19 Ocak Perşembe 2017
Ana Sayfa / Atasözleri / Kelin Ayıbını Takke Örter Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Kelin Ayıbını Takke Örter Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Kelin Ayıbını Takke Örter Atasözünün Açıklaması

Kelin Ayıbını Takke Örter Atasözünün Anlamı

Kelin Ayıbını Takke Örter Atasözünün Hikayesi Kısa

Kelin Ayıbını Takke Örter Atasözünün Öyküsü

KELİN AYIBINI TAKKE ÖRTER ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Okuduğunuz hikâyede, zengin ve zengin olduğu için de güçlü bir beyin karşılanması anlatılmakta­dır. Onun zengin ve emrindeki adamlarıyla çevreye egemen olması, bütün kusurlarım örtmektedir. Ne bedensel eksiklikleri, ne de çirkinliği görülmektedir. O güç ve zenginlik, bütün bu eksikliklerin ve çirkin­liklerin üzerini kadife bir şal gibi örtmektedir. Tıpkı başına geçirdiği o külahın kelini örttüğü gibi…

KELİN AYIBINI TAKKE ÖRTER ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce  bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çök m sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu: “Geldik işte… Açabilirsin gözlerini.

Orhan, gözlerini açtığında, o uğultu hâlâ devam ediyordu. Şaşkınlıkla gözlerini ovuşturdu. Dedesi yanındaydı. Kısa bir süre sonra, bu uğultunun zamanlar arası yolculuğun geçiş fırtınası olmadığım *         anladı…

Hangi zaman diliminde olduğunu bilmedikleri bir kasaba meydanındaydılar… Sadi Dede ile Orhan, rahatlıkla kalabalığın arasına daldılar… Ortada geniş

V bir alan bırakılmış, halk bu alanı çevrelemişti…

İL Biraz sonra bir alkış tufanı başladı. Birçok insan, neyi ve kimi alkışladığım bile görmeden büyük bir coşkuyla el çırpıyordu… Derken alkışlanan kişi 8 göründü…

Arkasında yiğit görünümlü gençler, alperen görü­nümlü ihtiyarlar vardı. Hepsi de çok güzel giyimli, gösterişli ve görkemli adamlardı… Elleri önlerinde bağlı, başlan önlerinde ve büyük bir saygıyla öndeki kişiyi izliyorlardı… Önde yürüyen mi?

Önde yürüyen kişinin kıyafeti göz allaydı. Hiç kimsenin üzerinde öyle pahalı ve özel bir kıyafet yoktu. Ama o kıyafetin içinde devinip duran çarpık bir beden vardı… Tam önlerinden geçerken, daha bir dikkatle baktı Orhan. Çopur bir surat, çıkık bir gırtlak, yamulmuş bir ağız… Aman Allah’ım! Adam, topallayarak, devrile kıvrıla önlerinden geçip gidiyordu.

Orhan, birden yarımdaki çocuğu fark etti. O da Orhan kadardı. Yarımdaki adamı kolundan çekişti­rerek, çocuk saflığıyla fısıldadı:

“Baba, bu ne biçim adam? Bu bir yaratık… Ne çirkin bir surat böyle…”

“Sus! Sus oğlum” dedi babası. “Deli misin sen? O kasabamızın Beyi… Kullandığımız her şey onun… Şimdi konuşma yapacak. Herkes alkışlayınca sen de alkışla…”

Çocuk, önlerinden geçip giden adama bir kez daha baktıktan sonra;

“Bu sıcakta o külahı neden geçirmiş başına?” diye sordu. “Bunalmaz mı sıcaktan baba?

“Sussana oğlum” dedi babası. “Sus artık! Beyimi­zin başı kel de ondan…

Orhan ve Sadi Dede, baba ile oğlu arasında geçen bu fısıldaşmaları büyük bir ilgi ve ibretle dinliyor­lardı. Sonunda, oğluna doğru eğilen baba, Orhan’ın da rahatlıkla duyacağı bir sesle, o beklenen cümleyi söyledi:

“Kelin ayıbını takke örter…

“Sanırım buradan da alacağımızı aldık evlat” diye güldü Sadi Dede. “Bunu da bellek kafesine yerleştirdiysen, dönüş vaktidir… Başım göğsüme daya ve gözlerini yum.”

Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başım dedesinin göğsünde ve kendim evlerinde buldu…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir