27 Mart Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Atasözleri / Gün Doğmadan Neler Doğar Atasözünün Hikayesi ve Anlamı
Atasözü ve Deyimler

Gün Doğmadan Neler Doğar Atasözünün Hikayesi ve Anlamı


Gün Doğmadan Neler Doğar Atasözü

Anlamı:

Yarınını ne getireceği bilinmez .kötü bir durum bir güne kalmaz düzelebilir ,iyi bir durumda kötüleşebilir .Allah bilir.

Hikayesi:

Eski zamanlarda memleketin birinde bir nalbant varmış. İşini o kadar iyi yaparmış ki, ülkenin dört bir yanından nal almak için müş­terisi gelirmiş. Hatta başka memleketlerden bile gelenler olurmuş dükkânına. Günün birinde, bir akşamüzeri, nalbant evinin bitişiğindeki dükkânında son işlerini de bitirmeye çalışırken birden güm güm diye kapısı çalmmış. “Kapıyı böyle çalan kim ola ki?” diye merakla söylenerek kapıyı açmış. Karşısmda askerleri görünce şaşırmış. “Hayırdır evladım, bir kusu­rumuz mu oldu?” diye sormuş korkuyla.

Askerlerden biri adamm önüne birkaç kese altın atmış. “Hükümdarımızın emridir, yarm sabaha kadar bu altınlardan on iki tane mıh yapacaksm. Yarm törende atma bu mıhlar çakı­lacak” demiş. Adamcağız hasbinallah çekmiş. “İyi de evla­dım, yarın sabaha kadar hayatta yetişmez ki bu kadar mıh. Zaten akşamm bir vakti olmuş” demiş.

Ama tabii askerlerin yapabileceği bir şey yokmuş, onlar da emir kulu. “Hükümdarımızın fermanı böyledir, yeri­ne getirmezsen sonucuna katlanırsın” diyerek atlarını dehleyip tozu dumana kata kata gözden kaybolmuşlar. Adamcağız ne yapacağmı şaşırmış. Kendini evine dar atmış. Karısı onu korkudan bembeyaz görünce şaşırmış. “Hayırdır bey,” demiş, “ne diye betin benzin soldu?”

“Sorma hanım” demiş ihtiyar nalbant, “Durum böyleyken böyle. Sabaha kadar bu işi bitirmezsem korkarım ki kellem gider.” “Aman ağzmı hayra aç bey” demiş karısı korkuyla. “Hele dur bakalım, gün doğmadan neler doğar. Sen geç bakalım bir işinin başına. Ben de elimden geleni yaparım.”Karı koca adamcağızın dükkânında ateşin başına geçmişler. Adamcağız su içmek için bile ara vermeden, kan ter içinde çalışmaya başlamış. Karısı da elinden gelen yardımı yapıyormuş. İkisi birlikte bir yandan uğraşıyor, öte yandan dualar ediyorlarmış başlarma gelen bu beladan kurtulmak için. Sabah gün ağarırken karı kocanın elinde sadece dört altın mıh varmış. Tam beşincisi­nin başına geçeceklermiş ki, yine kapı güm­bürdemiş. Adamcağız ne yapacağını bilememiş. “Haydi hanım, hakkını helal et. Ben senden razıydım, Allah da senden razı olsun” diyerek karısıyla helalleşmiş. Kadıncağız da ağlayarak kocasına sarılmış. O sırada kapı tekrar gümlemiş. Gelen belli ki, hükümdarın askerleriymiş. Nalbant, hükümdarm buyruğu yerine getiril­mediği için kellesinin uçmasmdan korka korka kapıyı açmış. Korkudan neredeyse yüreğine inecekmiş.

Karşısında tahmin ettiği gibi yine önceki gün gelen askerler varmış. Tam işi bitiremedi­ğini söyleyecekmiş ki, askerlerden biri “Gece hükümdarımız vefat etti. Tabutuna çakılmak üzere bize dört tane mıh lazım. Yaptıklarından dördünü bize ver, geriye kalanları da hizmetinin karşılığı olarak sana kalsın” demiş. Sonra da mıhları alıp gitmişler. Nalbantla karısı sevinçten ne yapacaklarını şaşırmışlar. Birbirlerine sarılıp Allah’a şükür üstüne şükür etmişler.

İşte böyle, insanın başına ne geleceği belli olmaz. Bir gün her şey güzel gider, ertesi gün tepe taklak oluverir. Ya da kötü giden bir işin sabahında hiç bek­lenmedik kapılar açılabilir. O yüzden insan her durumda geleceğe umutla bakmalı, aksayabilecek durumlar için de tedbir almalıdır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir