14 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Deyimler / Kuyruk Acısı Deyiminin Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Kuyruk Acısı Deyiminin Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Kuyruk Acısı Deyiminin Açıklaması

Kuyruk Acısı Deyiminin Anlamı

Kuyruk Acısı Deyiminin Hikayesi Kısa

Kuyruk Acısı Deyiminin Öyküsü

KUYRUK ACISI DEYİMİNİN ANLAMI

  • Daha önceki bir hesaplaşmadan dolayı birine duyulan hınç, öfke; birinden alınacak öç.

KUYRUK ACISI DEYİMİNİN HİKAYESİ

Zamanın birinde, bir oduncu yaşardı.

Bir gün ormanda, kör bir kuyunun yakının­da odun keserken çalılar arasından bir yılan çıkıverdi karşısına.

Oduncu, havaya kaldırdığı baltasını tam yılana indirmek üzereydi ki yılanın çizgi gibi gözlerinin kocaman açıldığını gördü.

O gözlerde yalvarırcasına bir bakış fark eden oduncu baltasını yavaşça yana indirdi.

Yılan, oduncudan bir tehlike gelmeyece­ğini anlayınca usul usul, kör kuyunun yanına kadar vardı. Orada yarı beline kadar dikeldi ve tıslayarak konuşmaya başladı:

“Tısss, insanoğlu, sen bana kıymadın tısss… Karşılıksız kalmayacak bu iyiliğin!”

Kör kuyuya girip kayboldu sonra. Oduncu şaşkın, bir rüya görüp görmediğini düşünür­ken yılan, kör kuyudan başını çıkardı yeniden. Ağzında pırıl pırıl parlayan bir altın vardı. Ağa­rak gelip altını oduncunun ayakucuna bırak­tıktan sonra:

“Bundan böyle ömür boyu tısss, sana her gün bir altın lira vereceğim!” dedi.

Yoksul oduncu, şaşkınlık ve sevinç içinde

döndü köyüne. Altını bozdurup ekmek, yağ, et aldı. Evde bayram yaptı herkes. Yıllardan beri ilk kez karınları doydu. Yılanın daha sonra verdiği altınlarla da bakkala, fırına olan borçlar ödendi. Yeni giysiler, ayakkabılar alındı evdekilere.

Oduncunun hayatındaki bu değişim hemen dikkati çekti ama onun ne kadar dürüst ve çalışkan olduğunu bilenler, kötüye yor­madı bunu.

Bir gün ağır hastalandı oduncu. Ormana gidemez oldu. Oğlunu çağırdı yanına, sırrını anlatarak:

‘“Kör kuyunun başına git, yılana benim oğlum olduğunu söyle, o sana bir altın verecek, al, gel,” dedi.

“Babam sayıklıyor işte,” diye düşündü delikanlı. Yine de kırma­dı onu, ormanın yolunu tuttu.

Babasının söylediği kör kuyuyu buldu. Kuyunun karşı­sına oturup beklemeye başladı. Tam kalkıp gidecekken önce bir tısss sesi duydu, sonra da kuyudan çıkan yılanı gördü.

Babam haklıymış galiba, diye düşünen delikanlı he­men kendini tanıttı. Yılan, “Tısss!” dedi, dönüp kuyuya girdi. Geri döndüğünde ince, sivri dişlerinin arasında bir altın vardı. Gözleri fal taşı gibi açılan delikanlı, yılanın aya- kucuna bıraktığı altını aldıktan sonra, koşarak eve döndü.

Olayın şaşkınlığını üstünden ata­mayan delikanlı bütün geceyi uykusuz geçirdi. Yılan, altını kuyudan getirdiğine göre, o kuyu altın dolu olmalı diye düşündü. Kuyuya gi­rip bütün altınları almak varken yılanın her gün bir altın getirmesini niye bekleyecekti ki? Bunun için yapması gereken tek şey, yılanı ortadan kaldır-

Ertesi gün ormana elinde bir baltayla gitti. Altını ayakucuna bı­rakan yılan tam geri dönerken elindeki baltayı yılanın üstüne doğru indirdi. Bunu hiç beklemeyen yılan, son anda fark edip yana sıç­radı; kendini kurtardı ama kuyruğunu kurtaramadı. O acıyla dönüp delikanlıyı soktu.

Hasta yatağında oğlunu bekleyen baba, akşam olmasına rağ­men oğlan dönmeyince kaygılanmaya başladı. Bütün geceyi, “Nerde kaldı bu çocuk?” diye kıvranarak geçirdi. Sabah olunca kalktı sürüne sürüne. Bir eşeğe atlayıp ormandaki kör kuyunun başına vardı.

Oğlu, kuyunun hemen yanında cansız yatıyordu. “Ne oldu sana?” diye ağlayarak üzerine eğildiğinde hemen yanında yılanın kopmuş kuyruğunu gördü.

Anlamıştı her şeyi.

“Ah, benim akılsız oğlum,” diye inledi.

“Tısss!”

Başını kaldırdı. Yılan, kuyruğu kopuk, ileride, uzaktan ona ba­kıyordu.

“Oğlum yanlış yapmış olmalı!” diye mırıldandı oduncu.

“Tısss,” dedi yılan.

Oduncu, çok hastalandığını, yerine oğlunu göndermek zorun­da kaldığını anlattı. Başını bir kayaya yaslayan yılan sessizce dinli­yordu onu. Bundan cesaret alan oduncu:

“Dost muyuz, yine eskisi gibi?” diye sordu.

Yılan başını kaldırıp kuyruğuna doğru çevirdi. Çatallı diliyle kuy­ruğunun kopan yerini yaladı. Oduncuya döndü sonra:

“Çok isterdim,” dedi, “ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!”

Döndü, ağarak kuyuya girdi, gözden kayboldu.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir