25 Mart Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Masal / Korkak Nazar Masalı
masal

Korkak Nazar Masalı


Korkak Nazar Masalı

Biri vardı, biri yoktu. Hüdâdan başka kimse yoktu; Nazar adında bir adam vardı, bir de karısı. Bu adam pek korkak biriydi; herşeyden korkar­dı. Geceleri dışarı çıkacağı zaman karısıyla birlikte çıkmak isterdi.

Bir gün karısı onun korkaklığından ‘aman!’ der, ‘ben ne yapayım da, bunun korkaklığı gitsin’. Gider, bir plan kurar: ‘Haydi gel, bu gece ağa­beylerime misafirliğe gidelim’, der. Çocuğunun elinden tutup onu da ev­den dışarı çıkartır. Nazar’ı evden çıkardıktan sonra, kendi içeri girer, ar­kasından da kapıyı kilitler. Nazar:

“Sevgili kancığım, korkuyorum, kapıyı aç, eve gireyim”, der. Karısı:

“Hayır, açmam, nereye gidersen git, benim sana ihtiyacım yok! Sen korkağın birisin!”, der. O da:

“Pekiyi, madem öyle, bana bir yumurta ve un ver, o zaman gideyim”, der. Kansı ona unu ve yumurtayı verdikten sonra, Nazar gider. Gider gi­der, sonunda bir ormana ulaşır. Orada bir ağacın altında bir taş görür. Üze­rinde şöyle yazar:

“Bu tarafa giden geri döner. Bu tarafa giden dönemez. Bu tarafa giden ise ya döner ya dönmez.” Üç tarafa giden bu yol üzerinde bunlar yazmak­taydı. Nazar bu taşın yanında yatar. Bir süre uyuduktan sonra, bakar ki, bu taşın üzerine bir küme sinek konmuş. Bir vuruşta eliyle bütün sinekleri öl­dürür. Taşın üstündeki sinekleri sayar bakar; kırkbir tanedir. Nazar taşın üzerine “kırkını bir vuruşta ezer”, diye yazar. Sonra yatmaya devam eder. Biraz zaman geçtikten sonra, üç dev gelir, bakarlar; bu taşın üstünde ‘Na­zar, kırkını bir vuruşta ezer’, diye yazmaktadır. Devler, ‘biz bir kişiyi bir elimizle ezemezken, bu nasıl olur da, kırkını bir vuruşta ezer’ derler ve Nazar uyanıncaya dek başında beklerler. Uyandıktan sonra ise:

“Hey, sen bu kırk taneyi nasıl ezdin?”, diye sorarlar. O da:

“İşte ezdim”, der, “yoksa bundan kuşkunuz mu var?” Devler:

“Yok, madem durum böyle, gel, bizimle kardeş ol, birlikte yaşayalım”, derler. Nazar:

“Yok, ben sizinle kardeş olmam” der. Nitekim, devler çok ısrar eder. Nazar:

“Madem çok ısrar ediyorsunuz, size iki şartım var”, der. Devler, şartı­nı sorar. Nazar:

“Pekâla, bir taşı ezip elinizde unufak edeceksiniz. Bu, birinci şartım. Ben kendim unufak ederim.” Devlerden biri bir taşı kaldırır, elinde ne ka­dar sıksa da, taş parçalanır, fakat unufak olmaz. Nazar elini iç cebine atar ve karısının ona verdiği unun bir kısmını cebinden çıkartır, yalandan sıka­rak:

“Bakın, hepsini unufak ettim”, der. Devlerin hepsi bu duruma şaşırır. Nazar, ikinci şartını söyler:

“Pekâla, şimdi de elinize bir taş alın. Eğer onun suyunu çıkarabilirse­niz, sizinle kardeş olurum,” Devler, her ne kadar uğraştılarsa da, taşı sıkıp suyunu çıkaramazlar. Nazar, yumurtayı eline alıp sıkınca, suyu parmakla­rının arasından dökülür. Nazar:

“Bakın, taşın suyunu nasıl çıkardım?”, der, sonra:

“Pekâla, benim şartımı yerine getiremediniz, ama yine de sizinle bir­likte yaşamaya geleceğim.” Devler, Nazarı alıp evlerine götürürler. Evde pilav pişirmişlerdi. Nazar, onlara:

“Pekiyi, hani benim kazanım?”, der. Devler ona:

“Eee, sen hangi birimizin bir lokmasını yersen, doyarsın”, derler. Na­zar:

“Bak hele, ben şu üç kazanı birden yerim”, der, “ne demek, her biri­nizden birer lokma yersem doyarmışım?” Devler:

“Pekiyi, gidelim, odun getirelim, senin için de büyük bir kazanda pi­lav pişirelim.” Devlerden biri, ormandan gidip bir kucak odun toplayıp ge­tirir. Nazar, odunları görünce:

“Bak hele, gitmiş nasıl odun getirmiş?”, diyor, “dur, ben kendim orma­na gideyim, tümünü birden toplayım. Getirdikleri odunla kendilerini mas­kara ettiler.” Devler:                      v

“Hayır, hayır! Sen dur, biz sana ne kadar odun istersen getiririz”, der­ler. Nazar:

“Hayır, ben kendim gidip ormanı toplayacağım”, der, “yalnız, siz ba­na halat bulun getirin.” Devler giderler, halatları toplayıp ona getirirler. Nazar, ipleri birbirine bağlayarak ormanın hepsini birden sökmek ister. Devlerden biri gelir, der ki:

“Halatı ver, eğer sen böyle yaparsan, o zaman odunlarımız tükenir, pilav pişirmek için odun bulamayız. Sen git! Biz sana istediğin kadar odun getiri­riz. Biz üç kardeşiz, senin için odun getiririz.” Onlar giderler, Nazarı eve gö­türürler. Sonra, şöyle ocağın başında otururlar. Otururken, devlerden birin-

den yel çıkar. Yel, alır Nazarı tavana kaldırır. O zaman devlerden biri: “Nazar kardeş, orada ne yapıyorsun?”, diyor. Nazar:

“Hiç, babamın burada bir kılıcı vardı, alıp onunla sizi öldüreceğim”, der. Devler bunu duyunca, kalkarlar; kaçan kaçana, hepsi kaçar. Yeller ev­den çıkınca, Nazar, “tap”, diye aşağa düşer. Aşağıda gezerken, avluda çi­viye asılı bir deste anahtar görür. Anahtarları alır ve devlerin odalarını bi­rer birer açar. Birinci odaya bakar; odanın tamamı iskeletle doludur. İkin­ci odayı açar bakar; içi insan leşi ile doludur. Üçüncü odayı açınca, içinin tamamen güzel atlarla dolu olduğunu görür. Bunların içinden iki güzel at alır. Dördüncü odayı açınca, içinin tamamen mücevherlerle dolu olduğu­nu görür. Beşinci odayı açınca, bir çeşme görür; bunun bir yanından altın, diğer yanından da gümüş kaynıyor. Nazar, iki çuval getirir. Çuvalın birini altınla doldurur, atın birinin üstüne koyar, bir çuvalı da gümüşle doldurur, diğer atın üstüne koyar. Sonra, ata biner ve şehre ulaşır. Gelir, evinin ka­pısını çalar. Karısı, “kim o?”, diye seslenir. Nazar:

“Aç kapıyı, ben geldim. Sana birçok altın ve gümüş getirdim”, der. Karısı, kapıyı açar, sonra her ikisi gidip güzel bir yaşam sürerler. Siz sağ kaim, ben selâmet.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir