23 Ocak Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Harper Lee Bülbülü Öldürmek Kitap Özeti

Harper Lee Bülbülü Öldürmek Kitap Özeti

Harper Lee Bülbülü Öldürmek Kitap Özeti

“Bülbülü Öldürmek” 2015 yılında Sel Yayıncılık’tan çıkan 355 sayfalık bir roman. “Bülbülü Öldürmek” 2015 yılında tekrar çevirisi yapılan ve çevirmenliğini Ülker İnce’nin yaptığı Pulitzer Ödüllü bir roman. Amerika Birleşik Devletinin güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk karakterin, Scout Finch’in gözünden anlatıyor.

Harper Lee Bülbülü Öldürmek romanı tavsiye ettiğimiz kitaplardandır. 

“Bülbülü Öldürmek” kitabından küçük bir bölüm. 

********************

… Jem omzunu silkti. “Sanki biri benim aklımdan geçenleri oku­muş gibi… benim ne yapacağımı bilen biri. Beni tanımayan biri benim ne yapacağımı bilemez, öyle değil mi Scout?”

Jem’in sorusu benden yanıt isteyen bir soruydu. Ben de onun düşüncesini destekledim: “Seninle aynı evde yaşamayan biri se­nin ne yapacağım bilemez, bazen ben bile bilemiyorum.”

Bizim ağacımızın yarımdan geçiyorduk. Ağacın kovuğunda gri bir sicim yumağı gördüm.

“Sakın alma onu, Jem,” dedim. “Biri bir şeylerini gizlemek için kullanıyor orayı.”

“Hiç sanmam.”

“Evet, öyle. Walter Cunningham gibi biri her teneffüste bura­ya gelip bir şeyler saklıyor, biz de sonra gelip onun sakladıklarım alıyoruz. Dinle, bunları burada bırakalım ve bir iki gün bekleye­lim derim ben. İki gün sonra hâlâ duruyorsa alırız, tamam mı?”

“Tamam, haklı olabilirsin,” dedi Jem. “Küçük bir çocuk bu­rayı bir şeyleri gizlemek için kullanıyor olmalı… bazı şeyleri bü­yüklerden saklamak için. Biliyorsun, bu şeyleri okul açıldığında bulmaya başladık.”

“Öyle,” dedim, “ama yazın buradan hiç geçmiyoruz ki.”

Eve gittik. Ertesi sabah o sicim yumağı bıraktığımız gibi du­ruyordu. Üçüncü gün de hala orada durduğunu görünce Jem alıp cebine attı. O günden sonra o ağaç kovuğunda bulduğumuz her şeyin bize ait olduğunu düşündük.

İkinci sınıf tatsızdı ama Jem bana ileriki yıllarda okulun iyile­şeceği güvencesini verdi, o da başlangıçta benim gibi tatsız bul­muştu, insan ancak altıncı sınıfa geçtiğinde dişe dokunur bir şey­ler öğreniyordu. Altıncı sınıf daha en başından hoşuna gitmiş­ti. Beni şaşırtan kısa bir Mısır Dönemi serüveni oldu; sopa gibi dimdik yürümeye çalışır, bir kolunu öne yapıştırır, bir kolunu arkaya, bir ayağım ötekinin arkasına koyardı. Dediğine göre Mı­sırlılar böyle yürürmüş, ben de ona böyle yürüyorlarsa bu halde…

********************


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir