Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Hayır Roman Özeti, İncelemesi,Kahramanları

Hayır Roman Özeti, İncelemesi,Kahramanları


Hayır Roman Özeti, İncelemesi,Kahramanları

Sosyal bilimler profesörü Aysel Dereli sabahleyin ağır ağır kalkar. Boynunu on kez sağa sola çevirir. Odanın perdesini aralayıp havaya bakar. Duşa girer. Çıkınca sol bacağını
ovar. Günün ilk kahvesini içer. Saksıları sular. Tırnaklarını cilâlar. Akşam ödül törenine gidecektir. Gazetede buna ilişkin bir haber vardır. Altında da eskiden çekilmiş, gülümseyen bir fotoğrafı. Varşova’daki sosyal antropoloji öğretim görevlisi arkadaşı Syversten ile Madrid’deki kız kardeşi ressam Tezel’e birer mektup yazar. Danimarka’da bulunan eski öğrencisi, dostu Engin’in mektubuna cevap verir. Sonra düşsel sevgilisi Yenins’i düşünür, onunla söyleşir. Sokağa çıkıp bankaya gider. Kira borcunu yatırır. Postaneye uğrayıp mektupları atar. Oradan berbere uğrar, saçlarını boyatıp yaptırır. Akşama doğru taksiyle Özerk Millî Kültür Kurumu’na gidecektir. Arabadan inerken ayağı eğişe takılacak, hafifçe sendeleyecektir. Koltuğuna girilerek salona götürülecektir. Bilim Hizmet Dalı Değerlendirme Seçici Kurul Başkanı Prof. İhsan Türközü övücü bir konuşmayla onur plaketini verecektir. Ardından Aysel Hanım konuşacak, birkaç yıl önce kendisine yapılan haksızlıklardan dolayı sitemde bulunacaktır. Ayrıca, yurt dışında aldığı bir özendirme ödülünden ötürü Türkiye’de de bir tören düzenlenmesini ayıplayacaktır. Törenin bitiminde “Yeni bir inceleme yapıyor musunuz?” diye soran gazetecilere “Aydın İntiharları ve Geleceğin Başkaldırısı” konusunda çalıştığını söyleyecektir. Bu çalışmanın giriş bölümünü birkaç kez yazmıştır. Bir türlü kesin bir karara varamamıştır. Ancak şunda karar kılmıştır: Yinelemeye hayır! Aynılaşmaya hayır! “Hayır” sözcüğü iki yıl önce kaleme aldığı bir yazıyı anımsatır ona: Bir askerî darbeyle yasaların çiğnendiği, hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, insanların baskı ve işkence gördüğü bir dönemi eleştiren ve herkesi hayır demeye çağıran o yazı yüzünden kovuşturmaya uğramıştı. Aslında, elyazısıyla çiziktirilmiş bir taslaktı bu. Ne yayımlanmış, ne de dağıtılmıştı. Öyleyken, bir gece evi basılmış, kitapları karıştırılmış, sözü geçen yazı da götürülmüştü. Üç yıl sonra da o yazı dolayısıyla gözaltına alınmış, yargılanmış va aklanmıştı. Bir gece kar yağmıştı. Kocası profesör Ömer erkenden kalkmıştı. Karısının kırk ikinci doğum gününü kutlamak istiyordu. Akşam birlikte yemeyi önermişti. Ülkede hava pek gergindi. Darbe olmuştu. Aysel’in öğrencilerinden Engin içeri alınmıştı. Ömer onun nerede olduğunu güçlükle öğrenmişti. Bir gün Aysel dekanlıktan çağrılmış, işine son verildiği bildirilmişti. Engin salıverilince okula dönmüş, yeniden tutuklanmış, bırakılmış, sınavlara girmiş, üniversiteyi bitirmiş, teslim çağrısı olunca yurt dışına kaçmış, bulaşıkçılık, garsonluk, boyacılık yapmış, sonunda Kopenhag’da Yaşlılar Yurdu’nda Dr. Bernt’in yanında gece gözetimciliğine başlamıştı. Yalnızdı. Hocası, bir ara da sevgilisi olan Aysel’i özlemle arıyordu. Ona saygı ve sevgi dolu mektuplar yazıyordu. Aysel yeğeni Ayşen’in Anadolu Kulübü’ndeki düğününe çağrılmıştı. Gerçi hiç canı çekmiyordu, ama Ömer gitmesi gerektiğini söylüyordu. İşadamı İlhan’ın kızı Ayşen bir generalin oğlu Ercan’la evlenecekti. Gelgelelim, evlilik uzun sürmemişti. General emekli olmuş, Ayşen boşanmış, İlhan da yeni iş alanları bulmuştu. Ayşen arada bir halasına uğruyor, Ömer’le gezmeye çıkıyorlardı. Aysel ise evde kalıyor, kitaplarına çalışıyordu. Sonunda bir pastanede acı gerçeği öğrenmişti: Ayşen ona Ömer’den gebe kaldığını açıklamıştı. Yeğenini tokatlamamak için kendini zor tutmuştu. Olayı kocasıyla enine boyuna konuşmuş, kavga etmeden ayrılmışlardı. Ömer sonra Ayşen’le evlenmiş, ondan bir kızı olmuştu. Karlı bir gündü. Aysel’i İzmir’den gençler çağırmışlardı. Orada nükleer çağın değerlerinden, savaşın getireceği büyük yıkımdan söz edecekti. Fakat havaalanına gidememişti. Yolları askerlerle polisler kesmişlerdi. Onlarla tartışmış, yere itilmişti. Kalkmış, eski öğrencilerinden Doçent Üner’in evine güçlükle varabilmişti. Uluslararası Sosyal Antropoloji Enstitüsü yılın ‘Yeni Yankılar Ödülü’nü Aysel’e vermeyi kararlaştırmıştı. Onu almaya giderken Engin’e de uğramıştı. Yaşlılar Yurdu’nun bahçesinde yan yana dolaşmış, kanapeye oturup bir süre konuşmuşlardı. Engin onu biraz yaşlanmış bulmuştu. Ayrıca, burada Petra adlı bir kadınla ilişkisinden de söz açmaktan çekinmemişti. Belki de bu yüzden karşılaşmaları biraz soğuk, ama ayrılmaları oldukça sıcak ve buruk geçmişti. Engin sonradan kendini eleştirmiş, öğretmeni, dostu, ülküdeşi, sevgilisi olan birini yitirmekten üzüntü duymuştu. İki kez Aysel’i telefonla aramış, ama bir cevap alamamıştı. Bunun üzerine, Türkiye’ye döndüğünü düşünerek, evinden aramış, yine bulamamıştı. Merakta kalmıştı. Ödül plaketini vermek için Özerk Millî Kültür Kurumu’nda düzenlenen törene Aysel gelmez. Kurum başkanı, seçici kurul üyeleri, fotoğrafçılar, televizyon çekicileri boşuna beklerler. Evine, hastaneye telefon edilir, ama bulunamaz. Yazar arkadaşı tasalanır, Aysel’in evine gider. Onun gazla ya da uyku ilâcıyla intihar edeceğinden korkar. Aysel’i o da sevmiş, ama bir türlü açılamamıştır. Oysa Galatasaraylı yayımcı Aydın, girişken biri olduğundan, onunla sıkı ilişki kurmuş, dansetmiş, gezip tozmuştur. Yazar kötü varsayımlar kurarak ve yüreği yanarak evi dolaşır. Daktiloya takılmış kâğıtta şu satırları okur: “Her durumda özgür kimliğimizi koruyabilmek ancak edimle söylenebilecek şu iki sözcüğe bağlı: Yinelemeye hayır. Aynılaşmaya hayır, aynılığa hayır…” Az sonra Engin telefon eder, Aysel’i sorar. Ardından Üner’le Alev gelirler. Aysel’in bir kaza geçirdiğini düşünürler. Eskiden de bir kazaya uğramış, bacak kemiği kırılmıştı. Ayağının aksaması da bundandı. Üner kâğıtlardan birinde “yenins” sözcüğüne rastlar. Bunu “yeni insan” diye yorumlar. Yazar sabahleyin kalktığında kar dinmiştir. Güneş doğmak üzeredir. Sis içinde denizde bir sandal görür. Aysel, tek başına, içine oturmuştur. Yenins’in çağrısına dayanamamış, yinelemenin, aynılaşmanın, uzlaşmanın dışına, sınırsız bir yolculuğa çıkmıştır. Yeni insanın yüzünü görecek, yeni bir incelemeye çalışacaktır. Bu, bir kaçış değil, bir reddediştir, bir hayırdır…


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir