Oğlan ve Peri Kızı Masalı

Oğlan ve Peri Kızı Masalı

Biri vardı, biri yoktu, bir genç oğlan vardı. Bu oğlan bir gün çöle gi­der. Öyle çölde gezinirken üç tane huri peri gibi kızın suya indiğini görür. Oğlan bu kızlardan birine âşık old, dedi ki:

”Ey Allahım, ne yapayım da, ben bunu alayım?” Bu kızlar ise, periler şahının kızları idi. Öyle yolda giderken yaşlı bir adama rastladı, ona bu kızlarının kimin kızı olduğunu sordu. Yaşlı adam da ona dedi ki:

“Onlar periler şahmın kızlarıdır.” Oğlan dedi ki:

“Ben ne yapsam da, bunlardan birini alsam?” Yaşlı adam dedi ki: “Onlar birkaç gün sonra buraya gelip suya inerler. O zaman gelirsin, hangi birini istiyorsan, onun giysilerini alıp kaçarsın. Ancak, o ne kadar da and içse, sakın kabul etme! Ne zaman ki der ‘annemin sütü üzerine and içerim’ sana birşey yapmayacağım. O zaman onun sözünü kabul et. An­cak, o zaman onunla evlenebilirsin.” Oğlan, “pekiyi”, dedi ve oradan git­ti. Bir kaç gün sonra geldi baktı ki; gerçekten de bu üç kız geldi, suya in­di. Oğlan gitti, bir ağacın arkasına gizlendi. O an bu kızların büyüğünün giysilerini aldı sakladı. Kız sudan çıkınca, her yeri dolaştı, baktı; giysileri yerinde yok. Bunun üzerine oğlan ona der ki:

“Eğer sen benim eşim olursan, ben de sana giysilerini geri veririm. Kız her neye ant içtiyse de, oğlan kabul etmedi. Ne zaman ki der, ‘anamın sü­tü üzerine ant içerim ki, sana birşey yapmayacağım ve seninle evlenece­ğim’ o zaman oğlan gelir, kızın giysilerini verir. Kız oğlana der:

“Ancak, beni seviyorsan, çok çalışman gerekir. Sultan sana ağır işler verecek, onları kabul edeceksin.” Sonra oğlan geldi, birkaç gün periler şa­hının evinde kaldı. Periler şahmın karısı dedi ki:

”Eğer kızımı buna verirsem, benim şartlarımı yerine getirebilmeli.” Oğlan der:

“Ne şartın var?” Kadın da der:

“Benim şartım bu; bütün kın çölü sürüp meyve ağaçlan dikeceksin. Bu meyveler de üç günde olgunlaşmalı ki, biz onları yiyelim. Eğer bu şartımı yerine getirirsen, kızım senin olur, yok getirmedin, başım keserim.” Oğ­lan kızın yanına geldi ve dedi ki:

“Senin anan böyle buyurdu.” Kız ona dedi ki:

“Sen git, senin birşey yapmana gerek yok.” Bir dua okudu; çölün hep­si sürüldü, meyve ağaçlan dikildi. Üç günde meyvelerin hepsi olgunlaştı. Oğlan sabah geldi, meyveleri periler şahmın karısının önüne koydu. Yaş­lı kadın dedi, “nasıl oldu da bu oğlan üç günde çölü sürüp meyveleri dik­ti, getirdi, biz de yiyoruz? Varsa yoksa bu onun işi değil.” Kadın dedi: “Yine sana bir hüküm vereceğim, yalnız bu hükmümü bir günde yeri­ne getireceksin.” Oğlan dedi ki:

“Hükmün nedir?” Kadın dedi:

“Bu ormanın bütün ağaçlarını bir günde kesip yerine üzüm ekeceksin. Üzüm olduktan sonra, bize getireceksin, yiyeceğiz. Eğer bu işi yapabilir­sen, bu kız senin olur.” Oğlan geldi kızın yanına, dedi:

“Senin anan böyle buyurdu.” Kız dedi ki:

“Sen hiç korkma, git, rahat yat!” Oğlan gitti, yattı. Kız yine bir dua okudu; bütün kır çöl, çiftçi ile doldu. Çiftçiler ormanı kestiler ve her yeri­ne üzüm ektiler. Ertesi gün sabah, üzümler olgunlaştı. Oğlan üzümü ko­pardı ve periler şahının karısının önüne koydu. Yine yaşlı kadın, ‘hayır, bu iş bunun yapacağı bir iş değil, ona yardım eden biri olmalı’, dedi. Oğlana yine dedi:

“Bir hükmüm daha var, onu da yerine getireceksin! Yarın üç ata bir­den bineceksin. Eğer bunlardan düşmezsen, kızımı sana vereceğim.” Oğ­lan kızın yanma gitti, bunları ona söyledi, dedi:

“Bir hükmü daha yerine getirmeliyiz.” Kız ona dedi:

“Pekâla, sen rahat ol. İlk bindiğin at ben kendim, İkincisi kızkardeşim, üçüncüsü ise, diğer kızkardeşim olacak. İlk getirdikleri at küçük kız idi. Oğlan soldan bindi, sağdan indi. Bu at gitti, ikinci at geldi. Yine oğlan soldan bindi, sağdan indi. Bu at da gitti, üçüncü at geldi. Oğlan bu ata bindi, meğer bu, kendi karısı imiş, oğlan ona binince kaçtı. Anası baktı ki, oğlan bu şartı da yerine getirdi. Oğlanla kız, kıra çöle ulaştılar. Arka­larına dönüp bakınca, kızın anasının huri peri gibi geldiğini gördüler. Oğ­lan dedi:

“Ey Allahım, ne yapayım?” Kız dedi:

”Hiç korkma, iki tane kamış alıp denize girelim.” İki kamış alıp deni­ze girdiler, kamışlardan nefes aldılar. Kadın oraya gelip oraya varınca, baktı; hiç kimse yok. O zaman bir dua okudu, bütün denizin sulan çekil­di; oğlanla kız sudan çıktılar ve kaçtılar. Yine dönüp arkalarına baktılar ki, yetişmesine çok az var. Gide gide bir ormanlık yere vardılar. Bir dua oku­dular ve kendileri de bu ormanın ağacı gibi oldular. Kızla oğlan yine kaç­tılar, sonunda iki eve ulaştılar. Evlerin içine girince, oğlan kıza dedi:

“Şimdi anan gelir!” Kız dedi:

“Sen hiç kaygılanma.” Bir dua okudu; evlerin hepsi yerle bir oldu. Kı­zın anası buraya gelip ulaşınca, baktı ki, onlardan hiçbir haber yok. Anası gidince, kız yine dua okudu, burası evlere dönüştü. Soma oğlan dedi:

“Pekiyi, şimdi ne yapacağız?” Kız dedi:

“Hiç birşey. Gel, şimdi deniz yakındır. Bir dua okuyayım, ikimiz de balık olup denize girelim.” Oğlan dedi:

’Tekâla!” Kız bir dua okudu; her ikisi balık oldular. Kızın anası geldi, her ne kadar dolaştı ise, onları bulamadı. Kız ile oğlan balık olup bir ça­yın içinde yüzerler. Diğer yandan bu çayın içinde bir şehir olduğunu işit- mişlerdi. Bu şehre giderler, orada bir süre kaldıktan sonra, düğün yapar­lar. Periler şahının karısı, onlardan haber gelmeyince, dedi ki, ‘olsa olsa, onlar başka bir şehirde yaşıyorlardır.’ Sonra ona (kocası?) dedi ki:

“Ey baba, gel bunlardan vaz geç, onlar her yerde olabilir, şimdi düğün yapmış ve kan koca olmuşlardır.”


BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ