29 Mart Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Özgür Mumcu Barış Makinesi Kitap Özeti
Barış Makinesi Kitap Özeti

Özgür Mumcu Barış Makinesi Kitap Özeti


Özgür Mumcu Barış Makinesi Kitap Özeti

“Barış Makinesi” 2016 yılında April Yayıncılık’tan çıkan 192 sayfalık bir roman. “Barış Makinesi” kitabının yazarı Uğur Mumcu’nun oğlu olan Özgür Mumcu. Özgür Mumcu “Barış Makinesi” romanı özgür irade ve yazgının işbirliğiyle tanışan Arif Bey, Mösyö Pierre’yi, Aşk hastası Dragan, Duru zekâsı ve keskin güzelliğiyle Céline’nin hayatı yaşadıkları anlatılıyor. “Barış Makinesi” Özgür Mumcu’nun mükemmele yakın ve akıcı üslubuyla kaleme alınmış.

Özgür Mumcu’nun kaleme almış olduğu “Barış Makinesi” kitabı tavsiye ettiğimiz kitaplardandır.

Barış Makinesi kitabından küçük bir bölüm

********************

…Celal, bir süre hastalıklı çamursu kahverenginden tatlı şifalı macun rengine dönen kadehine baktıktan sonra gözlerini adama çevirdi. Okuduğu tiyatro oyunu yetmişti, bir müsamereye taham­mülü kalmadığını belli ederek, yavaş ve kararlı konuştu:

“Şayet yazdıklarınıza güvenilebilirse, el yazınızdan ve gözle­rinizdeki nemden anladığım kadarıyla babam sizi Mösyö Pierre’e emanet etmeye ikna olmuş, Sahir Bey.”

Adam, kıstığı gözlerine rağmen gülümsemesini bozmadan ko­nuştu:

“Birden ışık. Birden çok hakikat… Baban söylerdi böyle. Be­raber sabahlara kadar içtiğimizde. Havanın mavileştiğini bile fark etmezdik. Ancak güneş kaçılmaz şekilde her yeri aydınlattığında birden suçüstü yakalanmış gibi kalakalırdık. O zaman bunu söy­lerdi. Omzuma iki defa vurur, ‘Hadi artık git, geç oldu’ derdi. Her defasında. Ritüelleri olan bir adamdı. Şair adamdı baban.”

Celal, kadehin geri kalanını bir defada içtikten sonra, komi­serden kalan son sigarasını ağzına götürdü. Yakmadan konuştu:

“Oyununuz üç sahne ve bir perdeden ibaret. Beni buraya kadar geri kalanını vermek için getirmediğinizi zannediyorum.”

Sahir, hafifçe yaşarmış gözlerini, ceketinin ön cebinden kıp­kırmızı dil çıkartan mendiline sildi. Gözleri, içlerine duman rengi birer kedi kurulup uyuya kalmış gibi griydi. İki gözünün de akı belli belirsiz iç çekip yaşarıyordu.

Celal sinirini saklamadan devam etti:

“Babamın şair olduğunu ilk defa sizden duyuyorum. Hakikaten incelikli biriydi ve tüy gibi kibardı. Fakat Sahir Bey, sizinle sabah­lara kadar içecek biri de değildi. Kırk yılın başı kahvesinin yanında i usulen içtiği likör haricinde içkiye elini sürdüğünü de görmedim.”

“Doğrudur evladım Celal, portakal likörü. Kendi yapardı değil mi? Tarifi kolaydır aslında. Sabahları beni göndermeden evvel illa bir tane içirirdi…

********************




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir