29 Mart Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti

Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti


Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi Romanının İncelemesi

Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi Ana Fikri

Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi Konusu

Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi Özeti

Güzide Sabri’nin ikinci romanıdır. Başkahraman Fikret’in hatıra defteri olay örgüsünü oluşturmaktadır. Yazar, bu romanını ‘Münevver’ romanındaki gibi çerçeve hikâye tarzını kullanarak yazmıştır. Aralarındaki fark sadece ana ana olayın ‘Münevver’ romanında, baş kişi tarafından bizzat anlatılması; bu romanda ise bunun romanın başkişisi Fikret’in hatıra defteri vasıtasıyla yapılmasıdır. Anlatıcının başkişi olma hususiyeti değişmemektedir.

Çerçeve hikâye, Suad ve onu ziyarete gelen arkadaşı Refik’in aralarında Fikret hakkında konuşmaya başlamaları ile başlar. Daha sonra Suad Fikret’in hatıra defterini ortaya çıkarır ve gün be gün yazdıklarının okunmasıyla ana olaya geçiş yapılır. Hatıra defterinde anlatılanlar son bulduktan sonra olanlar; Fikret’in ölümü ve Nejat’ın başına gelenler, Suad tarafından okuyucuya anlatılır. Böylece başta yarım kalan çerçeve burada ana olayı çevreleyerek tamamlanır.

Fikret’in annesi öldükten sonra, babası görev için yurt dışına gitmiş; burada ikinci kez evlenmiştir. Büyük annesiyle yaşayan ve hasta olan Fikret, kendisini muayeneye gelen Doktor Nejat ‘ı sevmektedir. Nejat da Fikret’ten hoşlanır fakat Nejat zaten evlidir ve çocuğu vardır. Bu yüzden Fikret ondan kaçar, onun evlilik teklifini kabul etmez ve bir süre sonra Said Bey ile evlendirilir.

Fikret, her an Nejat ‘ı düşündüğü halde İstanbul merkeze uzak bir çiftlikte Said Bey ile beraber yaşamaya başlar. Tabiat güzellikleri içinde Nejat’ın hayalini kurmaktan kendini alamaz. Kimsenin bilmediği bir şey vardır ki Said Bey Nejat’ın eşi Mediha’nın dayısıdır. Böylece okuyucu da Mediha ile Sait Bey’in akraba olduklarını öğrendikten sonra işler iyice karışır Mediha dayısını ziyaret etmek için Nejat ve çocukları ile birlikte çiftliğe gelir. Burada yeniden karşılaşan iki sevgilnin kalplerindeki sevgi yeniden alevlenir. İkisi de birbirlerini çok sevdiklerini daha iyi anlarlar. Fakat bu misafirlik boyunca birbirlerini tanıdıklarını belli bile etmezler.

Nejat aşk acısının da etkisiyle güçsüz kalır ve tifo hastalığına yakalanır. Hastalığı sırasında sürekli Fikret’in ismini sayıklar. Nejat’ın eşi zaten onun başkasını seviyor olduğundan ara sıra şüphelenmektedir. Böylece kocasının sevdiği kadının Fikret olduğunu anlar. Bunu amcasına anlatmakta da gecikmez. Fikret’le Nejat arasındaki aşktan haberdar olan Sait Bey, kendi köşesine çekilir, hayata küser ve bir süre sonra attan düşerek feci bir şekilde ölür.

Fikret bütün bu olanlar sebebiyle hastalığının da artmasıyla çok sıkıntılı günler geçirir. Ölümünün çok yakın olduğunu hisseder, ağzından sürekli kan gelmektedir. Bu yüzden İstanbul’a gelir. Kızı Nedret’i, yeğeni Suat’a teslim eder. Hatıra defterini de büyüyüp genç kızlık çağına geldiğinde kızına vermesi için yine Suat’a emanet eder.Fikret yaşadığı bütün acıları, hislerini hatıra defterinde dile getirmiştir. Nedret bu defteri okuduğu zaman, tanımaya fırsat bulamadan kaybettiği annesini, tanıyacak, anlayacak ve onun yaşadıklarından ibret alacaktır. Ölmek üzere olan ve bunu hisseden Fikret; artık korkmaya, çekinmeye ve kendisini ne kadar büyük bir aşkla sevmiş olduğunu Nejat’a itiraf eder. Sonra da yaşadığı bu acı hayata gönül rahatlığı ile veda eder.

Nejat yaşadıklarının şokunu atlatamaz ve aklını yitirir. Hiç konuşmadan aylarca yaşar, tedavi için yurt dışına gönderilir. Romanda Fikret’in hatıra defterindeki olaylar anlatılırken diyaloglara sıkça yer verilmesi olayın inandırıcılığını arttırmıştır. Aşk, kıskançlık, fedâkârlık ve ölüm temleri üzerine oturtulmuş bir roman olan ‘Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi’nde aşkın karşısına ahlaki ve ailevi değerlerin, sorumlulukların çıkması sebebiyle hissedilen iç çatışma zaman geçtikçe artar. Fikret hem sevmekte hem de sevmeye hakkı olmadığı bir kişiyi sevdiğini düşündüğü için büyük bir vicdan azabı yaşamaktadır.

Romanda büyük tesadüflerin yer alması romanı biraz basitleştirir. (Mediha’nın Said Bey’in yeğeni olması vs.)Fikret, Nejat’ı büyük bir aşkla, tutkuyla sevdiği halde, Said Bey’e hiçbir şekilde ihanet etmemiş fakat haksız yere ihanetle suçlanmıştır. O kadar temizdir ki aşkını ölüm anına kadar sevdiğine itiraf bile etmez.

Aşıkların dünyada kavuşamamaları ‘Münevver’ romanında olduğu gibi bu romanda da vardır. Romancının seçtiği bu vefakâr karakter Fikret, piyanoyu güzel bir şekilde çalan okumayı araştırmayı seven çalışkan ve zeki bir kadındır. Romanın başından beri zaten hastalıklı bir bünyeye sahip olan Fikret evlendikten sonra da hiç mutlu olmaz. Onu teselli eden tek şey kızı Nedret’in doğumu olur.

‘Münevver’ gibi ‘Ölmüş Bir Kadının Evrâk-ı Metrukesi’ de ferdi meselelerin his düzeyinde ele alındığı bir roman olarak nitelendirilebilir. Fakat bu romanda zayıf bir şekilde olsa da sosyal meselelere atıfta bulunulduğu görülmektedir. Nejat’ın karısıyla; Fikret’in, kocasıyla mutlu olamamasından haraketle evlilik meselelesinin romanda bir tem olarak yer aldığı söylenebilir. Fikret’in evli olduğu için Nejat’tan uzaklaşması çok eşliliğe karşı olması ile ilgilidir. Dolayısıyla çok eşliliğin de eserde söz konusu edildiği görülmektedir. Ayrıca Fikret’in ihanetle suçlanması ve erkekler karşısında güçsüz, ezilen halde bulunmasıyla kadın meselesini de okuyucuya hatırlatmaktadır. Bütün bu meselelerin, romanda geliştirilmediğini yeterince işlenmediğini belirtmek gerekir. Yazar bunu yapmak yerine, Fikret’in her şeye rağmen kocasına sadık kalmasına bağlı olarak güçlü bir ahlakî mesaj vermeyi tercih etmektedir.

Roman, soğuk şiddetli kar yağışı olan bir gecede başlar. Bu, olumsuzlukların ve zorlu bir kader mücadelesinin bir habercisi olarak algılanabilir. Romanın sonunda da enin bir baykuş ötüşü ve piyano sesi beraberce kahramanın hazin sonuyla birleşir.

Güzide Sabri, Fikret’in hatıra defterinin ‘kızıma, Çiftlik…30 Teşrin-i Sâni’adlı bölümünde bir bakıma kendi düşüncelerini Fikret’e söyletmiş, bütün genç kızlara bir ibret dersi vermek istemiştir:

“ Seni karşımda bir genç kız olarak görüyorum! Meğer insanlar gayr-i kabil-i husûl bir emelin hayaliyle de müteselli oluyorlarmış. Ama öyle bir genç kız ki… Bütün mezâyât-ı insâniyeye vâkıf, maalî pesend, meftûr u mehâsin, fezâil-i rûhiyesi bütün hissiyâtına hakim tekmil mevcûdiyeti birr-i letâfetle müzeyyen fakat… Aşktan mütehâşî, mütebâid, yalnız bedâ-yi-i tabiata meftûn, meclûb.

Kızım! Emin ol ki saadet-i hakîkiye izdivaçtadır. Hissin ile mütehassis bir zevçle birleşen hayatın refah ve huzuru en tatlı bir aşkın bütün ezvâkına muâdil bir saadet-i lâ-ye-zâldir. Aşk denilen bu illet ise lisân-ı üdebânın sevmediği bir felâketi muhribedir. Bunun lezzetinde bir zehir, saadetinde daima bir hicran vardır. Bunun bî- insaf bî-eman pençeleri altında nice bin genç hayatlar tebâh olup gitmiştir. İşte bak kızım hayatım sana bir ders-i ibrettir.”



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir