14 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Hikaye / Halid Ziya Uşaklıgil Sade Bir Şey Hikayesinin Konusu Özeti İncelemesi
Hikaye Tahlilleri

Halid Ziya Uşaklıgil Sade Bir Şey Hikayesinin Konusu Özeti İncelemesi

Halid Ziya Uşaklıgil Sade Bir Şey Hikayesinin Konusu

Halid Ziya Uşaklıgil Sade Bir Şey Hikayesinin Özeti

Halid Ziya Uşaklıgil Sade Bir Şey Hikayesinin İncelemesi

‘Sade Bir Şey’de diğer hikâyelerden farklı olarak bireysellikten biraz daha uzak ‘alt ve orta tabakaya mensub insanların hayat mücadelesi’ ele alınmıştır.

Babaları ölünce iki erkek kardeş baba yadigârı saatçi dükkânında anlaşamaz duruma gelirler. Ağabey olan Hasan Efendi; daha rahat, daha iyi şartlarda bir hayat yaşamak istediğinden Divan yolunda yeni bir dükkân açmaya karar verir. En büyük hayali bir an önce zengin olduktan sonra Gedikpaşa’dan Marmara’ya bakan bir evde oturup, İhsaniye’de bir yalıya sahip olmaktır. Kardeş Hüseyin Efendi ise baba mirası Mercan ‘daki dükkânda kalmaya devam eder. İki kardeş dükkânda bölüşeceklerini bölüşürler; fakat babalarının zamanında çok para vererek aldığı ve manevi değeri olan sarı tunçtan yapılmış büyük saati Hasan zorla dükkândan alır ve kendi dükkânının camekânına koyar. Dükkânlarını ayıran kardeşler henüz evlerini ayırmamışlardır, altlı üstlü oturmaktadırlar. İki kardeş aralarında iş hakkında konuşurlarken, Hasan Efendi, oğlu Ahmet’i diğer çırağın aylığından kurtulmak için işe alacağını söyleyince, Hüseyin Efendi de oğlunu çalıştıracağını söyler, fakat onun çalıştırma sebebi müşterilere yetişememekten kaynaklanmaktadır. Böylece günler geçer ve Hüseyin Efendi iyi para kazandıkça aksine Hasan Efendi’nin işleri gittikçe bozulur. Evin ortak masraflarını hep Hüseyin Efendi karşılarken, Hasan Efendi’nin yedikleri boğazında düğümlenir. Kardeş, bir süre sonra tıpkı ağabeyinin hayal ettiği gibi İhsaniye’de bir yalıya taşınır. Onun gerçekleştiremediği her şeyi yapar.

Bir gün Hasan Efendi, uzun zamandır gitmediği baba yadigârı dükkâna gider. Kardeşi dükkânı çok güzelleştirmiş, işini çok ilerletmiştir. Orada Hasan Efendi ‘yi bir zamanlar zorla bu dükkândan götürdüğü fakat zor durumda kaldığı günlerden birinde, Bedesten’de bir yere sattığı baba yadigârı saati, kardeşinin tekrar satın alıp kendi dükkânına koymuş olduğunu görmesi çok etkiler. Ziyarete gittiği gün, Hasan Efendi, babasının saatini tekrar aynı yerinde görünce beyninden vurulmuşa döner, mahcup olur.

Zaman geçer ve Hasan Efendi, Mercan’da açtığı dükkânı kapatmak ve kardeşinin yanına sığınmak zorunda kalır. O, kendi düşmüş durumuna acımıyor, fakat oğlu Ahmet’in bir amele gibi çalıştırılmasına çok canı yanıyordur.

Hikâyede talihin bir kardeşe kucağını açıp diğerine hiç gülmemesi anlatılmaktadır. İki kardeş arasındaki zıtlık verilirken Hasan Efendi’nin kardeşinin yanına sığınmazdan evvelki durumu şöyle anlatılır:

“(…) bu zilletin olanca acılıklarını duyuyordu. Lakin daha ziyade uğraşmaya talihin o kendisine karşı daima kapalı duran âhenin pençesini açmaya kudret bulamamıştı.”

Hikâye, son bölümde daha da acıklı bir hale gelir, çünkü Hüseyin Efendi, tıpkı Hasan Efendi’nin hayal ettiği gibi Gedikpaşa’da Marmara’ya bakan bir arsa satın almış ve ev inşaatına başlamıştır:

“İki aydan beri Ahmet dükkânda değil, onun için Hasan Efendi’nin bu damarında da bir sükûn-ı muvakkat var. Ahmet, Hüseyin Efendi’nin Gedikpaşa’da Marmara’ya nâzır bir arsada yapılmakta olan evinin inşaatına nezaret etmekle meşgul!…”

Hayat, Hasan Efendi ve onun gibiler için son derece acımasızdır ve sıkıntılarla doludur. Hayallerine ulaşamayan bu insanlar ümitsizlik, hayal kırıklıkları ve karamsar bir dünya içinde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir