? Kadın Kalbi Romanının İncelemesi | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Kadın Kalbi Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti

Kadın Kalbi Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti

Kadın Kalbi Romanının İncelemesi

Kadın Kalbi Romanının Ana Fikri

Kadın Kalbi Romanının Konusu

Kadın Kalbi Romanının Özeti

Safvet Nezihi kitabın ilk baskısını 1905’te ikinci baskısını da 1927 yılında yapmıştır. İkinci baskıda, ‘Bir iki söz’ başlığı ile bir açıklama bölümü bulunmaktadır. Yazar, romanın yazıldığı dönemde ‘Kadın Kalbi’ni yazmaya o dönemde iyi cesaret ettiğini, şu an olsa bunu yazamayacağını belirttikten sonra şöyle devam eder:

“ Kadın kalbi! Ne çetin bir muamma!”

Safvet Nezihi, romanın yazıldığı 1905 senesi için ise şunları söyler:

“ Bu roman yirmi iki sene evvel istibdâdın matbuat üzerine en şedid darbeler indirdiği zamanda yazılmış bir eserdir. Romanlarım içinde sansüre, en çok eser tahribine, uğramiş olanı ‘Kadın Kalbi’dir.” Yazar, sözlerinin devamında “bu şekl-i matbuatda hikâyeme hitame indirmek için çektiğim müşkülâta en hırçın bir kadın bile kalben üzülür” demektedir.

Roman üç ayrı bölümden oluşmuştur. Bu bölümler de kendi içinde alt başlıklara ayrılmaktadır: Birinci bölümde beş, ikinci bölümde sekiz, üçüncü bölümde on bir ayrı alt başlık bulunmaktadır. Birinci bölüm, şimdiki zamanı anlatırken ikinci bölümde geçmişe dönüş, üçüncü bölümde ise tekrar şimdiki zamana dönüş vardır. Romanda, birinci bölüm giriş, ikinci bölüm gelişme, üçüncü bölüm sonuç bölümüdür diyebiliriz.

‘Kadın Kalbi’ romanının başkahramanları ‘Ahmed Baha’ ve ‘Cavidan’ dır. İlk bölümden itibaren bu iki kahraman ile karşılaşırız: ‘Ahmed Baha’, ‘Zekiye’ ile ‘Cavidan’ ise ‘Mâil Bey’ ile evlidir, fakat Ahmet Baha’nın ağzından Cavidan’ ın bir zamanlar kendisini çok sevdiğini öğreniriz. Bu bilgi, ikinci bölümde daha da genişleyerek anlatılmaktır. Bu bölümde geçmişe -Baha ve Cavidan’ın çocukluklarına- dönülür; böylece biz onların aynı evde büyümüş iki genç olduklarını öğrenmiş oluruz. Birbirlerine karşı büyük ilgi duyan bu iki gencin karşılıklı olarak yaptıkları hatalar, sevgilerinin büyüklüğünü geç fark etmelerine, fark ettikten sonra da pişmanlık içinde kalmalarına sebep olmuştur.

Bir zamanlar, Ahmed Baha ve Cavidan çok yakın iki evin çocuklarıdır. Cavidan, evinin son çocuğudur ve bu yüzden çok kıymetlidir, bir dediği iki edilmez, her şey onun arzularına göre yapılır. Böyle olmasına rağmen, Cavidan; asabi, hırçın, kıskanç bir kızdır. Ahmed Baha ise Cavidan’ ın en sevdiği arkadaşı, bir noktada en sevimli oyuncağıdır. Baha, annesi vefat edince artık Cavidanlar’da yaşamaya başlar, bir süre sonra Mekteb- i Sultaniye’ye yazılır bu yüzden evden ayrılır, yatılı kalmaya başlar. O dönemde Baha’nın kıymetini daha çok anlayan Cavidan, onu çok özlemektetir. Bundan böyle Cavidan’ ın en büyük emeli her an Baha ile beraber olabilmek olacaktır.

Evde, Baha’ nın Matmazel Polin adında mürebbiyesi ve Cavidan’ın mürebbiyesi Peyker Hanım da yaşamaktadır. Bu iki kişi olaylara ve şahıslara etkileri sebebiyle romanda önemli bir yere sahiptirler. Özellikle mürebbiyeler Cavidan ve Baha’nın yetişmesi, yaşam tarzı, ve kültürleri açısından etkilidirler.

Bir zaman gelir, Cavidan’ın Baha’ya olan ilgisi daha da artar fakat bunu açıklamak yerine sürekli kıskançlık krizleri içinde yaşar ve Baha’ya da huzur vermez. Özellikle Baha okulunu bitirip döndükten sonra Cavidan’ın kıskançlığı öyle bir dereceye gelir ki Baha’yı Matmazel Polin’den bile kıskanmaya başlar. Zaman geçer, Baha Cavidan’ın kaprisleri sebebiyle yaşadığı sıkıntılardan dolayı yalıdan ayrılmak zorunda kalır. Cavidan’ dan uzaklaşır ve Zekiye ile evlenir. Cavidan ise uzun bir süre bekâr kaldıktan sonra anlaşmalı olarak gizlice Mâil Bey’ le evlenir, fakat hâlâ sadece Baha’ yı sevmektedir.

Bir gün Boğaz’da Çırçır sahilinde, Baha Cavidan ve Mail’le karşılaşır. Cavidan’ın böyle bir adamla nasıl olup da evlendiğine şaşan Baha’nın yıllardır görmediği Cavidan ile ilgili olarak o sırada kapıldığı düşünceyi yazar şöyle ifade eder:

“Şimdiye kadar kendisini ateşli heyecanlı bir hiss- i sevda ile sevmiş olan yalnız Cavidan’dır”327

Cavidan ve Baha bir süre ne yapacaklarını şaşırırlar. Baha’yı seven fakat evlilik müessesine de saygı ve sorumluluk hissiyle bağlı olan Cavidan, Baha’dan kaçar. Baha, ona sürekli mektuplar yazar, boşandığını söyler. Bütün bunlar olurken, Mâil Bey ölür. Cavidan kendini daha rahat hissederek bir süre sonra, bütün yaşadıklarını anlatmak için Baha’ nın karısı Zekiye’ nin yanına gittiği zaman, Zekiye’ nin Baha’ yı ne kadar çok sevdiğini görür; üstelik bir de çocukları vardır. Bu durumdan fazlasıyla etkilenen Cavidan, yüce gönüllülük göstererek Baha’ yı Zekiye’ ye bırakır. Fakat bir süre sonra verem olur. Bütün duygularını bir kenara itip, Baha ile ciddi bir şekilde konuşur, Zekiye’ye bu ihaneti yapmaması konusunda onu ikna eder.

Baha ve Zekiye vapurla Sarıyerden ayrılırlarken, onları geçiren Cavidan, gözyaşlarını sileceği yerde, mendilini öksürükler içinde ağzına götürür. Ağzından kan gelmektedir… Yazar, manen ve maddeten mahvolmuş bu kadını oracıkta yalnız ve hasta bir halde bırakır ve roman böyle hazin bir sonla bitmiş olur.

Roman, birinci bölümde, Ahmed Baha’ nın faytonla vapura yetişme sahnesi ile başlarken-vapuru kaçırır-üçüncü bölümde, bu kez Ahmed Baha, yanında Zekiye olduğu halde vapura biner ve uzaklaşır, arkada kalan Cavidan’ ın onları uğurlama sahnesi ile de son bulur. Başlangıç ve bitişteki vapura binme sahnesi roman boyunca Baha’nın Cavidan’dan ayrı kalacağı anlamına gelmekte ve başlangıçta vapuru kaçırmış olan Baha’nın Cavidan ile aşk için bir ümidi olsa dahi son bölümdeki Zekiye ile birlikte Sarıyer’den uzaklaşmaları sahnesi, Cavidan ile kesin bir ayrılığa işaret etmektedir. Zaten verem olan Cavidan muhtemelen, yaşadığı acıları taşıdığı ‘kadın kalbine’ taşıtamayarak bir süre sonra ölecektir.

Yazar romana adını veren kadın kalbi hakkında şöyle der: “Kadın kalbi mi?.. İşte tarifi muhal bir garîbe- i hılkat.”328

Romanda iki kadının kalbi ön plandadır: Cavidan’ ın fıtratındaki hırçınlık, aşkına da tesir eder, zor ve çalkantılı bir sevda yaşar. Zekiye ise kendisi gibi sessiz, sakin ama bir o kadar da hisli bir kalp taşımaktadır.

Romandaki Matmazel Polin, Peyker Hanım ve bazı yönleriyle Ahmed Baha’nın kız kardeşi Nebahat, Namık Kemal’ ın İntibah romanındaki ‘Mehpeyker’ tiplemesine benzerler bununla birlikte, samimi, saf duygularla sevmeyi bilen ama kendisini büyük bir arzuyla sevdiremeyen ve bundan ötürü hayal kırıklığı yaşayan Zekiye; S. Paşazade Sezai’nin ‘Sergüzeşt’ romanındaki ‘Dilber’ ile İntibah’taki ‘Dilaşup’a benzemektedir.

Cavidan, Safvet Nezihi’ nin ‘Zavallı Necdet’ romanın daki‘Meliha’ karakteri ile benzer bazı özelliklere sahiptir ve bu tipin tam zıttı bir tip olarak karşımıza Zekiye çıkar: Okumamış, Avrupa nedir bilmez, bir genç kız; ‘Zavallı Necdet’ deki ‘Müzehher’ de aynı özellikleri göstermektedir.

Romanda, o dönemde moda olan Fransız etkisini de derin bir şekilde görmekteyiz: hayat tarzı, ev döşemesi, giyim kuşam, konuşma tarzları, eğitim şekilleri, okunan kitaplar…

Romandaki erkekler, özellikle Ahmed Baha, Cavidan’ın babası, Ahmed Baha’nın babası genelde Avrupa’yı tanıdıklarını zannederler, hem bu hayata düşkün- özellikle babalar- hem de zaafları çok olan, hassas, güzel kadına meftun tiplerdir.

Ahmed Baha, bu konularda biraz daha ayaklan yere sağlam basan karakterdir, okumuş olması onu diğerlerinden daha bilinçli kılar.

‘Kadın Kalbi’ kadın kahramanların baskın olduğu bir romandır. Safvet Nezihi’ nin diğer romanları için de aynı yorumu yapabiliriz. Romanda İstanbul’da Galata, Beyoğlu, Sarıyer ön plana çıkmakta bu semtlerdeki hayatlardan kesitler sunulmaktadır. Vaka yazarın diğer romanlarında olduğu gibi ferdi meseleler etrafında örgülenmiştir; romanda içtimâi meselelere yer verilmemiştir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir