15 Ocak Pazar 2017
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Mediha Gürgöze Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi Özeti

Mediha Gürgöze Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi Özeti

Mediha Gürgöze Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi Özeti

Adamın biri, bir köye gelip köylülere, “Bu köyün ağası kim?” demiş. Köylüler adamı alıp ağaya götürmüşler. Adam ağaya: “Ağam ben yolumu şaşırıp da buraya gelmedim. Gideceğim yer uzak. Karanlık bastırınca mecburen sana geldim. Beni bu gecelik misafir eder misin?” demiş. Ağa, “Hay hay tabi, olur,” demiş. Adam hemen hayvanını ve torbasını almış, ağanın evine gitmişler. Eve varınca sofraya oturmuşlar. Adam bakmış sofraya oturan herkesin elinde bir sopa. Bir elleriyle yemek yerken bir elleriyle de sopaları tutuyorlar. Adam şaşırıp: “Bu sopalarda neyin nesi?” diye sormuş. Ağa: “Bizim köyü fareler bastı. Bu yüzden nereye gidersek hep sopalarla gidiyoruz,” demiş. Adam düşünmüş ve “Bunların kediden haberleri yok heralde, bunlarla biraz dalga geçeyim,” diye dü- şünmüş. Ağa’ya:

“Aaaa demiş. Bu da dert mi? Torbamda bir Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi var. Değil fare, kuş bile uçurmaz.” “Getir o zaman.” “Yok,” demiş. “Onun bir şerefi haysiyeti var.” “Bir manda verelim.” “Yo… Olmaz getiremem.” “Bir manda, bir de yavrusunu verelim.” “O zaman olur işte.” Adam ertesi sabah erkenden kalkıp bir sepet bulmuş. İçine ciğer atıp kedisini koyduktan sonra üstüne de üzüm koyup sepeti koluna takarak ağanın yanına gitmiş. Köylüler merakla toplanıp: “Hani Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi nerede?” demişler. Adam: “O öyle kolay kolay çıkmaz ortaya, onun şerefi haysiyeti büyüktür.” “Aman efendim,” demişler, “artık çıkarın da elimizdeki şu sopaları atalım.” Adam daha fazla nazlanmadan kediyi dışarı çı- karmış. Kedi, köydeki tüm fareleri temizleyecek gibi azgın. Köylüleri almış bir düşünce, “Ya fareler biterse ne yiyecek?” diye. Adama sormuşlar. Adam köylüleri alaya almış: “İnsan yeme ihtimali de var,” demiş. Derken kedi o ev, bu ev, şu ev gezmeye başlamış. Girdiği evlerdeki fareleri bir güzel yemiş. Sıra muhtarın evine gelmiş. Köylüler hep korku içinde, “Fareler bitince bizi yiyecek,” diye. Sahibine sormuşlar: “Biz ne yapacağız?” “O ne yana giderse siz de o yana gideceksiniz,” demiş sahibi. Kedi bıyığını bir yere çevirmiş. Bütün köylü hemen o tarafa dönmüş. Bir diğer tarafa çevirmiş, bu sefer de o tarafa dönmüşler. Bizim kedi aslında kaç- maya yer arıyormuş ama ne yana dönse köylüler de o yana döndüğünden bir türlü kaçamamış. Sonunda fırlayıp bacadan kaçmış. Derken muhtarın evine gitmiş oradaki fareleri de bir güzel yemiş. Köyde tek bir fare bırakmamış. Köylüler, “Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi, fareleri bitirdi. Ne olur ne olmaz, o acıkmadan biz ona ziyafet verelim,” demişler. Tilkiyi çağırıp, “Git Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi’yi çağır. Ona ziyafet hazırladık,” demiş- ler. Bir güzel kuzu çevirmişler. Tilki gitmiş, bakmış kedi bir evde ocağın başında yatıyor. Bir yandan da, “Hırdı hır, mırdı mır” diye sesler çıkarıyor. Tilki, kedinin çıkardığı sesleri duyunca geri dö- nüp köylülere: “Aman,” demiş, ”ben onu getiremem. Mübarek tesbih çekiyor.” Köylüler yalvarıp yakarıp, “Git, bekle tesbih çekmesi bitince al getir,” diyerek tilkiyi tekrar gönder mişler. Tilki gidip bakmış, kedi hâlâ, “Hırdı hır, mırdı mır,” diye söyleniyor. Beklemiş. Kedinin hırıltısı bitince: “Efendim,” demiş, “köylüler ziyafet veriyorlar. Bütün hayvanları çağırdılar. Sizi de şeref konuğu olarak davet ediyorlar.” Kedi ile beraber yola çıkmışlar. Kedi yolda tosba- ğaböceklerini görüp onları bir güzel yemiş. Sonra da uçan bir kuşa saldırıp yemiş. Tilki hemen koşa koşa köylülere gidip, “Aman ha! Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi yolda tosbağaböceklerini, gökte uçan kuşları tek tek yedi. Beni de yiyecekti. Zor kaçtım. Siz de ba- şınızın çaresine bakın,” diyerek bir ağaca tırmanmış. Kuzu çevirme ortada kalmış. Köylülerin herbiri bir yere saklanmış. Fil de tavşanyaprağı derler bir bitki vardır onun arkasına gizlenmiş. Filin kulağı da o ağacın yapraklarına benzediğinden kedi, kulağı yaprak sanıp bir pençe atıp fili kör etmiş. Sonra ağaca gidip tırnaklarını bilemek istemiş. O sırada o ağacın tepesinde bulunan bir köylü, “Eyvah!.. bana geldi,” diyerek kendini ağaçtan aşağı atmış. Köylüler korku içinde ne yapsınlar? Biri, “Bir kuyu kazalım. İçine kuru ot atalım. Üstüne de tuzak kuralım. Yırtıcı İşkembe Çelebi Efendi’yi tuzağa düşürelim. Tuzağa düşünce de ateş atıp yakalım,” demiş.Yine tilkiye yalvarıp yakarmışlar. Tilki korka korka kedinin yanına gitmiş: “Aman efendim. Falan yerde, fişman yerde bir düğün var. Siz de davetlisiniz,” demiş. Kedi, “Tamam,” demiş. Tilki tekrar: “Siz çok yoruldunuz. Zahmet etmeyin. Siz şu pöstekiye oturun. Biz sizi götürürüz,” demiş. Kedi itiraz etmemiş. Bir sıçrayışta kuyunun üzerindeki pöstekiye oturmuş. Oturur oturmaz da tuzağa düşmüş. Köylüler sevinç içinde o zamana kadar hep yanlış anladıkları kediyi alıp birkaç gün uzaklıktaki bir köye bırakmışlar. Böylece de korkularından kurtulmuşlar. Meğer kediyi bıraktıkları köyde de fareler cirit atmıyor muymuş!



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir