30 Mart Perşembe 2017
Ana Sayfa / Atasözleri / Gülü Seven Dikenine Katlanır Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Gülü Seven Dikenine Katlanır Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa


Gülü Seven Dikenine Katlanır Atasözünün Açıklaması

Gülü Seven Dikenine Katlanır Atasözünün Anlamı

Gülü Seven Dikenine Katlanır Atasözünün Hikayesi Kısa

Gülü Seven Dikenine Katlanır Atasözünün Öyküsü

 GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Bu atasözümüzün anlamı şudur. Sevilen kişi kusurlarıyla kabul edilmelidir. Birini seviyorsak, onun bazı kaprislerine, verdiği sıkıntılara da katlan­malıyız. Sevdiğimiz bir işte başarılı olmak da bazı zorluklara göğüs germemizi gerektirir. Hemen ilk zorlukta çok sevdiğimiz işimizi bırakmamak, ilk hatasında sevdiğimiz kimseden soğumamak gerekir…

 GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu.  Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu:

“Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…”

Orhan, gözlerini açtığında kendini bir köşkün bahçesinde buldu. Sadi Dede elbette yanındaydı ve yapraklan ta yere kadar sarkmış bir ağacın ar kasnı­daydılar. Onlar bahçenin tamamım görebilirlerdi. Ama kimse onları göremezdi…

Bahçe de bahçeydi hani… O ana kadar Orhan’ın görmediği cinsten ağaç ve çiçeklerle süslüydü. Orta yerde güzel bir masa ve sandalyeler vardı. Birden sesler duyulmaya başladı, önce havuzun fıskiye­siyle kuş sesleri, sonra da insan sesleri duyuldu…

Orhan, Sadi Dede’nin uyarısıyla dikkat kesildi… Çok geçmeden, orta yaşlı bir adam ve biri kız, on-on iki yaşlarında iki çocuk bahçeye girdiler… Durum Bakılırsa, görüntüler günümüzden bir hayli zaman öncekine aitti. Ama bahçeye giren insan­lar zengin ve aydın bir aileydi besbelli…

“Bana ne, baha ne!” dedi küçük  kız.  “Barış­mak istemiyorum baba. Ağabeyim çok hoyrat bir çocuk… Oyuncak bebeğimin bacağını kırdı… “İsteyerek olmadı ki babacığım” dedi ağabeyi. “Bakayım derken bacağı elimde kaldı Babaları olduğu anlaşılan orta yaşlı adam masanın etrafındaki sandalyelerden birine otururken; “Ağabeyin isteyerek yapmamış kızım. Kaza olmuş. Yenisini alırız; Hiç barışmamak olur mu? Yoksa sen ağabeyini sevmiyor musun?”

“Seviyorum ama” diye burnunu çekti küçük kız. “Seviyorum ama ağabeyim de-bazen böyle beni üzüyor oyuncaklarımı  hırpalıyor…”

Küçük kızın “ağabey” dediği çocuk, masanın yanından ayrıldı. Çok geçmeden elinde bir gül ile döndü. Sarışın kardeşine, bahçenin en güzel sarı güllerinden birini koparıp getirmişti. Özür

Dileyerek gülü uzattı. Küçük kız, biraz duraksadıktan sonra isteksizce aldı. Ve almasıyla yere atması bir oldu:

“Gördün işte baba!” diye hıçkırdı. “Verdiği gülün dikeni elime battı. Bak kanıyor. Canımı yakmak için her şeyi yapıyor…”

Ağabey donup kalmıştı. Baba gülümsedi. İki 4 çocuğunu iki yanma alarak göğsüne bastırdı. Sonra küçük kıza;

“Ağabeyini çok sevdiğini biliyorum kızım” dedi. “Ama bazen seni kızdırıyor. Öyle değil mi? Sen san gülleri de çok severdin. Senin gibi sarışın oldukları için… Neden yere attın?”

“Çünkü dikeni elime battı baba!”

Baba, gözlerini küçük kızının gözlerine, sözlerini ise görmediği Orhan’a yönlendirdi:

“Gülü seven dikenine katlanır…”

Orhan, gülümseyerek dedesine baktı. Bu gülüm­seme, alacağımızı aldık demekti…

“O zaman beklemeyelim” dedi Sadi Dede. “Başım göğsüme daya ve gözlerini yum…”

Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başını dedesinin göğsünde ve kendini evlerinde buldu…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir