25 Mart Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Rehnümâ-yı İnkılap Kitabının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti

Rehnümâ-yı İnkılap Kitabının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti


Rehnümâ-yı İnkılap Kitabının İncelemesi

Rehnümâ-yı İnkılap Ana Fikri

Rehnümâ-yı İnkılap Konusu

Rehnümâ-yı İnkılap Özeti

Kitap, on bölümden oluşur:

  • Mukaddime
  • Tarih-i Osmaniyeye Bir Nazar
  • Şehzadeler
  • Padişahlar
  • Vükelâ
  • Menba’-ı Seyyiat
  • Hukuk-ı millet ve hükümdarı hakkında bazı tetebbuât
  • Kanun-ı Esâsi Mübahasesi
  • Çare-i Selamet
  • Netice

Ahmed Saib, mukaddime bölümünde kitap hakkında bazı açıklamlar yapar ve ‘Rehnümâ-yı İnkılab’ı tarafsız bir bakışla yazdığım belirtir. Bu açıklamalardan sonra kısaca Osmanlı tarihine değinilip, Osmanlılar için halifeliği elinde bulundurup İslam aleminde söz sahibi olmanın ne büyük bir şeref olduğu, Osmanlı Devleti’nin bu suretle dört asırdan beri önemli bir mevki ve mertebe bulunduğu ve bu devletin sadece doğuda değil batıda da büyük başarılar gerçekleştirdiği ifade edilir ve söz yeniden güçlü bir iktidara ve hükümete sahip olunması gerektiği hususuna getirilir.

Eserde bir zamanlar güç otoritesini elinde bulunduran Osmanlı’nın şu an içinde bulunduğu durum değerlendirilirken milletin hâlâ güçlü melekelere sahip olduğu dile getirilir, Pelevne ve Şipka’daki başarılar örnek olarak zikredilir.

Üçüncü bölümde yazar, içinde bulunulan durumu, şehzadelere verilen eğitimin yetersizliğine ve onların mecbur bırakıldıkları hayat tarzına bağlar: “…Devlet-i Âliye’nin inhitâta düçar olduğu zaman hanedân-ı Osmânî şehzadelerinin terbiye ve mâişetleri bu hal-i esef-i engizi kesb etmiştir.”

Ahmed Saib, son dönemde hüküm sürmüş padişahları sırasıyla tanıttıktan, yaptıkları yenilik ve faaliyetlerden bahsettikten sonra, Sultan II. Abdülhamid devrinde görülen sıkıntı ve fenalıkların hiç bir padişah zamanında görülmediğini iddia eder. Vükelâlar kısmında Reşid, Krbrıslı Mehmed ve Midhat Paşalardan bahsedilir. Menba-ı Seyyiat bölümde “vaz’ olunan kanunun zaman ve asra muvafık olması şartı”üzerinde durulur.

‘Hukuk-ı Millet ve Hükümdarı Hakkında Bazı Tetbiat’ başlığı altında devletin geleceğinin güvencesi için Kanun-i Esasi’nin çok önemli olduğu vurgulanır:

“…şu veraset-i hanedan meselesi yalnız Devlet-i Âliyye’de Kanun-i Esâsi vaz’ına vâbeste ve mütevakkıf olduğu gibi bu meclisin tesisi diğer mülahazat-ı ciddiye için dahi lazımdır.”

‘Kanun-i Esâsi Mübâhasesi’ bir önceki bölümde değinilen Kanun-i Esâsi konusunun daha geniş ele alınmış biçimidir. Devletin, ona bağlı olarak milletin içinde bulunduğu sıkıntılar padişahın kötü yönetiminden kaynaklanır fakat bu padişahın değişmesi bile bulunulan durumu değiştiremez çünkü iyileşme için yeni ve iyi bir yönetim şeklinin gelmesi gereklidir. Değişimin gerekliliğinin şart olduğunu düşünen Saib, selamet yolu olarak Kanun-i Esâsi’yi tavsiye eder. Bu müessesenin tesis edilmemesi halinde, vatanın geleceğini hiç de içi açıcı gömeyen yazar, sarayın yeniliklere kapalı olmasından dolayı şikâyetçidir.

Son dönemlerde millet hiçbir söz hakkına sahip değildir fakat bu durum şeriat-ı İslamiye’ye ve akla uygun görülmez. Bu sebeple istibdâd korkunç bir şeydir. Bununla birlikte bir hükümdar ne kadar kötü olursa olsun onu doğuran millettir. Geçmişte hükümdarlık ve halifelik görevlerinin başarılı bir şekilde yapılmış olduğunu söyleyen yazar, son dönemler içinse aynı görüşte değildir:

“ Hânedân-ı Osmânî padişahlarının son devirlerde tuttukları tarik ise büsbütün başkadır(…)Memâlik-i Osmâniye-yi keyf ü zevk ü hüsranlarını icraya mahsus ve Cenâb-ı Hak tarafından şahıslarına itâ buyurulan bir ihsan bilirler.”

Ahmed Saib’e göre ülkenin en ufak bir sıkıntısı için canla başla koşacak gerekirse canını feda edecek olan millettir; bu sebeple milletin devlet üzerindeki hakkının ortaya çıkarılması gerekir. Yazar, bu açıklamaları yaptıktan sonra, milletin haklarını savunabilmesi için mebuslar meclisinin bulunduğunu belirtip Avrupa ve Osmanlı arasındaki yönetim farkını ortaya koyar sonra da şu soruyu sorar:

“Biz dahi vatanımızın imârını, hükümetimizin ıslahını istiyor muyuz?”

Okuyucusunu yaptığı karşılaştırma ve açıklamalarla fikri olarak Meşrutiyet’e hazır hale getiren Ahmed Saib, bahsettiği imarın vatanda ancak Kanun-i Esâsi ile gerçekleştirilebileceğini, bu sebeple de Meşrutiyet’in ilan edilmesinin en doğru tercih olacağını belirtir. Ona göre padişah ve şehzadeler, istibdad yönetiminde alamadıkları terbiye ve ve tahsili, Meşrutiyet idaresiyle alacaklardır. Bu şekilde başa gelmiş bir padişah da millete hak ettiği parlak işleri gösterebilecektir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir