21 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Atasözleri / Ne Doğurursan Aşına O Çıkar Kaşığına Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Ne Doğurursan Aşına O Çıkar Kaşığına Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Ne Doğurursan Aşına O Çıkar Kaşığına Atasözünün Açıklaması

Ne Doğurursan Aşına O Çıkar Kaşığına Atasözünün Anlamı

Ne Doğurursan Aşına O Çıkar Kaşığına Atasözünün Hikayesi Kısa

Ne Doğurursan Aşına O Çıkar Kaşığına Atasözünün Öyküsü

NE DOĞURURSAN AŞINA O ÇIKAR KAŞIĞINA ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Bu atasözümüzün anlamı apaçık ortadadır. Herkes genel anlamda, çalışma durumuna göre kazanır. Ve yine istisnalar hariç, çok çalışan çok kazanır, iyi sonuçlar alır… Tembellik edenlerin ise pek kazan­cının olacağım söylemek mümkün değildir. Bir tencereye ne doğruyorsak, kaşığımıza da o çıkar. Et doğramışsak et, ot doğramışsak ot, az doğramışsak az, çok doğramışsak çok, hiç doğramamışsak hiç… Her atasözümüz gibi bu atasözümüz üzerinde çok iyi düşünmemiz ve çok iyi anlamamız gerek…

NE DOĞURURSAN AŞINA O ÇIKAR KAŞIĞINA ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne m fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu: “Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…

Orhan’ın bu kez gözlerini açtığı zaman dilimi; duruma bakılırsa, çok da eski olmayan bir geçmiş zamandı… Belki kırk, belki de elli yıl kadar öncenin bilinen dekor ve kıyafetleriydi göze çarpan. Onun için Sadi Dede de, Orhan da pek yadırgamadılar…

Günümüz orta halli bir ailenin oturma odasındaydılar. Gözlerini açar açmaz da, örtüleri yere kadar inen büyük bir masanın altında bulmuşlardı kendilerini. Yerleri gayet uygundu…

Tam karşılarına gelen kanepede, orta yaş denmeyecek kadar genç bir karı koca oturuyordu.

Çok  geçmeden görüntüler iyice berraklaşırken,

Canlılar  hareketlendi, net bir şekilde duyulmaya

başladı… Dede ile torun, göz göze bakışıp anlaştılar. Atasözü kelebekleri belli ki tüm zaman dilimlerinde kanat çırpmaya başlamışlardı…

Derken kapı açıldı, saçları ak ama oldukça dinç bir adam içeri girdi. Kanepede oturanlar, toparlanarak gelen yaşlı adama yet verdiler. Kadın, kanepeden kalkıp, karşısındaki koltuğa geçti. Adam, yerleş­meye çalışırken, Orhan’ın yaşıtı bir erkek çocukla, Sekiz yaşlarında bir kız içeri girdiler… Kız, koşarak yaşlı adamın boynuna sarıldı…

Erkek çocuk ise, somurtuk bir suratla genç kadı­nın yanındaki koltuğa oturdu… Kısa bir sessizlikten sonra, ilk konuşan genç adam oldu:

“Çocuklar bugün karnelerini aldılar baba” dedi. “Elif, takdirname almış…”

Adının Elif olduğunu öğrendiğimiz küçük kız, biraz şımararak yaşlı adamın boynuna daha bir sıkı sarıldı. Yaşlı adam, gayet mutlu bir tebessümle; “Aferin benim kızıma” dedi. “Çalışan kazanır. Elifim, güzel maviş gözleri kızarana kadar çalışı­yordu. Bunun karşılığını da almış. Aslan oğlum ne yapmış?”

“Emre sınıfını geçmiş ama hepsi o kadar baba… Yani takdir filan yok…”

“Yetmez mi?” dedi yaşlı adam. “Torunum sını­fını geçmiş ya… Mesele yok. Gerçi bu sene biraz haylazlık, tembellik etti… Lâkin seneye gayret edip o dediğiniz nameyi de alır… Her çalışmanın bir karşılığı var çocuklar… Rahmetli babam derdi ki…”

Sözünün burasında, Emre ile birlikte Orhan’a da, o beklenen altın sözü gönderdi:

“Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına…”

Zaman yolundaki bu seyahatiyle, bir atasözü daha kazanmıştı Orhan… Sadi Dede’ye baktı. Gözle­riyle anlaşıp gülümsediler. Başım dedesinin göğsüne yaslayan Orhan, gözlerini yumdu.

Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başım dedesinin göğsünde ve kendim evlerinde buldu…


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir