? Cezayir Hatıratından Kitap Özeti | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Halil Halid Cezayir Hatıratından Kitap Özeti

Halil Halid Cezayir Hatıratından Kitap Özeti

Halil Halid Cezayir Hatıratından Kitap Özeti

Cezayir Hatırâtından’adlı seyahatnâme tarzında yazılmış eser, Halil Halid’in Mısır’da Türk Gazetesi’nde çıkan makalelerinin birleştirilmiş ve üzerine eklemeler yapılmış haliyle oluşturulmuştur. Kitabın başında Cezayir’i ele geçiren Oruç Reis’in (Baba Oruç) temsili bir resmi bulunmaktadır.

Yazar, ‘Bir İfade’ başlıklı yazısında, eserini oluştururken Abdullah Cevdet’in çok büyük yardımlarını gördüğünü söyler. Hükümetin o dönemde baskılarının çok şiddetli olduğunu birçok yazılan yazının kaybolduğunu iddia eden Halil Halid, kendi yazılarına da aynı akıbetin olmaması için bu kitabı ortaya çıkardığını belirtir.

Halil Halid, yazının devamında İngilizce olarak yayımladığı, ‘A study in English Turcophobia’, ‘The Diary of Turk’adlı kitapları tanıtır. İlk kitap, 1904 yılında İngiltere’de Osmanlı Siyaseti ile ilgili yazılmıştır. İkinci kitap ise 1903 yılında yazılmış ve Osmanlı devletinin içtimâi, idârî, siyâsî vak’alarından söz etmektedir. Bu kitap hakkında Halil Halid, ‘Osmanlı nokta-i nazarından yazılmış ilk eserdir.’ der.

Halil Halid, kitabını sekiz bölüme ayırmıştır. Cezayir Hatırâtı, Halil Halid’in kış mevsiminin İngiltere’de nasıl geçtiğini anlatması ile başlar. 1904 yılında İngiltere’de işi biten ve Mısır diyârına yola çıkan yazar, 1905 yılında tekrar vazife ile İngitere’ye döner. O sene içinde Cezayir’e gitme ihtimalinin olduğundan bahseden yazar, ‘müsteşrikinin her çend sene bir mahalde ictima ettiği mâlumdur.’ diyerek bu sözünü destekler. O seneki toplantılarını Cezayir’de yapacaklardır ve bu sebeple Marsilya’dan hareket ettikten yirmi sekiz saat sonra Cezayir’de olurlar. Amaçları o bölgenin dinî tarihî unsurlarını, dilini inceleyip belli meseleleri tesbite çalışmaktır. Yazar bu grubun içinde tek Müslüman Türk olduğunu söyleyip Cezayir hakkında şunları aktarır:

“(…)devlet-i Osmaniye’nin kadrini bilemeyerek zâyi ettiği arazi-i İslâmiye içinde Cezayir kadar güzel bir kıta-i arz bulunmadığına kani’ oldum”

Kitapta yazar, Konstantin şehrinin tarihinden, fiziki özelliklerine, orada yaşayanların mizaçlarından, evlerin inşasına, çarşılarına kadar birçok bilgi verir. Daha sonra tekrar Cezayir şehrini anlatmaya devam eder. Tren, vapur yolculuklarından bahsedip Cezayir’in köylerindeki farklı milletlerden insanları anlatmaya başlar. Fransız, İtalyan, Maltiz…bir çok insan çeşidini oralarda görmenin mümkün olduğunu söyler. Cezayir müslümanlarının Faransızca’yı çok iyi bildiklerinden bahseder. Gezdikleri yerlerde bir gazatede ‘Türk- Arap’düşmanlığının söz konusu edildiğini görür, bundan dolayı çok üzülür. Sonra Osmanlı’nın eski dönemlerindeki huzuru ve güzellikleri düşünüp ‘keşke o eski zamanlar ihyâ edilse’diye düşünür. Gezdiği, gördüğü yerlerdeki farklılıkları, değişimleri görünce onların geçmişteki durumlarını anlatmaya başlar. Bir zamanlar Fransız askerinin Cezayir müslümanına yapmış olduğu işkenceleri anlatır. Oradaki Müslümanların temizlikte olan eksikliklerinden bahseder. Temizlikte hiçbir müslüman milletin Türklerle yanşamayacağını söyledikten sonra Türk camilerindeki intizam ve nezafetin Arap camilerinde olmadığını iddia eder. Dini bir mekânın başka bir dine ait bir mekâna çevrilme konusu üzerine yorumlar yapar. Birçok caminin kiliseye çevrilmiş olduğunu söyledikten sonra İstanbul’un  fethinden bahseder.

Müslümanların mabetlere son derece saygılı olduğunu anlatır. Bu konu ile ilgili birçok örnek verir.

Abdülhamid aleyhtarı olan Halil Halid, onun siyasi yönetimini beğenmediğini, devrine büyük bir baskı uyguladığını iddia ederek, Osmanlı’nın kültürüne, geçmişinin azametine sahip çıkamadığını, halifeliğin gerektirdiği tavırları sergileyemediğini anlatır. Gezdiği mekânlardan birinde hutbe ardından halifeye dua edilmediğini görür, dışarıdaki mazlum müslümanlara halifenin hiçbir yardımı dokunmadığını düşünür ve Abdülhamid’e dua edilmemesini çok haklı bulur.

Halil Halid altıncı bölümde, Cezayir eyaletlerindeki eğitim-öğretim müesseselerinden de bahsedip, en büyük maarif mekânının Kostantiniye olduğunu söyler. Sohbet eder tarzda yazdığı eserde; eski medreselerden hiçbir eser kalmadığını söyleyip eğitim müesseselerindeki yöneticilerin Müslümanlardan oluşmadığını belirtir. Daha sonrasında da “Bir idarenin veya büyük küçük bir müessesenin âmiriyetini Frenkler      öyle   kolay   kolay bir müslümana kaptırmazlar.”der.

Ülkedeki dil meselelerine de değinen yazar Fransızca ve Arapça ‘nın çok iyi bilindiğini fakat Türkçe’nin bilinmediğini belirtir. Medreselerdeki kitapları incelediği zaman acı bir tablo ile karşılaştığını söyleyen Halil Halid, kütüphanelerdeki kitapların Batılı ve Mısırlı yazarların eserlerinden müteşekkil olduğunu görür. Kimi kütüphanelerdeki Şark eserlerinin kayıtsızlıktan dolayı Batıya satıldığını öğrenir. Sarayın kütüphanelere sahip çıkamadığını söyleyip hatta bu yağmacılara hediyeler gönderdiklerini iddia eder.

Yazısının devamında şehrin fiziki özelliklerinden bahseder. Havasının sıcaklığından temaşa yerlerinden, güneşin doğuşunu ve batışını seyretmenin güzelliklerinden bahseder.

Halil Halid, Cezayir’in çarşılarını gezerken kendi özlerine ait kültürel sanatlarının kalmadığını söyleyerek genellikle Avrupai eşyaların satıldığı belirtir. Çarşılarda gördüğü düzensizlik ve kirlilik sebebiyle aslında İslam ülkelerinin çoğunun büyük bir problemi olan temizlik üzerine konuşur. Müslümanların çoğunluk olarak yaşadığı mahallelerdeki gaflet, tembellik ve temizlikteki ihmallerden örnekler verir.

Kitabın devamında farklı bir konu olan harem meselesi ve Cezayir’de sıkça anlatılan harem hikâyelerine değinir. Buralarda anlatılan hikâyelerin aşırı abartmalarla ve yanlışlarla dolu olduğunu söyler.

Sekizinci bölümde, eski mekânları gezerken içinde uyanan duygularla eski Osmanlılar’ın özelliklerinden bahseder. En büyük şehir olan Cezayir’e gelince ma’muriyetin ve refahın arttığına dikkati çeken yazar, sanki orada kendisini Fransa’daymış gibi hissettiğini belirtir:

“Fesli, sarıklı hammallar olmasa burasının bir Afrika ülkesi olmadığını sanırsınız.”515 Müslümanların bu şehirde çok az olduğunu ve arazinin genelde yabancıların eli altında olduğunu öğreniriz. Bunları gören yazar, Cezayir’in bir zamanlar nasıl feth edildiğini denizcilikte nasıl önemli bir mevkide bulunduğunu hatırlatıp şimdiki haliyle karşılaştırır:

“Vaktiyle ne idik ne hale geldik”

Cezayir’de Osmanlı kültürünün hükmünü tamamen Avrupa’ya terk etmesinden dolayı üzüntü içinde olan yazar, Avrupa’nın yanlış bir şekilde taklit edilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirir.

“Bir ıslahat-ı terakki namına Frengi taklide pek mübtelayız. Fakat Firenk’ten aldığımız şeyleri çok kere ağzımıza yüzümüze bulaştırdıktan sonra kendimizde mevcut olan husûsâtı da kaybolmuş görürüz. Yani pirince giderken ekseriya eldeki bulgurdan da oluruz, elhasıl pek acib bir halkız.”

Bunlardan sonra Halil Halid, tekrar Marsilya yolundan İngiltere’ye döner.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir