? Hüseyin Cahit Yalçın Edebi Kişiliği | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Biyografiler / Hüseyin Cahit Yalçın Edebi Kişiliği
Şairlerin Hayatı

Hüseyin Cahit Yalçın Edebi Kişiliği

Hüseyin Cahit Yalçın Edebi Kişiliği

Hüseyin Cahit Yalçın Edebi Yönü

Hüseyin Cahit Yalçın Sanatçı Yönü

Servet-i Fünûn topluluğu içinde roman ve tenkit türlerine ait eserler veren, fakat daha sonra edebiyattan uzaklaşarak gazeteciliğe yönelen Hüseyin Cahit, Balıkesir’de İstanbullu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Çalışma hayatının ilk devresinde öğretmenlik ve eğitim hizmetlerinde bulunan Cahit; henüz Servet-i Fünûn topluluğu kurulmadan önce özellikle Ahmed Midhat Efendi’nin telif ve tercüme romanlarını okuyarak hikâye ve roman yazmaya başlamış, ilk romanı Nâdide’yi ise 1890 yılında yayımlamıştır.

‘Nâdide’ daha çok Tanzimat romanı havasında yazılmış bir eserdir halbuki Hüseyin Cahit daha sonra Servet-i Fünûn topluluğuna katılacak ve 1901 yılında yayımlanan Hayâl İçinde romanı ile ün kazanacaktır. Bununla birlikte sanatçı, yazdığı hatıralarda kendisini edebi olarak besleyen tek kaynağın Fransız edebiyatı olduğunu iddia etmektedir:

“Bütün kültürümü Garba ve bilhassa Fransa’ya borçluyum. Üzerimde Şark eserlerinin hiçbir tesiri olmadı. Arapça ve Acemce tahsilimiz zaten pek noksandı. O lisanlarda yazılmış bir şeyi okuyamazdık. Eski ve yeni Türkçe eserlere de veda’ etmiştim. Çocukluğumda anlamadan okuduğum Divan edebiyatından da uzaklaşmıştım. Şiir için kendimde ufak bir istîdât bile hissetmiyorum. Binaenaleyh, diyebilirim ki gençliğimden beri ne okumuşsam Fransızcadır, ne öğrenmişsem o menba’dan gelmiştir.”

Hüseyin Cahit’in Servet-i Fünûn devrinde üzerinde en çok durduğu sanatçılardan biri Balzac bir diğeri ise Alphonse Daudet‘tir ki bundan da anlaşılacağı
üzere o realizmin tesiri altında kalmıştır. Sanatçı, Mektep ve Servet-i Fünûn dergilerinde çalıştığı dönem öncesi ve sonrasında hep o dönem Fransız yazarlarının, özellikle realist olanların eserlerini okumuş ve bunun sonucu olarak da onlar gibi yazma eğilimi göstermiştir. Sanatçının eserlerinde kullandığı dil, diğer Servet-i Fünûnculara göre daha anlaşılır ve sadedir. Bu farklılığı kendisi de kabul etmekte ve kendi edebi dili üzerinde şöyle bir yorumda bulunmaktadır:

“Rauf’un, benim bu sadeliğimiz, doğrusunu isterseniz cehaletimizden geliyordu. Cenap’ın Arapçasını, Fikret’in kamusunu bize veriniz bak neler yazardık.”

Hüseyin Cahit, Servet-i Fünûn devrinde yazdığı hikâyeleri ‘Hayat-ı Muhayyel’ adı altında toplamıştır. “Onun Hayat-ı Muhayyel isimli hikâyesi Servet-i Fünûncuların Yeni Zelanda’da yapmayı tahayyül ettikleri yepyeni bir hayatın tasavvurlarından doğmuştur.”

Hüseyin Cahit Servet-i Fünun’a yazılar yazdığı dönemde, Ali Kemal ile aralarında büyük edebî tartışmalar olmuştur. Ali Kemal ile yaptığı bu tartışmalar sonunda, devrin sadrazamı Sait Paşa ile tanışma imkânı elde etmiştir. Ali Kemal’e karşı yazdığı makaleleri okuyup çok beğenen Sait Paşa, kitapçı Arakel’in aracılığı ile Hüseyin Cahit’le tanışmak istediği haberini yollar ve onu mekânına davet eder. Sanatçı olayı şu şekilde nakleder:

“Sait Paşa ülke çapında büyük etkisi ile kendisini tanıtan güçlü sadrazamlardan biriydi. Onun, böyle Servet-i Fünûn yayınlarını izlemesi beni son derece şaşırtmıştı.” Hüseyin Cahit bu olaydan üç yıl sonra, çocuğunun ölmesi, eşinin hastalanması üzerine zor günler geçirir. O dönemde Servet-i Fünûn dergisi de kapatılmış durumdadır ve basın hayatı sıkıntılı günler içerisindedir. Hüseyin Cahit üç yıl önceki samîmi davranışından dolayı Paşa’dan yardım ister. Yöneticiler hakkındaki olumsuz düşüncesine rağmen, isteğine karşı olumlu cevap devrin maarif bakanı Zühtü Paşa’dan gelir. Edebiyat Anıları’nda bu olayın devamı şöyle anlatılır:

“-Senin bilginliğin de varmış, dedi. Niçin şimdiye değin bizden bir öğretmenlik istemedin.

Oysa bu konuda hasıraltı edilmiş kaç tane dilekçem vardı. Vefa Lise’si müdür yardımcığına atandıktan sonra Zühtü Paşa bana şu sözleri de söyledi:

-Sen dedi, gazetecilik de ediyormuşsun. Evlat, bizim ülkemizde gazeteciliğin dünyası yoktur. Kaleminden bir mürekkep damlar, sonra kendini kurtarma olanağı bulamazsın.”

Edebiyat Anıları’nda, Abdülhamid dönemi hakkında menfi hükümler veren Hüseyin Cahit; o devir Servet-i Fünûn kitaplığının kurulma aşamasını ve Edebiyat-ı Cedîde kitaplığına giren eserlerin özelliklerini ayrıntısıyla anlatır. Kitap kapaklarının renklerinden, ciltlerine, kitaplarda önsöz bulundurmayışlarına kadar pek çok şeyden bahseder:

“Bir kez edebiyat-ı Cedîde Kitaplığına giren eserlerde önsöz yoktur.O zamanlarda çıkan kitaplara göre bu, şaşılması gerekecek kural dışı bir özelliktir….Önsöz yazacak olursak Abdülhamid’e dua etmek gerekecekti.Çünkü çıkan bütün kitaplarda her yazar bunu böyle yapıyordu. Önsöz yazıp da Abdülhamid’e dua etmemek sürgüne gitmeyi göze almaktı.”

Edebiyat-ı Cedîde kitap kapaklarının kırmızı olması da Hüseyin Cahit’in fikridir. Kırmızı üzerine beyaz yazı, kırmızı ve beyaz : bayrak rengi ,Türk rengi…

Servet-i Fünûn topluluğu içinde özellikle yazdığı hikayelerle dikkat çekmiş bir yazar olan Hüseyin Cahit, Servet-i Fünûn topluluğu dağıldıktan sonra edebiyattan bütünüyle uzaklaşır; hiç bir edebî eser yazmaz. Meşrutiyet’ten sonra gazeteciliğe ve siyasete yönelir. Bu itibarla Hayal İçinde onun son edebi eseridir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir