30 Mart Perşembe 2017
Ana Sayfa / Hikaye / Ömer Seyfettin İlk Namaz Hikayesinin İncelemesi Özeti Ana Fikri Konusu
Hikaye Tahlilleri

Ömer Seyfettin İlk Namaz Hikayesinin İncelemesi Özeti Ana Fikri Konusu


Ömer Seyfettin İlk Namaz Hikayesinin İncelemesi

Ömer Seyfettin İlk Namaz Hikayesinin Özeti

Ömer Seyfettin İlk Namaz Hikayesinin Ana Fikri

Ömer Seyfettin İlk Namaz Hikayesinin Konusu

İlk Namaz, birinci tekil şahsın anlatımıyla kaleme alınmıştır ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm ve üçüncü bölüm, bir çerçeve hikaye oluşturur. Hikayenin asıl konusunu teşkil eden “İlk Namaz”, birinci ve üçüncü bölümden her bakımdan farklı ve daha uzun olan ikinci bölümde anlatılır.

Anlatıcı-yazar, soğuk bir kış günü, sabah namazını kılmak için sıcak yatağından kalkar. Daha fecr-i sadık uyanmamıştır. Deniz, evler, her şey uykudadır. Yazar, evinin penceresinden dışardaki manzaraya gözlerini dikmiş, düşünürken; on beş sene evvel kıldığı ilk sabah namazını hatırlar. Böylece ikinci bölüme geçmiş oluruz. Henüz küçük bir çocuktur. Annesi onu şefkatle uyandırır ve Pervin (evin hizmetçisi) ile birlikte ona abdest aldırır. Bundan sonra küçük çocuk, annesiyle birlikte namaza durur. Annesini taklid ederek namazını kılmaktadır. Anne iftitah tekbirini kendisine uyarak, erkek gibi değil de kadın gibi alan oğlunu farza başlamadan uyarır ve onun yanlışını düzeltir. Yine sakin ve müşfiktir. Namazdan sonra oğluna Türkçe olarak nasıl dua edeceğini öğretir. Ona, uyuyup uyumayacağını sorar. Çocuk, bilmiyorum diye cevap verir. Annesinin isteği üzerine kitabını getirip dersini okur. Sonra anne onu kendi yatağına yatırır. Kendisi de pencerenin kenarına oturup Kur’ân-ı Kerim okumaya başlar. Melekler gibidir. Çocuk onun melek simasının hayali ve Kur’an okuyan sesinin tesiri altında dalar. Hikayenin üçüncü ve son bölümünde yazar, on beş sene öncesiyle şimdiki zamandaki halini mukayese eder. Şimdiki zamandaki halini beğenmemektedir. Kalbi ve ruhu yaralıdır. Kederler içindedir. Hayatında kabus olmayan sadece çocukluğu ve onun hatıratıdır.

Ömer Seyfeddin’in, yayımlanan bu ikinci hikayesinde, ilk hikayedeki acemilikten süratle sıyrılmayı başarmış olduğu görülmektedir. Hikayede olayın yapısı ve anlatımı son derece sağlamdır. Çerçeve hikayeyi oluşturan birinci ve üçüncü bölümlerle, ikinci bölüm arasında içerik bakımından söz konusu olan farklılık, anlatım biçiminde de kendini gösterir. Şimdiki zamanı veren birinci ve üçüncü bölümde cümleler uzun ve bu sebeple anlatım ağırdır; mekan soğuk ve karanlıktır. İkinci bölümde ise cümleler daha kısa, anlatım daha açık ve akıcıdır;

mekan sıcak ve aydınlıktır. Şimdiki zamandaki mutsuzluk ve geçmiş zamandaki mutluluk, hikayede böylece oldukça başarılı ve etkileyici bir şekilde anlatılmış olmaktadır. Ayrıca yazarın, hikayenin önemli iki kahramanı olan çocuk -ki bunun kendisi olduğu anlaşılmaktadır- ve annenin karakterleriyle son derece tabii olduğunu ve okuyucu üzerinde güçlü bir gerçeklik intibaı bıraktığını belirtmek gerekir.

Hikayenin son bölümünde yazarın içinde bulunduğu hal ile ilgili olarak dile getirdiği düşünceleri, hikayenin yazıldığı dönemin özelliklerine atfen okumak mümkün görünmektedir:

“Ah on beş sene evvelki sabavet ve şimdiki ben. Tatsız, neşvesiz, muhabbetsiz, aşksız ve heyecansız, her şeysiz, boş bir hiçten daha boş geçen hayat-ı serma-yı taab- âlud… Şimdi mülevves emellerle, hırslarla, hakikatte kıymetsiz olan baidü’l-vüsul arzularla, hasılı bütün bunların bir icmal-i mebhutu olan o sebepsiz ve tahammü-sûz bî kararlıklarla mecru olan ruhum, mecruh olan kalbim ve maneviyetim… Şimdi daha bu gece görülmüş gibi, on beş saniye evvel görülmüş ruhani bir rüya-yı kiymettar gibi, saadetleri unutulamayan ve zaten velveleli ve hüsran-hîz bir rüya olan bu ömr-i fani içinde yalnız kabusu olmayan sabavet ve hatıratı… Şimdi düşünüyorum ki, hayatta vu muztar ve şefkatsiz mazilerin güzariş-i ademinden mütehassıl ne garip bir hiçlik, ne zevalperver ve pür hayal bir beyhudelik, ne müphem, bir sür’at var.”



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir