23 Ocak Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Mehmet Celal Eski Yâre Eski Yara Kitabının Eserinin İncelemesi Tahlili Açıklaması

Mehmet Celal Eski Yâre Eski Yara Kitabının Eserinin İncelemesi Tahlili Açıklaması

Mehmet Celal Eski Yâre Eski Yara Kitabının İncelemesi

Mehmet Celal Eski Yâre Eski Yara Kitabının Tahlili

Mehmet Celal Eski Yâre Eski Yara Kitabının Açıklaması

Kitap, üç bölümden oluşmaktadır:

Birinci bölüm: ‘Eski Yâre Eski Yara’

İkinci bölüm: ‘Bir Hatıra’

Üçüncü Bölüm: ‘İhtiyâc-ı Ruh’ adlarını taşımaktadır.

‘Eski Yâre Eski Yara’ hikâyesi,

“Bilmem niye şimdi tazelendi

Tekrar açıldı eski yara

Mâzideki hüznümü hikâyem

Arz etmeye geldi eski yâre’ dörtlüğü ile başlar.

Hikâye, altmışlı yaşlarda olan anlatıcının; gençliğinde kendisi için çok önemli olan bir dönemi hatırlamasıyla kaleme aldığı, hayıflanmalarla dolu ifadelerle oluşturduğu, fiziki ve ruhi tasvirlerin yoğun olarak kullanıldığı bir eserdir. Gençlik yıllarında sevdiği ve hâlâ unutamadığı sevgilisini hatırlayan yazar şunları söyler:

“ Sanki âheste âheste nâsiyemi okşayan nesîm, dil-nüvâz koyu, yeşil çamlarıyla neftî tüllere bürünen bu Büyükada’dan o diyâr-ı yârdan bana bir peyâm-ı saadet getirir ve bilmem nasıl, bir bûy-ı şebâb-ı mâzi ile ak saçlarımın arasında nağme-sâz olarak ‘unuttun mu, unuttun mu?… O sevdâ gecelerini unuttun mu?…’der.”

Eser, sadece geçmişe dönük duyguların kaleme alınması ile oluşturulmuştur. Anlatıcı, sevdiği kıza ailesinin yasaklaması sebebiyle kavuşamadığını, ayrıntılarını açıklamadan belirtir ve bu sevdânın acısını o günkü gibi hissettiğini dile getiririr.

‘Bir Hatıra’ adlı bölümde sabah uykudan yeni uyanmış olan anlatıcıyı, şair arkadaşı ziyarete gelir. Ona çamların altında biraz dolaşmayı teklif eder ve böylece gezmeye çıkarlar. Bir süre dolaştıktan sonra akıllarına ağaçların arasından görünen harap bir binayı ziyaret etmek fikri gelir. Anlatıcı: “Şimdi bir harabeden ibaret olan iki odalı, bir sofalı bu bina kimbilir bir zaman ne kadar ma’mûrdu” diye düşünür.

Bu evden dönüşte yanında yaşlı bir kadınla birlikte yürüyen hüzünlü sîmâya sahip bir genç kıza rastlarlar. Bu kız baştan aşağıya siyahlara bürünmüş giysiler içindedir. Anlatıcı bu kızın kim olduğunu arkadaşına sorduğu zaman aldığı cevap şu olur:

“İzdivaç meselesini bi-hakkın halledemeyen bir peder ile bir validenin mahsul-i hayatı!” Anlatıcının arkadaşı, kızın kısa sergüzeştini anlatmaya başlar:

“Bu kızın anne ve babası birbirleri ile hiçbir sevgi bağı kurmadan, sadece maddi açıdan birbirlerine uyumlu oldukları için evlenmişlerdir. Klarin adlı bu kız, doğduktan sonra ihtiyar muallimeler elinde büyümüş ve aşktan şiirden uzak diğer ilimlerle yetiştirilmiştir. Klarin ise mizaç olarak edebiyata şiire meyillidir fakat ihtiyarlar onu anlamak istemezler. Zaman geçer kız evlenme yaşına gelir, kendisine maddi açıdan Klarin’i uygun bulan bir talip, babasından onu ister. Kızının ancak zengin biriyle evlenirse hayatının teminat altına alınacağını düşünen baba, kızı Klarin’i bu adamla evlendirmek istemektedir. Fakat Klarin’in rahibeliği çok seven muallimlerinden biri, evlilikte kızın düşüncesinin alınmasının çok önemli olduğunu hatırlatır. Klarin’e, düşüncesi sorulduğu zaman o, yanlarında yaşayan birlikte büyüdüğü amcasının oğlu Petro ‘yu sevdiğini söyler. Petro ve Klarin’in hayata bakışları, sevdikleri dersler her zaman aynı olmuştur. İkisi de edebiyatı özellikle şiiri çok sevmiştir.

Onun amcasının oğlu ile evlenmesini uygun bulmayan ailesi, sert bir şekilde onu zengin talibi ile evlenmesi için tehdit ederler. Buna dayanamayan Klarin, Petro ile kaçar, fakat kısa bir süre sonra yakalanırlar. Klarin’in babası bu konu hakkında biraz yumuşar, hatta onların evlenmelerine müsaade edecek olur; fakat Petro, aniden rahatsızlanır ve altı ay amcasının evinde hasta yatar, bu süre içinde ona Klarin hizmet
eder. Bir gün Petro son sözü ‘Klarin’olarak onun kolları arasında vefat eder ve Petro’nun gömüldüğü gün Klarin çıldırır.

Arkadaşı kızın hikâyesini burada bitirir ve vak’a şimdiki zamandan devam eder. Bir senedir Klarin ‘in böyle siyahlar içinde olduğunu yanındaki yaşlı kadının da onun zengin talibi çıktığı zaman, ‘Klarin’in düşüncesini almalısınız’ diyen muallimi olduğunu söyleyen arkadaşı böylece on altı yaşındaki bu zavallı kızın sergüzeştini tamamlamış olur.

Bir sene sonra iki arkadaş Beyoğlu’nda gezerken rahibe kıyafetleri içinde genç bir kadına rastlarlar. İkisi de onun Klarin olduğunu hemen anlar ve şu yorumu yaparlar:

“Lezâiz-i dünyeviyeyi meşâgıl-i dünyeviyeye feda etmiş”  Hikâyenin sonunda anlatıcı şunları söyler:

“Acaba, şimdi bu güzel rahibe mustarip değil midir? (…) Istırâbât-ı kalbiye bir asır devam eder. Ölen yalnız gözlerini kapar.”

Kitabın üçüncü bölümü ‘İhtiyâc-ı Ruh’ başlıklı bir şiirden oluşmaktadır. Mehmed Celal, şiirin başına “yeni şiirlerimden karielere hediye” ifadesini yazmıştır. Şiirin ilk kısmında, ruhunun isteklerini sıralayan şair, sevgilisinden, onunla birlikte vakit geçirmekten, hayallerinden bahseder. (…) Saklasın sırr-ı âşıkâne gibi Bizi beraber yasemen bir dûş İstiyor ruh zâr u gam-perver O bulutta bir âlem-i huylâ O bulutta bir âlem-i diğer Benim hâbide-i yâr, dîl-i mesrür Bizi tebrik için hilal-i seher Ta uzakta hazin hazin manzûr”

Sevgilisinin güzelliğine kendisi ile birlikte bütün tabiatı hayran olarak gören şair, şiire şu mısralarla devam eder:

“Kuşlar üftâde kaldı sözlerine Zülfüne tar-ı pertev hurşid Asuman âşık oldu gözlerine!”

Şiirin son mısralarında sevgilinin hayaline, kendisini feda edebileceğini söyleyen şair, şu mısra ile şiirine hatime verir:

“Hâkdânda biten, sönen ömrüm Bu güzel levhaya feda olsun!..”


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir