Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Mehmed Arif Bey Başımıza Gelenler Kitap Özeti

Mehmed Arif Bey Başımıza Gelenler Kitap Özeti

Mehmed Arif Bey Başımıza Gelenler Kitap Özeti 

Eser, 93 Harbi adlı 1877-78 Osmanlı- Rus savaşının Şark cephesinde yaşananların anlatıldığı bir hatıra kitabıdır. Mehmed Arif Bey, Şark cephesi komutanı Gazi Ahmed Muhtar Paşa ile birlikte savaşta bulunmuş, şahit olduğu ve bizzat yaşadığı olayları, güvenilir kaynaklardan dinlediklerini kaleme almış ve bu suretle bu eser ortaya çıkmıştır.

Başımıza Gelenler, Mehmed Arif Bey ‘in oğulları Necmeddin Arif ve Celâleddin Arif Beyler tarafından Mısır’da 1903 yılında yayımlanmışır. Oğulları, kitaba yazdıkları önsözde babaları Mehmed Arif Bey’in, baştan sona şahit olduğu bu savaşın kendi intibalarının bir sonucu olarak bu eseri yazdığını ve kendilerinin de, okuyucuya bir ibret dersi olması açısından kitap olarak yayımladıklarını ifade ederler.

Mehmed Arif Bey, Anadolu harp ordusu başkumandanı Ahmed Muhtar Paşa’nın başkâtipliğinde bulunmuş olduğundan askerî yazılar elinden çıkmıştır. Yazar kendi yazdığı önsözde kitabın ismini önce ‘Anadolu Tarih-i Harbi’ olarak düşündüğünü fakat yazdıklarının şahsi görüşlerine, kendi gözlemlerine dayalı olması sebebiyle eserin ismini ‘Başımıza Gelenler’ olarak değiştirdiğini söyler. Yazar, yaşadığı ve şahit olduğu hadiseleri anlatmakla kendini mükellef sayar. Bu sebeple bütün hatıralarını yazmıştır.

Mehmed Arif Bey eserinin başında, tarih ilminin öneminden şu şekilde bahseder:

“ Tarih bilmezlik siyasi olarak büyük büyük noksan ve hataların vukuuna sebep olurmuş. Tarih bir milletin bakıp bakıp da varsa ayıp ve noksanlarını görüp düzeltmesi için bir ayna imiş. Hakikati gösteren ve ahlâfın nazarları önüne konan bu
ayna ayıp ve kusurları olmayan milletlerin ise, ümmetlerin mücadele yeri olan şu dünya pazarına, cemal ve kemallerine şükrederek yakışıklı bir kıyafet ile çıkmalarına yararmış Mehmed Arif’e göre adamcasına yazılmış muhakemeli bir tarih, yalnız başına insanı canlandıracak harika bir kudrete maliktir. Hatta ‘öyle bir tarih ölüleri mezardan çıkaracaktır. Bu yüzden, “Tarihteki yüce hisler ve ruh, aydınlık bir fikirle beraber olarak akıllı bir mürşit ve mürebbi eliyle gençlerin zihinlerine taşa nakş olur gibi yazılmalıdır” Yazar tarihin yazımın önemine mukabil olarak ‘muhakemeli bir tarih mualliminin’ de önemli olduğunu vurgular.

“ Bir milletin tıynet toprağına muhakemeli bir tarih muallimi gayret ve hamiyet tohumu saçar.” Tarihin, gelecek kuşakların fikrini aydınlatarak, onları milletin saadetini temin etme yoluna ulaştıracağını söyleyen yazar, tarihçilerin ders esnasında verecekleri müşahhas ve mantıkî örneklerlerle öğrencileri hayal-perest olmaktan kurtaracaklarını belirtir.

Kitabın önsözünde, tarih ilminin öneminden, tarih hocalarının sahip olması gereken özelliklerden, tarih derslerinin nasıl işlenmesi gerektiğine kadar birçok konuya değinen Mehmed Arif, ‘Ya bu diyardan gitmeli ya bu deveyi gütmeli’ sözünü hatırlatarak herkese bir uyarıda bulunmuştur.

‘Başımıza Gelenler’ tertip olarak yirmi altı ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 93 Harbi’nden önceki durum ve vak’âlardan bahsedilir. Bosna Hersek, Karadağ, Sırp ve Bulgar isyanlarından ve bu isyanların Anadolu’ya etkisinden bahsedilmiştir. Mehmed Arif, Avrupalıların o dönemde Osmanlı’nın siyasi ve idari işlerine karışmak istemelerini ‘devletin nüfuz ve şevketinin kırılması ve enkazından istifade etmek için de varlığının temelini teşkil eden esasların tahrip edilmesi ” ne bağlar. Osmanlı’yı paylaşma konusunda anlaşmazlık yaşayan Avrupa devletlerinin savaşı tahmin etmedikleri bir şekilde kaybettiklerini anlatan yazar, Meşrutiyet’in ilânından, Mithat Paşa’nın Kanun-ı Esâsi’nin ilânı için yaptığı çalışmalardan bahseder.

İkinci bölümde; Ahmet Muhtar Paşa’nın Erzurum’a gelmesi, Osmanlı kuvvetlerinin sayıca miktârı, Kars’ın durumu, düşmanın sınırları nasıl geçtiği, Beyazıt’ın düşmana teslim edilmesi, Ruslar ile Kars önünde savaşılması anlatılır. Yazar, Kars ahâlisinin büyük kahramanlıklarını ayrıntılı bir biçimde tasvîr etmiştir:

“Kars ahâlisinin genci, ihtiyarı, orta hallisi kimisinin elinde tüfek, kimisinde bir tek tabanca kiminde balta, kiminde sopa… Şehrin ve istihkâmın dışına uğramışlar, akın akın askerin ve kumandan paşanın olduğu tarafa Allah Allah zikriyle ve sair tehlil ve tekbirle koşuşup gidiyorlardı.”

Üçüncü bölümde; Kars’ın muhasaraya terk edilip gidilmesi, Ruslar ile büyük bir yarış içine girilmesi, düşmanın yaptığı hileler, kumandanın karşılaştığı güçlükler ve gösterdiği sabır anlatılmıştır.

Dördüncü bölümde; Erzurum-Kars arasında çekilen sıkıntılar, çileler evhamlar ve korkular anlatılmaktadır.

Beşinci bölümde; Ardahan’ın durumu, uğranılan bozgun, şehrin düşman eline geçmesi, bu sıkıntıdan kurtulmanın çareleri bir zabitin nasıl olması gerektiği gibi konular mevcuttur.

Altıncı bölümde yazar; süvarilerin durumunu, bozguna uğramalarını, Oltu’nun işgali ve kurtarılmasını, Şeyh Ubeydullah Efendi’nin elli bin kürd müridini, Çerkezlerin adet ve ahlakını, anlatmıştır. Özellikle Çerkezler ile beraber oldukça, onları daha iyi tanıdığını ve onların adetlerine şaşırdığını dile getiren yazar, şu tespitlerde bulunmuştur:

“Bunların harpte tuhaf tuhaf adetleri vardır. Bu adamlar yaralarını bizim cerrahlara baktırmaz ve hastalarını da bizim hastanelere yatırmazlar. Kendi adetlerine göre kendi cerrahlarına baktırmak isterler. Bir Çerkez yaralandı mı o askerin içinde ahbap ve akrabalarından yaralının hâline ve ağırlığına göre iki, üç bazen dört nefer onu alarak tâ memleketine ve evine kadar götürmeye mecburdurlar.”

“ …Çabuk kanar, hemen inanır bir acâip kavimdirler. Oldukça ıslah edilebilirler, derken bir müfsidin fesadıyla derhal bozulurlar”

Yedinci bölümde; Rusların Kars’a şiddetli baskısı ile Kars’ın muhasarası ve askerin dehşet içindeki hâli anlatılır.

Sekizinci bölümde, muharebenin tekrar güçlenmesi ve o anlarda yaşananlar anlatılır.

Dokuzuncu bölümde yazar, şahit olduğu kahramanlıklardan, Rus askerinin batıl inançlarından ve Kars’ın muhasaradan kurtarılmasından bahseder.

Onuncu bölümde Mehmed Arif, bir telgraf ve bu telgraf ile birlikte kumandan seçimin öneminden, mesuliyet almanın önemine kadar birçok konuya değinmiştir. Bu bölümde de diğer bölümlerde olduğu gibi yazarın kendi yaşadığı tecrübelerden örnekler sunduğunu görürüz. Bunlardan birisi şöyledir:

“ Gençlik zamanımda Erzurum’da Solakzâde Ahmet Efendi nâmında aklı ve ilmi ile meşhur bir hocam vardı. Bir gün dersinde bir münasebetle demişti ki:

-Beni mâhiyetimle tamamen tanıyan bir adamın kulu esiri olmaklığı, beni dışımdan tanıyan bir zâtın sultânı ve efendisi bulunmaklığa tercih ederim”

On birinci bölümde, düşmanın Kars’tan çekilişi, Kars ahâlisinin ve askerin ihtiyaçları, halkın fedâkarlığı anlatılmıştır.

On ikinci bölümde, iki ordunun da ihtiyaçlarından, aralarındaki farklardan bahsedilir. Yazar, devleti harap hale getiren durumları anlatırken ‘Meşhur Abdi Efendi’ adında birinden bahseder:

“Meşhur bir Abdi Efendi merhum vardı. Bu Abdi Efendi bir eserinde yazmıştı ki ‘Devlet-i Aliye’nin hâlini berbâd u harâp eden iki şeydir:

Birincisi iltimas manâsına olan kayırma; diğeri de (nemelâzım deyip) kayırmadır. Ne kadar doğru ne kadar isâbetli bir söz!”

On üç ve on dördüncü bölümlerde, hatıralar ve ibretlik hadiseler devam eder. Düşmanın hilelerinden, savaşta kullanılan hayvanların bakımına, savaş esnasında anlatılan latifelerden yaralı ve şehitlere kadar farklı birçok farklı konuya değinilmiştir.

On beşinci bölümde Mehmed Arif Bey ahlâki öğütler vermekte, savaşa tesîr eden özelliklerden bahsetmekte, Kürtlerle olan münasebetleri anlatmaktadır.

On altıncı bölümde, kahramanlardan cahillere, onların cahilliklerine, lafazan kişilerden korkaklara kadar çeşitli insanlardan örnekler verilir ve ordunun son durumu anlatılır.

On yedinci bölümde, bir milletin ahlakî, dînî ilminin ne kadar önemli unsurlar olduğundan bahsedilir. On sekizinci on dokuzuncu ve yirminci bölümlerde savaşın genel durumu anlatılmaya devam edilir.

Yirmi birinci ve yirmi ikinci bölümlerde düşünceler ve hatıralar anlatılmaya devam eder.

Yirmi üçüncü bölüm, Erzurum’da müdafaa için alınan tekbirlerden, paşaların ahlakına, ordudaki Kızılbaşların Moskof sevgisinden, Azîziye tabyasındaki kanlı çatışmalara kadar birçok olayın anlatıldığı geniş bir bölümdür. Bu bölümde savaşta, Erzurum’da hanımların gösterdiği gayretten önemle bahsedilir.

Yirmi dördüncü bölüm, Kars’ın düştüğü haberinin verildiği bölümdür. Belgelerle bunu anlatan Mehmed Arif Bey savaşın gidişatını, tarihlerini net olarak vermektedir.

Yirmi beşinci bölüm Gazi Ahmed Muhtar Paşa’ya ait olan bir telgrafın verilmesi ile başlar. Erzurumdaki askerlerin çetin mücadele esnasında yakalandıkları tifo hastalığından ve çektikleri ıztıraplardan bahsedilir.

Yirmi altıncı ve son bölümünde, Bayburt ve Erzincan kuvvetleri, düşmanın Erzurum’u çevirmeye başlaması, Ahmed Muhtar Paşa’nın İstanbul’a çağırılması anlatılır. Mehmed Arif Bey son olarak şunları söyler:

“Maksadım sergüzeştimizi kısaca kaleme almaktı. Ama yazı yazmak için işin içine girildiği gibi ‘iştihâ dişin dibindedir’ darb-ı meseli hükmünce bahsimiz kendiliğinden bir tarih şeklini aldı… Hayli vak’âlar hikâye olundu. O vak’âlar üzerine birçok da mütaalalar beyan edilidi. Lâkin buraya kadar sûretleri (130) aynen nakl olunan telgraf-nâmeler hem vak’âları hem de onlar hakkında iktizâ eden mütaalaları ihtivâ ettiğinden, artık bundan sonraki vak’âları uzun uzadıya hikâyeye gerek yoktur, zirâ harp sonuna yaklaşılmıştır.” ‘Başımıza Gelenler’; bir hatıra kitabı olmasının yanında okuyucu ile sohbet eder tarzda kaleme alınmış, ayrıca içinde birçok atasözü kullanılmıştır. Bu sebeplerle hem fikri, tarihî hem de kültürel ve ahlâkî anlamda değelendirilmesi gereken çok yönlü bir kitaptır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir