21 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Türküler / Hafo Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Hafo Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Hafo Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Hafo Türküsünün Hikayesi

1898 yılı içindeyiz. Koruk Oğulları’ndan Şevki’yi ses sanatkarları arasında sizlere tanıtmıştım. Yakışıklı, sesi çok gize|, hoş-sohbet, bu yüzden Harput’un en kibar eğlence alemlerinde yeri ve rolü bulunan bir hovarda… Harput gibi güzelleri bol bir muhitte tekin durulur mu?. Elbette ki hayır… Evet, Şevki’nin evi var, ailesi var, çocukları var, var ama, o iş başka.. beri taraftaki işte bambaşka… Bu ruhta Yaratılan ve bütün gençliği aşk ve heyecanla geçen bir kimseyi aile hayatı tatmin edemiyor, öyle bir aile hayatı ki, bilgi ve hassasiyetten uzak, basit bir aile birliği, bu sebeple Şevki bu basit aile hayatının yanı başında bir de aşk ve heyecan 6lemi yaratmak istiyor ve buna da muvaffak oluyor. şimdi bundan sonra Hafo hadisesini ve Hafo türküsünün nasıl yaratıldığını sizlere doğrudan doğruya Şevki’nin büyük oğlu Tevfik Bey’in ağzından dinleteceğim. Tevfik diyor ki: “Ben, on bir on iki yaşlarında ancak vardım, babamın, öte kaya başındaki evimizin arka tarafında, babaannemden ve annemden gizli bir ev kiraladığını ve Hafize namında gayet güzel, kibar, neşeli bir kadınla beraber yaşadığını iyi hatırlıyorum. Bu meseleyi evde ya|nız ben ve bir de hizmetçimiz Ali namındaki çocuk biliyordu, her ikimiz de bu eve gizli olarak gider gelirdik. Hafize, beni Çok severdi, bilhassa tahsilime o yardım etmiş ve beni o mektebe göndermişti, Ben de onu bir anne gibi sever ve sayardım. Bu hal, bir sene kadar ancak devam edebildi. Malum ya!.. yerin kulağı vardır derler, her tarafta duyulduğu gibi bizim ev halkı da bu işi tamamiyle duymuşlardır. Fakat evde babamın mevkii, hatırı çok üstün tutulduğundan buna çarnaçar sabır ve sükit ediliyordu; Fakat hava daima elektrikliydi. Hafize’nin babamla birleştiği tarihten takriben bir buçuk sene geçmişti, bir ramazan günüydü. Babam, teravih namazına gittiği gibi bütün mahalle halkı da teravih için camideydiler. Ben de geç vakit hizmetçi Ali ile her zaman olduğu gibi o akşam da Hafize’nin evine gittik. Kapıyı bize açması için aramızda Parola vardı, parolaya cevap alamadık. Kapı açılmayınca tokmağı vurmağa mecbur kaldık, yine de açılmadı. İçeriden yanık kokusuna benzer kokular geliyordu. Bir tereddüt devresi geçirdik. Ali benden büyük, hem de güçlü kuvvetli bir delikanlıydı, kapıya dayanır dayanmaz kapı rezesinden çıktı ve açıldı. İçeriye girince kesif bir dumanla karşılaştık, merdivenden yukarı Hafize’nin odasına çıktık, ne görelim?.. Hafize kürsü başında ölü olarak cansız yatıyordu. Etrafı tetkik edince Hafize’nin uzun bir mücadeleden sonra boğularak öldürüldüğünü ve kürsüdeki ateşlerin etrafa serpilmiş olduğunu ve fakat henüz alev almadığını gördük, korku ve heyecan içinde feryada başladık, konu komşu toplandı, babama da haber gitti o da geldi, vaziyet çok feciydi.Bu hale ben artık tahammül edemedim, odadan çıktım, ayvanda hamam havluların asılı olduğunu görünce Hafize’nin bugün hamama gitmiş olduğunu da öğrendim.Hadise, şehirde hemen her tarafa yayıldı ve dedikodular başladı. Ertesi günü cenazeyi kaldırdılar, adli takibat başlamıştı, altı ay kadar devam etti, hizmetçi Ali ile beni de Sorguya çektiler, hatta bir gece de nezaret altında kattık; fakat ertesi gün bıraktılar, failleri bulunamadı iş de böylece kapandı gitti. Babam Hafo’yu çok severdi, Hafo da babamı.. Hafo’nun böyle feci bir şekilde ölümü babamı, adeta bir deliye döndürmüştü, on gün selAmlık odasına kapandı; aç susuz ağladı durdu. İşte tam bu günlerde Hafo türküsünü bizzat kendisi düzene aldı ve sonra yine kendisi besteledi. Hadiseden yirmi gün geçmemişti ki, arkadaşları onu, gelip yasdan çıkarmak için evden aldılar, ben de beraber gittim, babamı teselli ve eğlendirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmak istiyorlardı. Tam bu sırada babam elini kulağına atarak ilk defa Hafo türküsünü burada söyledi; fakat hüngür hüngür ağlayarak ve etrafındakileri de ağlatarak… O günü bu türkü çok al6ka toplamıştı, ikinci gün ise bütün halkın ağzındaydı.

Hafo’mun evi kalaya (kale) bakar ala Leylam

Senin o gözün çok canlar yakar ala Leylam

Akşamdan sonra al kanlar akar ala Leyla’m

Dağlar daldadır, gözüm yoldadır vay beni

Senin o gözün adam aldatır baygınım

Hamamdan çıkmış binmiş paytona ala Leyla’m

Binmiş paytona çıkmış seyrena ala Leyla’m

Gözleri benzer ahu ceylana ala Leyla’m

Dağlar daldadır, gözüm yoldadır vay beni

Senin o gözün adam aldatır baygınım

Kerem, nasıl Aslı için yanmış ise babam da Hafo için öyle yanıyordu. Harput, onu Çok sıkmağa başladı ve bu yüzden vazifesini Palu’ya naklettirerek Harput’tan uzaklaştı. Aradan yıllar geçiyor, Hafo’ya olan aşkı sönmüyordu. Evimizi henüz Palu’ya nakletmemiştik, babamı çok göreceğim gelmişti, mektepten bir haftalık izinle Palu’ya gittim. Kasabaya indiğim zaman doğruca babamın dairesine gittim, babam Düyun-ı umumiye memuruydu, dairede bulamadım, odada babamın Palu’nun zenginlerinden Reşad Bey namında bir zatın bahçesine gittiğini söyledi beni de beraberine alarak bahçeye gittik. Babamı uzaktan görünce, odayı savdım, yavaş yavaş sık ağaçlar arasından ilerliyordum. Mevsim bahardı, hafif bir de yağmur çiseliyor, etraf yemyeşil cennete dönmüştü. Babam, nehir kenarında sık ağaçlar arasında oturmuş, kendinden geçmiş bir hazin hazin gazel okuyor ve arada şarkı söylüyordu. Manzara o kadar güzel o kadar gönül çekiciydi ki, tarifi mümkün değil… lahüti denilebilecek bu dekor içerisinde yalnız babamın sesi ve bülbüllerin feryadı işitiliyordu. Biraz daha kendisine yaklaştım, huzurunu bozmamak için büyük bir ağacın arkasında gizlenerek babamı dinliyordum. Babam, önünde akan Murad nehri gibi arada coşuyor,.feryad feryad üsttine!.. Bazan hıçkınklan sesini kesiyordu. Bir aralık şu g§ze| gaze|i okuduğunu iyi hatırlıyorum. Gülşende yine meclis-i rindane donansün Gül devridir, elde meyigülgune boyansın Bir zevk edelim cam-r cemin ağzı sulansın Ol gonca-i sermes6, sabah oldu uyansın Ayine-i mül gül yüzünü görsün utansın Bir aralık bülbüllerin durmadan şakradıkları ve sonra da babam okudukça adeti ağzına girer gibi dizlerine ve omuzlarına konup kalktıklarını gördüm. Yağmurdan sonraki grubun azameti ve bülbüllerin feryadı Murad kıyılarını sanki bir cennet, çevirmişti, tam bu sırada babam, yine Hafo türküsüne başladı. Bu türküyü söylerken; ağladığını da hissedince dayanamadım yanına yaklaştım, hayli zaman benir mevcudiyetimden haberi olmadı. -Baba! deyince irkildi, elini öpmek istediğim zaman derin bir rüyadan uyanır  gibi.. Ah Tevfik evladım sen nereden çıktın, nerede geldin, beni ne için bu alemimden uyandırdın?.. Çok yazık oldu, Hafo’yud kaçırdık diye ağlamağa başladı. İşte bu hadiselerin bu gün bizzat şahit bulunuyorum” dedi. Bu hikayeleri anlatırken Tevfik’in de gözleri yaşarmıştı. Bar dönerek dedi ki, sana çok teşekkürler ederim, bu hatıralar bizimle ölüp gidecek bunları öldürmemek ve tesbit etmek için yıllar var ki, çalışıyorsun… Sağ ol, var o Allah aşkına bunları aynen kitabına yaz… Babamın ruhunu da şad etmiş olursun…”

Hafo Türküsünün Sözleri

Hamamdan çıkmış elleri kına

Binmiş paytona çıkmış seyrana

Şevki du der de nice bir yana

 **************

Hamamdan çıkmış gider yoluna

Şeveler takmış pamuk koluna

Mevlam sabur yer şevki kuluna

Hafo Türküsünün Notaları

Hafo Türküsünün Hikayesinin Notaları


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir