Ana Sayfa / Atasözleri / Laf Torbaya Girmez Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Laf Torbaya Girmez Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Laf Torbaya Girmez Atasözünün Açıklaması

Laf Torbaya Girmez Atasözünün Anlamı

Laf Torbaya Girmez Atasözünün Hikayesi Kısa

Laf Torbaya Girmez Atasözünün Öyküsü

LAF TORBAYA GİRMEZ ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Bir başka atasözümüz de; “İnsanlar sarf ettiği sözün esiri, zapt ettiği sözün hakimidir” şeklindedir.O halde, herhangi bir yerde ve herhangi bir konuda söyleyeceğimiz sözlere çok dikkat edip, kelimeleri özenle seçmeliyiz. Hele hiç de hoş olmayan sözlerimizin duyulmayacağını sanmamalıyız. Ağzımdan çıkan laflar, ağızdan ağıza büyüyerek, çoğalarak ve ağırlaşarak yayılır. Onları bir torbaya doldurup ağzını bağlayamayız. Öyle değil mi?

LAF TORBAYA GİRMEZ ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu:

“Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…

Orhan, gözlerini bu defa dershane benzeri bir yerde açtı. Bir medreseydi geldikleri yer. Hangi  geçmiş zaman diliminde olduğunu bilemiyordu. Biz de tahminden öte kesin bir şey söyleyemeyiz. Farz ediniz ki, iki yüzyıl önceydi…

Sıra yerine, minderlerin üzerine oturulan bu sınıfta otuz kadar öğrenci vardı. Ama her şey temiz ve tertipliydi… Öğrenciler, görünüşe bakılırsa Orhan  ile yaşıt sayılırlardı…

 Üç sıra halinde oturan öğrencilerin karşısındaki minderde Hocaları vardı. Yaşlı filan değildi. Hatta orta yaştan da genç bir görünüme sahipti. Öğrencilerine örnek olacak derecede temiz ve tertipliydi… Orhan ve Sadi Dede, bakışlarıyla anlaşıp, kitap dolabıyla bitişik tahta kafesin arkasına yerleştiler. Görüntü de, sesler de gayet berraktı. Hoca, minde­rine yerleşti. Önündeki kitabı açtı. Ve bizimkiler sessizce oturup, olacakları beklemeye başladılar…

Öğrenciler, büyük bir dikkatle hocalarının vereceği dersi dinlemeye hazırdılar. Hoca, önündeki kitabı bir süre. Neden sonra başın kitaptan  kaldırarak: “Arkadaşlarınızdan biri, bir diğer arkadaşınız ‘ için hoş olmayan laflar etmiş” dedi. “Bu laflar bana kadar geldi. Çok üzüldüm. O lafları eden arkada­şınızı Şurada açıklamayacağım. Ama o kentimi biliyordur-

Çocukların başları öne eğildi. Hoca, bir süre öğrencilerini üzgün bakışlarla  süzdükten sonra, sözüne kaldığı yerden devam etti:

“Sevgili çocuklar… Eğer o arkadaşınız, söylediği o lafları arkadaşının yüzüne karşı söylese; belki de arkadaşı kırılmaz, hoş görürdü. Ama o sözler başkaları tarafından ulaştırılırsa kırgınlık olur. Çünkü laf ağızdan ağıza taşındıkça büyür, ağırlaşır, çirkinleşir. Bereket versin ki, sınıfımızda ki arkadaşlarımızın hiç biri laf taşıyıcı değil. Ve kesinlikle o laflar ilgili kişiye ulaşmadı. Sevgili çocuklar, sözlerimize çok dikkat etmeliyiz… Ağzımızdan kaçan lafları

bir torbaya koyup, ağzını sımsıkı bağlayarak yayılmasını engellemeliyiz. Çünkü… “

Hoca, sonunda öğrencilerine ve nicedir bekleyen Orhan’a sözün özünü söyledi:

“Laf torbaya girmez…”

Orhan, bu söze de bayılmıştı. Laf ve torbayı düşündü. Sahi, hiç laf torbaya girer miydi?… Dedesine baktı. O da çok beğenmişti. Kelebek kafesteydi…

Uyarıya gerek duymadan, başını dedesinin göğsüne bastırdı. Zaman yolundaki bu seyahatiyle, bir atasözü daha kazanmıştı. Mutlu bir gülümsemeyle gözlerini yumdu…

Yine o korkunç uğultuyu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başını dedesinin göğsünde ve kendini evlerinde buldu…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir