26 Mart Pazar 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Milli Edebiyat Döneminin Oluşumu Hakkında Bilgi

Milli Edebiyat Döneminin Oluşumu Hakkında Bilgi


Milli Edebiyat Döneminin Oluşumu Hakkında Bilgi

Milli Edebiyat Döneminin Oluşumu

Milli Edebiyat Döneminin Oluşumunun Özellikleri

Türk kültür tarihinde “Millî Edebiyat” ibaresini ilk defa “Âtî-i Edebîmiz” başlığıyla Genç Kalemler dergisinde Ali Canip (Yöntem) kullanmıştır. (Parlatır-Çetin, 1999: 26-27) Ali Canip Yöntem millî edebiyat isteğini yazdığı yazılar­da sıkça dile getirmiştir. Özellikle o dönemin içinde bulunduğu siyasal sürecin gençlerin üzerinde etkisine bakılarak yazılarında sıkça vurguladığı millî edebiyat isteğini şöyle belirtmiştir: “Bizim bir edebiyyât-ı millîyyemiz yoktur; bu bir ihti­yaçtır ki mazhar olmazsak çok yazık olur.”

“Millî Edebiyat” döneminin başlangıç yılı olarak 1910 kabul edilmektedir. “Millî Edebiyat” döneminin kastedildiği bu zaman diliminin bir diğer isimlen- diriliş şekli de “Milliyetçi veya Türkçü Edebiyat”tır. (Ercilasun, 1997: 450-466) Bu dönemde edebiyat çalışmalarının yanı sıra edebiyat tarihi çalışmaları da dik­kat çekmektedir. Edebiyat tarihi çalışmaları alanında Fuat Köprülü’nün eserleri

önemli yer tutar. Ömer Faruk Akün, “Millî Edebiyat” kavramına dört temel eser üzerinden yaklaşır:

  • Ahmet Hikmet, “Üzümcü” (1911) hikâyesi,
  • Ziya Gökalp, “Sanat” (1917) şiiri,
  • Yahya Kemal, “Ezansız Semtler” (1922) adlı yazısı/denemesi,
  • Faruk Nafiz, “Sanat” (1926) şiiri.

Yukarıdaki edebî metinlerin yazılış veya yayımlanış tarihlerine bakıldığında 1911-1926 tarihleri, “Millî Edebiyat” döneminin en çok kabul gören başlangıç ve bitiş tarihleri olan 1911-1923 yıllarını da içine alır.

Akün’ün, “Millî Edebiyat” dönemiyle ilgili tematik olarak çizdiği bu genel çerçeve, Türk edebiyat tarihini bir bütün olarak kuşatıcı olması bakımından da dikkati çeker. Seçilen bu metinler içinde, Ziya Gökalp’in “Sanat” şiiri, “Millî Edebiyat’ın asıl poetikası” olarak düşünülebilir. (Yetiş, 1999: 276) Gökalp, 1917 yılında yayınladığı bu şiirde bizi, Türk tarihinin sözlü edebiyat dönemine, Türk millî kültürünün en saf şekliyle var olduğu soyut ilk devresine, destanlar dönemi­ne götürür. Çünkü bu dönem, şiirin yazıldığı zor süreçte ne yapacağını şaşırmış halk ve aydın yığınlarına altın bir anahtar sunmaktadır. Daha açık söylemek ge­rekirse Ziya Gökalp, “Millî Edebiyaf’ın ilham kaynağının destanlar döneminde saklı olduğu görüşündedir. Ziya Gökalp’in daha çok soyut ilham dünyasından sonra, Yahya Kemal’in yazısı dışındaki diğer iki edebî metin, bizi somut ve ya­şanan hayatın gerçeğine çeker. Ahmet Hikmet’te Anadolu insanı prototip hâline getirilmiş; Faruk Nafiz’de ise tıpkı Gökalp’in şiirinde olduğu gibi anlatım tek­niği bakımından ben-sen ayrımına gidilerek yerli ve millî değerler yine Anado­lu coğrafyası üzerinden müşahhas ilham kaynağı hâlinde kurgulanmıştır. Yahya Kemal’in “Ezansız Semtler” adlı yazısı ise bu bağlamda farklı bir orijinaliteye sahiptir. Yazar, mekânlar arasındaki kopuştan insanlar arasındaki ayrışmaya, halk-aydın yabancılaşmasına geçmiştir. Bu noktada, Yahya Kemal’in bulduğu çözüm yolu da somut ve gerçekçidir. Hangi nedenle olursa olsun, halkına ya­bancılaşmış ve halkından uzak düşmüş insanların dönmeleri gereken yer, “anne millet”tir. (Dayanç, 2012:91-103)

Millî Edebiyatla ilgili ileri sürülen farklı başlangıç tarihlerini ve bu tarihlerin öne çıkmasına neden olan temel faktörleri, aşağıdaki gibi maddeler halinde ver­mek mümkündür:

Tanzimat öncesi:

  • Fuat Köprülü’min 1921 yılında makale olarak yazıp 1928 yılında genişle­terek kitaba dönüştürdüğü Millî Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri adlı ese­rinde yer alan 16. yüzyıl şairlerinden Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmî’nin aruzla fakat daha çok Türkçe kelimeleri tercih ederek Türk zevkine uygun bir dille yazdığı şiirler, bu edebiyatın izlerinin görüldüğü ilk örnekler olarak düşü­nülebilir. Burada, yazının kaleme alınma tarihi olan 1921 yılı da ayrıca dikkati çeker. (Dayanç, 2012: 91-103)

Tanzimat sonrası:

  • “Millî Edebiyat”, çok genel anlamda, etkisini daha çok Tanzimat dönemi sonrasında gösteren Türkçenin sadeleşmesi hadisesiyle başlatılabilir. (Levent, 1972: 548; Öksüz, 1995: 240)
  • “Millî Edebiyat”, İlmî Türkçüler olarak adlandırabileceğimiz Şemsettin Sami, Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa, Veled Çelebi, Bursalı Tahir vb. şahsi­yetlerle de başlatılabilir. (Tuncer, 1998: 386-392)
  • “Millî Edebiyat” Mehmet Emin’in 1897 yılında önce Selanik’te yayımlayıp bundan iki yıl sonra Türkçe Şiirler başlığıyla kitaplaştırdığı şiirlerle de başlatı­labilir. Yurdakul’u bu hareketin içine sokan dize; “Anadolu’dan Bir Ses yahud Cenge Giderken” adlı şiirin “Ben bir Türk’üm, dinim cinsim uludur” mısrasıdır. Bu şiirlerden özellikle “Biz Nasıl Şiir îsteriz?” başlıklı olanı da, Ziya Gökalp’in “Sanat” şiirinde olduğu gibi, “Millî Edebiyat’ın ilk poetikası” (Yetiş, 1999: 268) olarak düşünülebilir.

“Millî Edebiyat” 1900 yılında Necip Türkçü”nün (Huyugüzel, 1988: 224) İzmir’deki faaliyetleri ile başlatabilir. (Aktaş, 1982:13-15)

  • Orhan Okay, kökü 1908 yılma kadar inmekle beraber “Millî Edebiyat”ı, 1911 yılında, Ali Canip-Ömer Seyfettin-Ziya Gökalp’in, Selanik’te birlikte çıkar­dıktan Genç Kalemler (Çelik, 1995: 218) dergisiyle başlatır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir