23 Ocak Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Türküler / Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Hekimoğlu Türküsünün Hikayesi

Martin taşırmış o, üstelik de martinin aynalısını. Öyle ki kundağına bak resmini gör. Ayna gibi. Bir kere yaman şeydir martin. Omzuna astın mı dehşeti yayılır, bastın mı tetiğine düşmanı serer. Gerçi Köroğlu “tüfek icad oldu mertlik bozuldu” demiş. Niye?.. Kim icat etmiş tüfeği?. Bolu beyi. Yeke yek Köroğlu’nun üstesinden gelemeyince, çıkıp da dağlara yaslanamayınca, işi tüfeğe dökmüş. Uzaktan, pusudan. İşte, ne yapabilirse. Hoş Fatsa’nın ağaları da bundan farklı değil. Salihli’de, Bohçaarmut’da, Çitlice’de ve öteki köylerde sarılmışlar silaha. Zulüm için, ha!. Yoksul, ağzını açmasın, hakkını istemesin. Ama tüfek icat olsa da, hak haktır. Tüfekse tüfek. Hem de aynalısı. Hekimoğlu aynalı martini kendi neslime yaptırdım der. Öyle. Başka kime yaptıracak. Nesli topraksız, kendi çoban. Devir de eski. Öksüzün gözyaşına kim bakar. Bir yandan savaş, bir yandan yoksulluk var. Ve bir de çobanlarla Ağalar var. İşin başı da burda zaten. Ağa olmazsa çoban olmaz; çoban olmazsa türkü olmaz. İllâki şu Hekimoğlu türküsü. Günbugün söylenir bu, unutulamaz.. Kulağına deyenin yüreği gümbürder, gözleri dolar. “Hey gidi koca yiğit, koca Hekimoğlu” diye. Kim mi bu Hekimoğlu?. Neden mi ortaya çıktı?. Onu bize getiren diller farklı. Ağa kalıntılarına sorarsanız Hekimoğlu rezilin rüsvanın biridir. İffetsizin, kanun kaçağınım biri. Köylüye sorarsanız iş değişir. Hekimoğlu merttir, yiğittir. Fukaranın malına dokunmaz. Kimsenin ırzına el sürmez. Hakkı hukuku gözetir kendince. Canı seki yola koyar bunun için. Ve işte böylece Hekimoğlu’nun kimliği bu farklı dillerde şekillenir. O artık halk katında bellidir. Adı türkülerde okunur. Fatsa’nın Yassıtaş köyündedir Hekimoğlu. Balık etli, buğday tenli bir delikanlıdır. Sekiz oniki yaşlarında iken anası ölmüş. Babası zaten kendi geçiminden aciz. O kendine muhtaç bir himmet dededir. Oğluna bile himmet edemez. Böyle olunca, yol ağa kapısına açılır. Çoban duracak. Babasının yürek bağı incelmiştir ama, çare ne ola. Yoksulluk bu. îşte Hekimoğlu, Hekimoğlu olmadan, önce böyle bir çobandır. Onu “Hekimoğlu” yapan ağanın gaddarlığı ve bir de kendi yiğitliği olur. Bir kere ağası katı yürekli. Aksi, titiz, ceberrut bir şey ki, çocuğu bir saniye bile boş koymaz. Tarlaya git, çift sür, darı çapala, davar güt, ağaç kes, odun kır, inek sağ, öküzleri tımar et, atları yemle, altlarını süpür. Nerde ne iş varsa, koş. Hem de karın tokluğuna. Yıl oniki ay, gün yirmi dört saat çalış, çabala. Nereye kadar? Sonuç ne ola? Hekimoğlu’nun içinde bir toprak özlemi. “Ah be. Bir iki parça tarla da benim olsa. Şöyle ekip dikip yetirsem. Evim barkım olsa. Çoluk çocuğa karışsam. Ambarım dolu olsa…” Bu çalışmayla neler yapılmaz ki. Yalnız kör olası toprak yok ki. Hayli hülyası kararır… okkalı bir soğukluk çöker üstüne… Hayatı yavan gider. Böyle giderse, sonu ayaz… Ne evi olur, ne karısı, ne ambarı. Ömrü billah çobanlık çekilmez ki. Hele bu Halis ağanın elinde. Kalkar birgün “İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü” deyip toprağa olan hasretini ağaya çıtlatır. Kıyamet kopar. Halis Ağa’nın zaten iki yüzü dünden kara. Vermez toprağı. Aralan daha bir bozulur. Halis Ağa, dayağı çoğaltır. Sesini yükseltir. İşini artırır. Dün birse; bugün iki. Hekimoğlu’nun durumu daha bir zorlaşır. Yüreğindeki toprak özlemi derseniz, daha da artar… Ve bir de Narin’in sevdası eklenir buna. Narin de Narin!.. Güzel, sevimli… Alımlı çalımlı bir kız ki, ve bir de alçak gönüllü ki… Tutar Hekimoğlu bir daha varır ağasına “Ağam der.. İki parça tarla ver bana. Senin tarlan çok… Malın mülkün gani… Ben dersen, tarla takım hak getire. Sayende adam sırasına katılır, çoluk çocuğa karışırım.” Ağa’nın tepesi atar yine. “Sen kim tarla kim. Çoluk çocuk sana ne gerek. İki çıplak bir hamama yakışır” der. Ağızını açıp gözünü yumar çobanın sevdalısına da, çoluğuna da çocuğuna da kalayı basar. Tekme tokat kovarlar evinden. Hekimoğlu basreder ilkin, sonra dayanamaz, “yeter artık” deyip kazmanın küpünü vereder kafasına. Bir bir daha; bir bir daha. Ve peşinden dağların yolunu tutar. Aynalı martini ısmarlar.. Omzuna asar. Tetiğine basar. Nice zalim varsa, nice haksız varsa köşe bucak kaçar Hekimoğlu’ndan. Ve bir yandan da Halis Ağa’nın çocuklarıyla işbirliğine girerler. Halis Ağa’nın çocukları, yakınları intikam peşindedirler. Kese kese altınlar, kiralık kaatillerin emrine yollanır. Öteden beriden adam aranır. Hazırlık yürür. Hekimoğlu’nun namı da dağlan tutar bu arada. Çitlice’den Belalan’a, Sarıhalli’den, Gürgent’e yaylasına kadar, içindeki toprak hasreti, Narin’in sevdasına karışır, yoğrulur. Ve zalimlere olan kini bin beter büyür. Ortalık tir tir titrer. Dehşet saçar Hekimoğlu. mAma, şu Narin’i ne etsin. Sevdası var yüreğinde… Onun için konaklar yaptırsa, döşetmek çoru. Ağalar bir olmuş başetmek zor. Bir belâlı, bir hasretli, bir tatlı dünya ki.işin öte yanında durum gergin. Ağalar küplerde. Sonuç yok. Bu sefer işi Aslan Ağa’ya havale ederler. Aslan Ağa derseniz eli uzun. Zaptiye katında hatırlı, bir dediği iki olmuyor. “Ne yapıp yap, Hekimoğlu’nun işini bitir” derler.. Paraysa para.. Adamsa adam. Malsa mal.” Aslan Ağa’nın güveni zaptiyede. Kendi önde, zaptiyeler arkada düşerler dağlara.. Şura senin, bura benim. Yine fos!.. Bakarlar olacak değil, başka bir yola başvururlar. Köylerden adam tutarlar parayla. Yani muhbir! Ne zaman ki Hekimoğlu geçer oradan, haber uçar zaptiyeye: “Şu gün şu saatte. Yanında iki atlıyla geçti burdan”. Öteki köyden bir haber gelir: “Falan gün burdan geçti” diye. Zaptiyeler at kovar, haberin geldiği köylere. Bir yandan Ünye tarafı tutulur; bir yandan Ordu ve bir kış gecesinde sararlar Hekimoğlu’nu. Sararlar ya Hekimoğlu vuruşa vuruşa yarar çemberi. Yarar ya, yine de kurtulamaz. Çekidiği Ünye sırtlarında yeniden kıstırılır. Vuruşur. Aynalı martini bir yana; kendi bir yana düşer kavga sonunda.. Atın terkisine bağlayıp getirirler ölüsünü. Ölüsünün ardından kimi şunu der, kimi bunu… Nalına vuran da olur; mıhına vuran da. Düşmanları bayram yapıyor.. Halk sessiz., içten içten üzülenler, gözyaşı döküyorlar. Kimi de birşeyler mırıldanıyor… Giderek büyüyor mırıltılar. Bir türkü olup fırlıyor dudaklardan. Fatsa’yı da Ünye’yi de taşıyor. Günümüze gelip dillere dolaşıyor yiğitliği Hekimoğlu’nun. Kimi şunu der, kimi bunu Hekimoğlu için. Ama biz türkülerin dediğine kulak verdik, onun dilini aktardık.

Hekimoğlu Türküsünün Sözleri

Hekimoğlu derler benim aslıma

Aynalı martin yaptırdım da (narinim) kendi neslime

Hekimoğlu derler ufak bir uşak

Bir omuzdan bir omuza (narinim) on arma fişek

Konaklar yaptırdım mermer direkli

Hekimoğlu dediğin de (narinim) aslan yürekli

Konaklar yaptırdım döşeyemedim

Ünye fatsa bir oldu da (narinim) başedemedim

Ünye fatsa arası ordu’da kuruldu

Hekimoğlu dediğin (narinim) o da vuruldu

Hekimoğlu Türküsünün Notaları

Hekimoğlu Türküsünün Notaları


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir