29 Mart Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Sorularınız / Kapadokya Yeraltı Tünelleri Dünyanın Altında Kurulmuş Olan Gizli Bir Uygarlığın Parçası mı
Ödev Soruları

Kapadokya Yeraltı Tünelleri Dünyanın Altında Kurulmuş Olan Gizli Bir Uygarlığın Parçası mı


Kapadokya Yeraltı Tünelleri Dünyanın Altında Kurulmuş Olan Gizli Bir Uygarlığın Parçası mı

Yeraltı şehirleri sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın neredeyse tamamında varlığını sessizce korurlar. Çoğunlukla biz yeraltı şehirlerini yakın geçmişlerinden başlayarak ele alıp inceleriz, tıpkı Kapadokya’da olduğu gibi. Oysa onların varlığı bildiğimizden çok daha eskilere dayanmaktadır.

Kapadokya bölgesi Aksaray, Nevşehir, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerini kapsayan, coğrafî ve jeolojik benzersizliğinin yanı sıra, tarihî özellikleri ile de oldukça sıra dışı bir bölgedir. Çevredeki yanardağların (Erciyes, Güllüdağ ve Hasandağ) on milyon yıl öncesindeki aktifliği sırasında çıkan lavlar, zaman içinde rüzgâr ve yağmur sularının etkisiyle bugün adına peribacası dediğimiz şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardan oluşan benzersiz bir doğal güzellik oluşturmuştur. Ancak bu benzersizlik salt doğal yanıyla değil, tarihî kimliği ile de Kapadokya’da hüküm sürer.

Yerin 70 metre kadar altlarına inen, zeki bir mimari ölçümün uygulandığı ve oyularak yapıldığı sanılan yeraltı şehirlerinde hava bacaları, su depolarıyla birlikte dıştan gelebilecek tehlikelere karşı kalın sürgü taşlar kullanılmıştır. Ayrıca erzak depoları, yatak odaları, şarap mahzenleri, hayvan barınakları, Hıristiyanlık zamanında eklendiği düşünülen kilise, onun dışında okul, şarap üretim alanları bulunmaktadır. Bu bölgedeki 200’e yakın yeraltı yerleşiminin tarihi hakkında en eski yazılı kaynak Xenophon’un “Anabasis” isimli kitabında yer almaktadır. Onun dışında bu yeraltı şehirlerinin Hititlerden Bizans’a uzanan bir zaman dilimi içinde kullanıldığı bilinmektedir.

Ancak konuyla ilgili uzmanların son yıllarda yaptığı araştırmalar, bu yeraltı şehirlerinin geçmişinin sanılandan daha da eskilere dayandığı yönündedir. Hakkında hiçbir şey bilemediğimiz bu yeraltı şehirlerinin, Âlice’in Harikalar Diyarı’na giden fantastik yollar misali, birbirlerine tünellerle bağlandığına inanılır. Neden olmasın? Bizi kendimizin ve tarihimizin derinliklerine davet eden sır dolu bu yeraltı şehirleri, gerçekten de ayaklarımızın hemen altında var olan bambaşka bir dünyaya açılıyor olamazlar mı? Peki, bu yeraltı yaşam birimlerini kimler, neden, nasıl ve ne zaman yaptılar?

Pürüzsüz duvarların, mükemmel işçiliğin, olağandışı mühendisliğin günümüzde bile tekrarlanması pek çok teknik bilgi ve donanımı gerektirdiği düşünülünce, onaylanmış tarihî yanıtların aklımızı tatmin etmediğini fark ederiz. Peki, kadim efsaneleri doğrulayan Kapadokya bölgesi, dünyanın diğer yeraltı tünelleriyle de bağlantılı olabilir mi? Çünkü bu gezegenin her yerinde var olan bir yeraltı dünyası bilgisine, efsanesine hiç de yabancı değiliz. Peki, Türkiye yeraltı şehirleri bakımından sadece Kapadokya ile mi sınırlıdır? Elbette hayır!

İstanbul’un altı bir başka İstanbul’dur ve Bizans’la sınırlandırılmayacak kadar kadim bir geçmişe sahiptir. Keza dünyanın diğer metropollerinin altı da yerkürenin derinliklerine doğru ilerleyen ve gezegenin neredeyse her yeri ile bağlantılı olan tüneller ağı ile sarılıdır. Tibet, Göbi çölü, Çin, Malta adası, Fransa, İtalya, İngiltere, İskandinav ülkeleri… Amerika kıtasının güneyinde keşfedilen pek çok tünel sonsuzmuşçasına devam eden bir derinliğin işareti sayılırken, ileri bir teknolojinin de izlerini taşır. Akıl karıştırıcı bu sistemlerin bazıları doğal yapılar iken, pek çoğunun insan elinden çıkma olduğu hemen anlaşılır. Şimdi yerkabuğunun altında bir gezintiye çıkalım… Büyük Piramit ve Sfenks’in altında nereye gittiği sır olan(!) tüneller sistemi yıllardır bilinir ve bu  tünellerin dünyanın pek çok kilit noktası ile bağlantısı olduğu rivayet edilir. Brezilya’da, Arjantin’de kilometrelerce uzanan yeraltı tünellerinin varlığını hem yöre insanı hem de bu konuyla ilgilenen araştırmacılar yıllardır bilmektedirler. Iguazu şelalesine dökülen Parana nehri yakınlarında bu tünellere girişlerin hemen hepsi keşfedilmiş durumdadır. Batı Afrika’da Atlantik’in altında, denizin içlerine doğru inen ve insan yapımı olduğu anlaşılan yeraltı tünelleri hâlâ dünya insanlık tarihinin hiçbir boşluğunu dolduramamıştır.

Yine Afrika’da Namibya’nın altında bir yeraltı ülkesinin varlığından bahsedilir. ABD’li araştırmacı Dr. Ron Anjard 1978 yılında yayımlanan ve yerlilerin efsanelerini değerlendirdiği bir makalesinde; Amerika’da var olan kırk dört adet yeraltı şehrinden söz eder. Kaliforniya’nın yüzeyinde hareket eden gizemli taşların bulunduğu ünlü ‘Ölüler Vadisi’nin altında da bir yeraltı şehri olduğu sır gibi saklanmaktadır. Büyük Kanyon’daki tünel sistemleri tüm esrarengizliği ile gezegenimizin en sessiz yerlerinden birinde bulunmaktadır. Beyaz Saray’ın altında bulunduğu iddia edilen tünel sistemini kimlerin, hangi amaçla yaptığı hâlâ büyük bir soru işaretidir. Avrupa’yı Amerika kıtasıyla birleştiren tünel sisteminin girişi deniz tabanının altlarına kadar iner. Yine Amerika’da Salt Lake City’nin altında bilinmeyen bir geçmişin izleri ile dopdolu tüneller ağı mevcuttur. İngiltere ise denizin altından devam eden tünel sistemleri ile hem Avrupa hem de Amerika ile irtibatlıdır. Yüzyılın başlarında bir grup bilim adamının içinde kaybolduğu Peru’nun arkeolojik hazinesi Cuzco şehrindeki tüneller, içinde insanlığa ait büyük bir bilinmezliği sessizce barındırmaktadır. Ya Taklamakan’ın El Doradosu sayılan Kara-kurum’daki yeraltı şehirlerine ne demeli? Onlar sadece Tibet’in ve Keşmir’in büyük sırları değildir elbette.

Bilmediğimiz yeraltı yolları Himalayalardan And dağlarına doğru uzanırken, Kapadokya da bu sistemin bir parçası olduklarına dair işaretler taşırlar. Bölgenin hâlâ çok kısıtlı bir bölümü gün ışığına çıkarılmıştır. Ancak kazılara devam edildiği takdirde tünel sisteminin kesintisiz bir biçimde diğerleri ile birleşebileceği düşüncesi hiç de akıl dışı değildir. Bilim adamları evrendeki solucan deliklerinin varlığını araştıradursun, bizler henüz ayaklarımızın hemen altında bulunan iç dünyanın tünellerle bir ağ gibi örüldüğünün farkında bile değiliz. Artık bir efsane olmaktan çıkıp, gerçek varlığının kanıtlarıyla her geçen gün biraz daha bilgi sınırlarımızın içine doğru sızan bir alt dünya modelinin üzerinde yaşamaktayız. Bu, kulaklara şaka gibi gelen bir iddia olabilir. Ancak dünyadaki tek örnek ülkemizdeki Kapadokya bölgesi değildir. Mu ve Atlantis gibi efsane uygarlıkların bir zamanlar var olduklarına dair kanıtları barındıran yerler belki de bu yeraltı tünelleri ve şehirleri olabilirler. Fiziksel yapının bir zamanlar dünya üzerinde bıraktığı bu izler önyargısızca takip edilmelidir. Bizler bilmediğimiz, yabancısı olduğumuz bir uygarlığın izlerini genlerimizde taşıyor olabiliriz.

Dahası kendi fiziksel ve ruhsal geçmişimizi öğrenmek için ve sonsuz ilerleyişimizin rotasını belirlemek adına yazılı ve sözlü tarihimizi, destanları, mitoloji ve masalları yeniden dikkatlice gözden geçirmeliyiz. Hepsinin içine gizlenmiş bir gerçek, efsane kılığına bürünmüş, bizlere göz kırpıyor olabilir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir