? Kiziroğlu ve Köroğlu Türküsü | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Türküler / Kiziroğlu ve Köroğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Kiziroğlu ve Köroğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Kiziroğlu ve Köroğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Kiziroğlu ve Köroğlu Türküsünün Hikayesi

Kars’ın Kizir köyünde yaşayan Kiziroğlu Mustafa Bey bir gün Kars’a gidip bir kahveye oturdu. Kahveciden bir bardak çay istedi. Çay gelince bir yudum alıp kaldırdı bardağı yere vurdu ve kırdı. “Bana demli bir çay yap..” dedi kahveciye. Kahveci iki bardağa demli çayı koyup Kiziroğlu’nun önüne sürünce Kiziroğlu yine bir damla içti ve kaldırıp bardağı yere çarpınca kahveci hışma geldi:

Be hey yiğit, ne diye benim bardaklarımı kırıyorsun? Kendine güvenin, bir marifetin varsa Çamlıbel’e git, orada Koç Köroğlu var, onunla döğüş de kuvvetini göster!” dedi. Bu söz üzerine Kiziroğlu Mastafa Bey halı heybesine azığını koyup Ala-paça kıratına çerkes eyerini yerleştirdikten sonra Erzurum üzerinden gün batısı Çamlıbel’e doğru revan oldu.

Günlerden bir gün Çamlıbel’e varıp Köroğlu’nun huzuruna vardı. Onunla bir meydanda dövüşmek istediğini haber saldı.

Köroğlu baba yiğitlerini toplayıp meydana kıratı ile çıktı ve Kiziroğlu ile cirit çengine tutuştu. Kiziroğlu gayet iyi ata biner ve cirit atardı. Köroğlu onunla bir hayli cebelleşti, baktı ki yaman bir pehlivan; aklına yetmiş iki hileden biri geldi: Köroğlu genişçe bir hendek kazdırmış, üzerini ince dallarla ve yapraklarla örtmüştü. Kavgada biraz dara geldimi atını bu hendekten atlatır, peşinden gelende de onu takip eder, atını sürer de hendekteki su çukuruna düşerse gülünç olur, meydandan mağlup ayrılırdı.

O günde Köroğlu böyle yaptı: Kıratını hızla önceden kazdırıp üzerini hafifçe örttüğü hendeğe doğru sürdü ve atını atlattı. Köroğlu’nun yiğitleri öyle sanıyorlardı ki Kiziroğlu şimdi atıyla beraber su hendeğine düşecek!… Ama ne gezer. Kiziroğlu’nun Ala-Paça kıratı hendeği kıratın atladığından iki at boyu uzağa atladı. Bunu gören Köroğlu Kiziroğlunu telef etmek, ortadan kaldırmak yollarını araştırmağa koyuldu.

Ertesi günü doksan dokuz keleş (yiğit)ini cem’ederek dedi ki:

Van tarafında, Van gölü içinde Akdamar adında bir adada dil bilen bir kuş varmış. O kuşu her kim bulup bana getirirse benim baş keleşim odur. Bu söz üzerine doksan dokuz keleşten Kiziroğlu Mustafa Bey ileri çıkıp:

Ben orayı bilmiyorum. Bilen bir keleşi bana katarsanız o kuşu bulup ancak ben getirebilirim, diye söyledi.

Kiziroğlu konuşurken Ayvaz’a doğru bakıyordu. Düşünmüş olacak ki, Ayvaz benimle gelirse beni kolayca Köroğlu telef ettiremez.

O zaman Ayvaz ayağa kalktı ve dedi ki:

Orayı ben bilirim, sizinle de gelirim, deyince Köroğlu:

-Ben Ayvaz’ı size katarım, dedi. Ayvaz ile Kiziroğlu Mustafa Bey atlarına binip yola revan oldular. Bir gün, beş on gün derken, İran tarafındaki Hazer denizine yaklaştılar ve denizin kıyısında çadırlarını kurdular. Aradan bir zaman geçti bir türlü adaya gitmek için yol bulamadılar.

Bir gün baktılar ki kuvvetli, yüklü bir bezirgan geçiyor. Bu geçen bezirganın Mamaç bezirgan adında zengin bir bezirgan olduğunu öğrendiler. Mamaç bezirgan doksan-yüz devesi yüklü olarak İran’dan Turan’a, Türkiye’ye tüccar malı götürüp getirirdi. Kendisi de yiğit bir adamdı. Mustafa Bey dedi ki:

-İsterse dünya yıkılmış olsun ben bu develerdeki mücevheratın hepsini alacağım!.. Ve yola çıkıp develerdeki mücevheratı aldı. Mamaç bezirgan İran’a gidip Acem Şahma mallarının yolda alındığını haber verince Acem Şahı:

-Ya ben bu memleketten gitmeliyim yahut ta o eşkiyalar yakalanıp gelmelidir, diye emir verdi. Köroğlu’nun kolu gelip buralara mı yetişti, diye de öfkelendi. Acem Şahı en namlı pehlivanlarını topladı ve Mamaç bezirganı da katarak Kiziroğlu’nun üstüne gönderdi. Gecenin birinde Kiziroğlu ve adamlarının çadırlarını sarıp yatakta uyurlarken bunların hepsini yakaladılar, kollarını bağladılar.

Ayvaz’ı ve Kiziroğlu Mustafa Bey’i alıp İran’a götürdüler. İran’da her ikisini de hapsettiler. Kadılar mahkeme divanı kurup Ayvaz’la Kiziroğlu’nun idamına karar verdiler. Darağacında asacaklardı.

Emir verildi: Darağaçları hazırlanıp işlek bir meydana konuldu. Dört etrafa ilanat verildi, tellâllar bağırtıldı. Her taraftan beyler, büyükler, halk, askerler toplandı. Sanki bir deniz dalgalanıyormuş gibi ovada bir topluluk meydana geldi.

Ayvaz ile Kiziroğlu’nun yakalanmış olduklarını önceden haber alan Köroğlu derhal Demircioğlu’nu, Köse Kenan’ı, ve dört keleşini alıp İran’a doğru hızla yol aldı.. İran’a vardı ki ne görsün:

Bütün halk, beyler toplanmış, darağaçları kurulmuş!.

Köroğlu tebdil-i kıyafet edip aşık elbisesine bürünmüştü. Hemen meydana varınca Köse Kenan’ı bir tarafa yerleştirdi. Demircioğlu’nu ve İsabali’yi bir tarafa, öteki keleşlerini de başka başka yerlere yerleştirip elinde sazı, âşık kıyafetinde ortalarda gezmeye başladı.

Köroğlu halk arasında gezinirken Şah’ın yanına taraf giderek sazın püsküllü tarafını Şah’ın kafasına değdirdi. Neye uğradığını anlamayan Şah başını kaldırıp bakınca gördü ki bir âşık… Dedi ki:

-Âşık gel buraya… Bizim iki tane idamlık adamımız var. Bunlar daraağacına çekilecekler. Bunları iyi bir şekilde, iyi bir hal ile darağacına çekersen sana dünyalığını verir, ahretine karışmam, dedi.

Köroğlu zaten böyle bir fırsat beklemekteydi. Şah’tan böyle bir teklif gelince içinden sevindi:

-Hay hay Şah’ım, hay hay Paşa’m. Bu benim asıl işim. Zaten ben esasen celladım dedi ve destur alıp sazını koltuğunun altına sıkıştırarak gidip darağaçlarını şöyle bir muayeneden geçirdi. Sonra gidip idam olacak adamlarını (Ayvaz ile Kiziroğlu’nu) gördü. Ayvaz, Köroğlu’nu tanıdı ise de tanımamazlıktan geldi. Fakat Kiziroğlu Mustafa Bey katiyen Köroğlu’nu tanıyamadı. Çünkü aklına Köroğlu’nun Çamlıbel’den buralara geleceği geçmezdi. Tanıyamayınca Kiziroğlu Köroğlu’na taraf döndü:

-Bir ricam var bey sana, bu ricamı kabul eder misin? dedi. O da:

-Buyurun dedi, kabul edeceğim. Madem ki idam edeceğim, yiğide son sözünü, son arzusunu sormak şanımızdandır, her ne söylersen kabul, diye cevap verdi. Kiziroğlu bunun üzerine dedi ki:

-Ayvaz bana emanettir, Ayvaz’ı benden evvel asma! İlk önce beni as, benim peşimden de Ayvaz’ı as ki Ayvaz’ın asıldığını ben görmemeyeyim.

Fakat âşık kıyafetindeki Köroğlu yine Ayvaz’a taraf gidip sicimin ilmiğini onun boynuna geçirince Kiziroğlu:

-Hele bak, ne zalim adam imişsin.. Ben dedim ki Ayvaz bana emanettir, önce beni as sonra da Ayvaz’ı as. Sen yine Ayvaz’ı asmağa kalkışıyorsun! deyince Köroğlu ilmiği Ayvaz’ın boynundan çıkardı.

 Çıkarın bunu şuraya, bu delikanlı boğulacak yahu.. Böyle iş mi olur? deyip “getirin öteki adamı” diyerek Kiziroğlu’nu gösterdi.

Kiziroğlu Mustafa Bey’i darağacının altına getirdiler. Onun boğazına ipi taktı. Kiziroğlu “hık, gık” eder etmez:

-Yahu adamı boğacaksınız, açın boğazındaki sicimi!., diye bağırdı. Sonra yine: “Getirin öteki adamı.” diye gürledi. Kiziroğlu yine telaşa kapıldı:

-Hale bakın.. Bu adam önce beni asacaktı, yine Ayvaz’ı asmak istiyor önce, dediyse de tekrar Ayvaz’ı darağacının altına getirdiler. Kiziroğlu ise yerinde hırsından ağzından köpükler fışkırıyordu.

Ayvaz’ın boğazına yağlı sicimi geçirdiler. Köroğlu:

-Durun be, az kalsın adamı boğacaktınız, açın ilmiğini., diye bağırdı. Şah bu manzaraya bayıldı. Hemen heyecanla yerinden kalkıp Köroğlu’nun yanma geldi, onun elini sıktı:

-Bravo aşık! Bundan sonra sana âşık, şair, molla demem. Senin gibi böyle usulü ile adam asan cellat görmedim. Bundan sonra sen yanımda cellatbaşı olarak kalacaksın. Maaşını da fazlasıyla verecekler. Bu şekilde adam asmak suretiyle beni ve bütün halkı heyecana getirdin. Sana hayran olduk.

Deyince o zaman Köroğlu:

-Şahım, iki tane türküm var, onu söyleyim de sonra bu iki adamı asayım diye rica etti. Şah bu teklifi kabul etti.

Kiziroğlu ve Köroğlu Türküsünün Sözleri

Yüreğim oğrudur oğru

Ciğerlerim doğru doğru

Bir tarafta deli Hoylu

Vur diyende vurmaz mısın

Kır diyende kırmaz mısın

Dur diyende durmaz mısın

Meydana salmışım halı

Almışlar mücevher malı

Bir tarafta isa Bali

Vur diyende vurmaz mısın

Kır diyende kırmaz mısın

Dur diyende durmaz mısın

Bu dünyada çekmem gamı

Felek aldı devran demi

Bir tarafta Köse emmi

Deyip sazını koltuğunun altına aldı ve bir işaret verir vermez maiyetindeki keleşler sinmiş oldukları köşelerden yalın kılıç ortaya çıkıp kılıç çalmaya başladılar. Köroğlu da atik davranıp Şah’ın omuzuna oturdu ve duruma öfkelenen Şah’a:

Şah’ım gafil olma! dört taraftan kılıç vuranlar benim keleşlerimdir. Ben de Köroğlu’yum. Bana va’d ediyor musun, bizleri serbest bırakacağını? Bundan sonra Köroğlu’na ve keleşlerine dokunmayacağına? deyince Şah:

Köroğlu sen misin? diye sordu. O, “Evet benim” deyince “Va’d ediyorum bundan sonra senin hiç yakın ülkene gelmeyeceğim, seni de serbest bırakacağım, isteğini de vereceğim.” dedi. Köroğlu dönüp silahşor keleşlerine “durun!..” diye emir verdi, onlar da durdular. Şah da Köroğlu ve adamlarını affetti. Bir meydan kuruldu. Bütün beyler gelip onun elini öptüler. Şah da: “İşte Köroğlu budur, böyle bir arslanı, böyle bir baba yiğidi biz affettik. Kendilerine hiç bir ceza verilmeyecektir.” dedi. Köroğlu da adamlarını toplayıp verilen hediyeleri alarak Çamlıbel’e geldi ve rahatına kavuştu.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir