni şişenin içinden kurtardığın için ödülünün ne olacağını biliyor musun? Senin canını alacağım.” Öğrenci, “Bunu bana önceden söylemeliydin,” diye karşılık verdi.

“O zaman şişenin içinde tıkılır kalırdın. Ama sen ne dersen de, bana bir şey yapamazsın çünkü bu konuda herkesin düşünce tarzı başka olabilir.” İfrit, “Başkalarını bu işe karıştırma,” dedi. “Hak ettiğin ödülü alacaksın. Beni bunca zaman şişeye kapayan, merhametinden mi kapadı sanıyorsun? Yoo, benim cezamdı bu. Ben Yüce Merkür’üm. Beni serbest bırakanın canını almak zorundayım.” “Hey, yavaş gel, arkadaş,” dedi öğrenci. “Bunu söylemesi kolay. Her şeyden önce senin gerçek bir ifrit olduğunu ve gerçekten şu şişeden çıkıp çıkmadığını bilmem gerek. Gene şişeye girersen buna inanırım, o zaman sen de bana istediğini yapabilirsin.”

Kendini beğenmiş biri olan ifrit, “Bundan kolay ne var?” diyerek şöyle bir doğrulunca gene başlangıçtaki gibi ipince kesildi ve şişenin ağzından içeri sızdı. Tümüyle içeri girdiği zaman öğrenci de şişenin tıpasını gene yerine yerleştirerek şişeyi meşe ağacının kökleri arasındaki eski yerine fırlattı. İfrit faka basmıştı. Öğrenci babasının yanına dönmeye kalkıştığında ifrit, “Ah, çıkar beni! Çıkar beni!” diye acı acı yalvarıp duruyordu. Öğrenci, “Hayır,” diye karşılık verdi. “İnsan bir kez hata yapar. Beni öldürmek isteyen bir canavarı elime geçirmişken, serbest bırakacak denli aptal mıyım?”

İfrit yalvararak, “Beni serbest bırakırsan sana ömür boyu yetecek kadar varlık veririm,” dedi. Ama öğrenci, “Yok, olmaz,” diye yanıtladı. “Gene önceki gibi kandırırsın beni.” İfrit, “Kendi şansını baltalıyorsun,” dedi. “Sana zarar vermeyeceğim. Tersine, seni cömertçe ödüllendireceğim.” Öğrenci içinden, “Eh, göze alayım bari,” dedi. “Belki sözünde durur da bana zarar vermez.” Böyle düşünerek tıpayı gene şişenin ağzından çekti, ifrit de hemen dışarı çıkıp gerinerek dev gibi büyüdü. Öğrenciye, “Şimdi ödülünü alacaksın,” diyerek bir küçük bez parçası verdi. “Bunun bir ucunu hangi yaraya sürersen yara hemen kapanır. Öbür ucuyla dokunduğun demirler de gümüş olur.”

Öğrenci, “Bunu denemem gerek,” dedi. Gidip baltasıyla bir ağaçtan ufak bir parça kopardı, sonra gövdenin kesik yerine bezin ucuyla dokundu. Kesik anında kapandı, ağacın gövdesi eski haline döndü. Öğrenci, “Şimdi oldu; ayrılabiliriz artık,” dedi. İfrit, kendisini kurtardığı için ona teşekkür etti. Öğrenci de armağanı için ifrite teşekkür etti ve babasının yanına döndü. Babası, “Nerelerde gezdin dolaştın?” diye sordu. “İşini gücünü bıraktın. Ben sana bu işin ağır geleceğini boşuna söylemedim!”

Oğul, “Merak etme baba,” diye yanıtladı. “Yitirdiğim zamanın acısını çıkartırım ben.” Babası öfkeyle, “Elbette çıkartırsın!” diye söylendi. Oğul, “Şimdi bak, babacığım, şu ağacı bir vuruşta kesmezsem!” dedi. Hemen bez parçasını çıkartarak baltaya sürdü, sonra var gücüyle baltayı ağaca indirdi. Ne var ki, balta gümüş kesildiği için ağzı körleşmişti. Öğrenci, “Ah, baba!” dedi. “Şu bana verdiğin baltaya baksana, kör mü kör!” Baba telaşlanarak, “Aman, ne yaptın sen?” dedi. “Şimdi bu baltayı ödemem gerek ama nasıl, bilemiyorum. Senin için komşudan aldığım balta bu.”

Öğrenci, “Kızma baba, ben baltanın parasını kısa zamanda çıkarırım,” dedi. Babası kızarak, “Avanak, nasıl yapacaksın bunu?” diye bağırdı. “Benim verdiğimin dışında neyin var ki senin? Belki okulda öğrendiğin bir numaradır bu ama odun kesmek konusunda zerrece bilgin yok!” Biraz sessizlikten sonra öğrenci, “Baba, ben artık çalışamayacağım,” dedi. “İşi bırakalım.” “Ne dedin, ne dedin?” diye sinirlendi babası. “Ben senin gibi boş gezen bir insan mıyım? İşimi sürdürmem gerek. Ama istiyorsan sen eve dönebilirsin.” Oğlu, ormana ilk kez geldiğini, bu nedenle de yolu bilmediğini söyledi. Sonunda babasının öfkesini yatıştırdı ve kendisiyle birlikte eve dönmesi için ikna etti. Eve vardıklarında baba oğluna, gidip kör baltayı satmasını söyledi.

Komşusuna borcunun geri kalanını ödemek için gereken parayı da kazanmak zorundaydı. Öğrenci baltayı alarak kentteki bir kuyumcuya götürdü. Kuyumcu baltanın gümüş olduğunu anladıktan sonra terazisinde tartarak, “Dört yüz akçe eder bu,” dedi. “Bu kadar para da bende yok.” Öğrenci, “Ne kadar varsa ver, gerisi alacağım olsun,” dedi. “Sana güveniyorum.”

Kuyumcu ona üç yüz akçe verdi, gerisini de borcu olarak defterine yazdı. Bunun üzerine öğrenci eve dönerek babasına, “Git de komşuna sor bakalım, baltasına ne istiyor,” dedi. “Biraz para buldum da.” Baba, “Ben biliyorum, baltanın ederi bir akçe altı kuruş,” diye karşılık verdi. “Öyleyse ona iki akçe on iki kuruş ver, fiyatın iki katı sanırım yeter. Bak, benim bir dolu param var!” diyerek genç oğul babasına yüz akçe verdi. Sonra, “Bundan böyle yokluk çekmeyeceksin artık,” diye ekledi. “Rahat yaşa.”

“Aman Tanrım!” dedi babası. “Nereden buldun sen bu paraları?” Çocuk olup biten her şeyi, şansına güvenmekle nasıl büyük bir kazanç elde ettiğini babasına anlattı. Paranın geri kalanıyla da üniversiteye dönerek edinebildiğince bilgi edindi. Sonradan, bezinin ucuyla bütün yaraları iyileştirebildiği için dünyanın en ünlü cerrahı olup çıktı.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir